7.BÖLÜM: Ceket

1545 Words
Prensti gerçekten bu. Kaskatı kesilmiştim yanında. Nasıl anlamıştı ben olduğumu? Hâlbuki kasktan sadece ağzım gözüküyordu. Bana göz ucuyla baktıktan sonra "Ne güzel dans ediyordun, neden geldin yanıma?"dedi imalı bir şekilde. "Ne?" Ne demek istemişti şimdi? "Faruk diyorum. Tam birbirinizi bulmuşsunuz." "Ne? Alakası yok. Ben onu tanımıyorum bile. Hem bu ne demek oluyor şimdi?" "Ne demekse o demek! Şimdi beni rahat bırak!" "Hiç kimseyi tanımıyorum. Nereye gideyim?" "Farukçuğun var ya, onunla istediğini yaparsın işte!" Niye Faruk'a bu kadar takmıştı ki bu? "Dedim ya onu tanımıyorum. Bir anda çekti beni dans pistine." "Neyse, beni ilgilendirmez! Hem madem kimseyi tanımıyorsun niye geldin buraya? Üstelik dün o kadar özgüvenini konuşturup laf soktuktan sonra!" "Ne için olacak? Tabi ki senin için. Yani korumak için." Prens gülümsedi. Ama hemen eski haline döndü. "Yine başlama lütfen." "İyi! Benimle konuşmak istemeyen birini zorlayacak değilim."dedikten sonra uzun bir süre o da, ben de hiç konuşmadık. Öyle ki uykum bile gelmişti. Prens arada bir gidip gelse de hep yanıma oturmuştu. Saat gittikçe geç oluyordu. Prens kalksa ben de kalkacaktım ama kalkacağı yok gibiydi. Annemler merak edecekti şimdi. Sürekli esnemekten ağzım yarılmış vaziyetteydi. İşin kötüsü göz kapaklarım gittikçe ağırlaşıyordu. Prense dönüp sordum. "Bu parti daha ne kadar sürecek böyle?" "Gece yarısının sonuna kadar. Hatta belki daha fazla bile." "Ne!? Bu insanlar ne yiyorlar böyle? Gecenin geç saatlerine kadar bu enerjiyi nereden buluyorlar?" "Ne o? Sıkıldın mı? İstersen gidebilirsin."derken gülümsediğini görebiliyordum az çok. Sonra ise göz kapaklarım artık iradem dışı kapanmaya yüz tutarken başka hiçbir şey hatırlamıyordum. Sanırım uyuyacaktım... *** Hiray, Meyra'nın uyuduğunu ancak yeni fark edebilmişti. Rahat etsin diye başındaki kaskı çıkardı. Sonra bir an gözlerini alamadığını hissetti. Bu kızla tanıştığından beri saçlarının güzel kokusu onu mahvediyordu. İlk baharın taze meyvelerinin karışımı gibi kokuyordu. Ferah ve huzurlu bir koku onun için fazlasıyla sıra dışıydı. Dayanamadı ve kızın saçlarına dokunup kokuyu içine çekti. Yumuşacık, simsiyah saçlarını at kuyruğu yapmıştı. Önde ikiye ayrılmış bir kahkülü vardı ama onu da düzgünce toplayıp saçlarına eklemişti. Sonrasında gözleri istemsizce yüzünde dolaşmaya başladı. Buğday teninin üzerinde siyah, ince kaşları, simsiyah uzun kirpiklerinin altındaki gözleri sanki doğal sürme çekilmiş gibiydi. Koca koyu kahve gözleri ise ayrı bir bakma sebebi olabilirdi. Zira çok az kişide böyle mütevazı gözler olduğunu bilirdi. İnce burnu, pembe dudakları ile hafif al yanakları yüzüne ayrı bir yakışıyordu sanki. Siyah pantolonunun üzerine bataklık yeşili bir gömlek, gömleğin üstüne de kot ceket giymişti. Genç adam ne kadar uğraşırsa uğraşsın, gözlerini ondan alamıyordu bir türlü. O kadar masum uyuyordu ki... Daha tanışalı iki gün olmuşken bu kıza duyduğu bu tuhaf hisler de neyin nesiydi böyle? Dikkati boynundaki kolyeye takıldı. Eline alıp inceledi. Üstünde adı yazıyordu. Meyra... Güzel bir isim sayılırdı. Sanki özellikle ona yakışıyordu. Kendini kaptırdığı düşüncelerden başını her iki yana sallayarak sıyrıldı. Ardından onunla ne yapacağı sorusu geldi aklına. Onu burada, bu şekilde bırakması söz konusu bile olamazdı. Fakat ne kadar düşünse de mantıklı bir çözüm bulamadığı için kızı kucağına aldı. Çıkmaya hazırlanıyordu ki Nehir'in bakışlarına yakalandı. Nehir, Meyra'ya öldürecekmiş gibi bakıyordu. Hiray'a ise kırgın... Hoşlandığı çocuğun başka bir kızla ilgilendiğini görmek onu fena halde çıldırtmıştı. Bu kız artık kesinlikle bir numaralı düşmanıydı. Önce kantinde herkesin önünde kendisini küçük düşürmüş, şimdi de yıllardır peşinde olduğu çocuğa göz dikmişti. Bu kız, yaptıklarının bedelini mutlaka ödeyecekti. Hiray'ı ona kaptırmaya hiç niyeti yoktu. Onu senelerdir tanımasına rağmen daha iki gündür tanıştığı kız, onu nasıl bu kadar etkilemiş olabilirdi ki? Güya partiye de o kadar laf etmişti ama nedense uzak da kalamamıştı. Bunun sebebi mutlaka Hiray olmalıydı. O kız Hiray'ın peşindeydi! Ama o da Nehir ise o kıza gününü gösterecekti! Hiray etrafındaki bakışları umursamadan dışarı çıktı ve arabasının ön koltuğuna Meyra'yı yavaşça yerleştirdi. İyi de onu nereye götürecekti? Adresini bilmiyordu ki. Arabaya bindikten sonra kızın ceketinin cebinden telefonunun çaldığını gördü. "Ablam arıyor..." Aramayı cevaplandırdı genç adam. Böylelikle onu nereye götüreceğini de öğrenebilirdi. "Alo, Meyra? Kızım neden açmıyorsun telefonunu? Annemler meraktan ölmüş, haberin var mı?" "Efendim, merhabalar. Ben Meyra'nın arkadaşıyım. Kendisi uyuyakaldı da nereye getirmem gerekiyor?" "Uyuya mı kaldı? O zaman onu bana getir canım. Annemler bu durumu hoş karşılamayabilirler." "Pekâlâ. Siz bana konum atın o zaman. Kardeşinizi oraya getireyim. Meyra'nın telefonunun önünde şifre var ama?" "Tamam. Çok teşekkür ediyorum. Şifreyi söyleyeyim ben, ***" "Rica ederim. Tamam o zaman. Görüşmek üzere."deyip kapattı. Konumu araçtaki ekrana girdikten sonra telefonu geri, kızın cebine koyarken titrediğini gördü. Hemen ceketini çıkarıp üzerine örttü. Meyra ceketin kollarından kollarını geçirince genç adam başta şaşırsa da sonra ister istemez gülmüştü. Ne kadar da tuhaf bir kızdı bu böyle... *** Hiray yine Meyra'yı kucakladığı gibi ablasının evindeki koltuklardan birine yatırmıştı. Ablası üzerine battaniye örtecekti ki ceketi fark etti. "Bu senin ceketin mi?"dedi genç adama dönerek. "Evet ama önemli değil, üzerinde kalabilir." "Bizim deli kız ceketi ters giymiş. Şimdi istesem de çıkaramam ki."diye güldü. Hiray da güldü gayri ihtiyari. "Biliyor musun küçüklüğünden beri böyle tuhaf alışkanlıkları vardır. Neyse her şey için çok sağ ol. Sana da zahmet verdik ...?" "Hiray." "Çok sağ ol Hiray, gerçekten." "Hiç önemli değil. İyi geceler size." "Sana da."deyip kapıyı arkasından kapadı. Sonra da Meyra'nın yanına gelerek gülümsedi. Bu çocuk tam olarak kimdi? Bu kadar yakışıklı ve dünya güzeli bir meteorun kız kardeşi ile ne işi olabilirdi? Bu soruların cevabını ancak Meyra uyandıktan sonra öğreneceği kesindi. *** Gözlerimi açtığımda bir koltukta yatıyordum. Koltuk tanıdık gelirken etrafa bakmamla ablamın evinde olduğunu anlamıştım. Fakat, ben buraya nasıl gelmiştim ki? Hiçbir şey hatırlamıyordum. Doğrulduğumda üzerimde bir erkek ceketi olduğunu fark ettim. Hem de ters giydirilmiş bir ceket. Ah olamaz! Yoksa bu prensin ceketi miydi? "Demek sonunda uyandın seni uykucu tosbağa?"dedi ablam elinde tabaklarla yemek masasına doğru giderken. Sanırım kahvaltıyı hazırlıyordu. "Abla ben buraya nasıl geldim?"dedim endişeli bir şekilde. "Aa seni buraya o yakışıklı meteor getirdi." "Onu nereden tanıyorsun sen abla?" "Dün gece tanıştık. Şimdi kalkıp elini yüzünü yıkıyorsun ve kahvaltıya oturuyorsun. Sonra da bana her şeyi anlatıyorsun." "Eniştem?" "O çoktan işe gitti canım, hadi bakalım."dedi ve mutfağa döndü. Ben de bu arada elimi yüzümü yıkayıp masaya geçtim. Ablam da çayları getirdikten sonra oturdu. "Ee hadi bakalım dökül." "Ne döküleyim abla?"dedim biraz ürkerek. Ablam istediğini almadan durmayacaktı biliyorum ama direnecektim. "Dün gece neler oldu? Ve o çocuk kim, seni nereden tanıyor?" "Bir şey olmadı ki. Sadece bir partiye gittim, uyuyakalmışım. O da sağ olsun, beni bırakmış. Hepsi bu." "Neden başkası değil de o getirdi peki?"dedi gözlerini kısarak. "Arkadaşım da ondan." "Gerçekten hepsi bu mu?" "Bu." "Emin misin?" "Ay evet abla." "İyi, öyle diyorsan..." Oh be sonunda! Hiç hoşlanmıyordum bu tür konuşmalardan. Kahvaltımı bitirdikten sonra ablama döndüm. "Ablacığım saat kaç? Ben eve gideyim artık." "Bugün dersin yoktu değil mi? Bu arada saat dokuza geliyor." "Evet. Gidip evde bir güzel dinleneceğim. Saat de epey ilerlemiş. Kahvaltı için teşekkür ediyorum ablacığım. Ben artık çıkayım."diye ablamı öptükten sonra çıktım. Apartmandan çıkıp durağa gelince koluma astığım cekete baktım. Dün gece uyuyakaldığım için motorsikleti orada unutmuştum. Emanetti o bana. Eve geçip üstümü değiştirdikten sonra gidip motorsikleti alacaktım. Tabi hâlâ orada ise! Ah Meyra! Uyuyakalacak zaman mıydı? Otobüse binip eve geldikten sonra bahçedeki bir köşede motorsikleti fark ettim. Buraya nasıl gelmişti ki? Taye'nin işi olmalıydı bu. Ama bunu nasıl başarmıştı? Canım kuşum, küçük cüssesi ile neler de yapıyordu? Hâlâ aklım almıyordu gerçekten. İçimden ona teşekkür edip eve, odama geçtim ve direkt duşa girdim. Şükür ki ablam akşam annemleri arayıp onun yanında olduğumu söylemiş de paçayı son anda kurtarmıştım. Duştan sonra annemlerle birlikte temizlik yapmıştık. Ertesi güne kadar da kitap okumuştum. Temizlikle içimde biriken kötü enerjiyi atmış, kitap okuyarak da mental olarak dinlenmiştim. Sakin, güzel bir gündü. Ertesi gün spor kıyafetler giyip okula gittim. İlk derse girdikten sonra kantine gittim. Elimdeki poşette ütülü ceketin sahibini arıyordum. Yani prensi. Onu tek başına oturmuş, kitap okuduğunu görünce şükrettim. Arkadaşları orada olsaydı hayatta gidemezdim yanına. "Merhaba? Oturabilir miyim?" Beni hiç takmadan başını salladı. Biraz bozulsam da oturdum ve çantalı poşetten ceketini çıkardım. "Ceketini getirmiştim. Her şey için çok teşekkürler. Sana çok zahmet verdim." "Rica ederim ve önemli değil."dedi yine hiç bakmadan. Sanırım yanında olmamdan rahatsız oluyordu. "Sana iyi okumalar. Ben gideyim." Başını salladı yine sadece. Gerçekten bu kırıcı tavırlarına çok içerlemiştim ama belli etmeden yanından sessizce uzaklaştım. Taye'yi bulmak amacıyla bahçeye çıktım. Mutlaka buralarda bir yerde olmalıydı. Derken omuzumda belirdi. "Taye nerelerdesin sen? Çok merak ettim seni. Dün geceden beridir yoksun. Hem motorsikleti bahçeye bırakan sen miydin?" "Bir şey değil." "Merak ediyorum da bunu nasıl yaptın?" "Bırak o da bende kalsın Mey. Sen gelenlere bak?"deyip pır pır uçtu. Dediği yöne baktığımda o kızı gördüm. Prense ilgisi olan sarışın kız ve arkadaşları. "Ne demiştin? Partiniz şöyle, partiniz böyle. Laf sokmalarında çok özgüvenliydin ama yine de o yerden yere vurduğun partiye geldin?" "Sana açıklama yapmak zorunda değilim." Kahkaha atıp güldüler. "Kendini erken belli ettin tatlım. Ucuz ve kalitesiz." "Bunu bana sen mi söylüyorsun? Seni istenmeyen bir adamın peşinde palyaçoya dönmüşsün. Bir sirk gösterin eksik." Kız öyle bir sinirlendi ki teni kırmızıya çaldı adeta. "Sen! Sen ne dedin bana az önce he!"deyip omuzumdan ittirdi üst üste. Elini ittirip "Ne oldu? Sen benimle kaba bir şekilde konuşurken benim nazik olmamı beklemiyordun değil mi?"dedim. "Bu kız çok kaşınıyor. Tutun şunu kızlar. Güzelce benzeteyim de bana diklenmek neymiş görsün!"deyince içimden güldüm. Benim aldığım o kadar eğitim ve dövüş sanatları karşısında ne yapacaklardı çok merak ediyorum. Bunu öğrenmek için ise yandaşlarının kollarımı tutmasına karşı çıkmadım. Sarışın kız elini yumruk yapıp tam suratıma indiriyordu ki ben hamle yapmadan önce onun elini başka bir el tuttu. "Nehir ne yaptığını sanıyorsun!" "Hiray?" Hiray mı? Prensin Dünya'daki adı da buydu yani? Değişmemişti. Buna sevinmiştim. Hiray... -Bölüm Sonu-
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD