6.BÖLÜM: Parti

1228 Words
Üzgün bir şekilde dururken Taye geldi. "Neyin var? Canın sıkılmışa benziyor." "Hiray... Onu çok üzdüm ve çok kötü hissediyorum. Şimdi ne yapacağım?" "Üzülme. Onunla konuşman yeterli. Sorun hallolur." "Konuşayım değil mi? Sağ ol Taye. Peki onu yakınlarda bir yerde görüyor musun?" Taye havalanıp etrafı gözledi. "Heh şurada." "Onun olduğunu nereden anladın? Ben sana henüz onu göstermemiştim." "Demin buraya doğru geldiğinde kolyenin sinyal verdiğini gördüm. Şüphelenmesin diye aniden uçtum zaten." "Anladım. Nerede tam olarak?" "İçeri giriyor. Hadi Mey. Hemen peşinden git." Toparlanıp yine takip işine başladım. Onu görünce arkasından "Hiray!"diye bağıracaktım ki kraliçenin sözünü hatırladım. "Saynah onu bulamasınlar diye farklı bir isim vermiş olabilir. O yüzden onu bizzat Hiray diye çağırma. Önce dünyada onu hangi isimle çağırıyorlar, onu öğren." "Hey! Hey bekle."deyince durup baktı ama tekrar yoluna devam etti. "Beklesene. Ben aslında öyle demek istememiştim." En sonunda durdu ve bana döndü. "Ya ne demek istedin küçük hanım!" "Ben... Aslında ben..." "Tamam, anladım."deyip tam gidecekken elinden yakaladım. Çok şaşırmıştı. Ben ne yapıyordum böyle! Elini bırakıp "O kızın sana çok fazla yaklaşmasını istemiyorum."dedim. "Ne, neden?"diye hafifçe gülümsedi. Sanki hoşuna gitmişti. "Çünkü o da seni öldürmek istiyor olabilir. Kimseye güvenemeyiz." "Öldürmek mi? O beni neden öldürmek istesin ki? Sen ne saçmalıyorsun böyle? Yoksa polis misin?" "Hayır polis değilim. Sadece seni korumaya çalışıyorum." "Sen mi koruyacaksın? Ayrıca neden?"diye tekrar gülümsedi. "Şey, çünkü... Çünkü düşmanların var ve ben seni korumakla görevliyim." "Anlamıyorum, kim benim düşmanlarım?" "Bunu şimdi söyleyemem. Zamanı geldiğinde her şeyi öğreneceksin." "Seni polis teşkilatı mı görevlendirdi?" "Hayır." "Anladım. Sen bir kaçık olmalısın."deyip gitti. Ben de yine arkasından bakakaldım. Ona ancak bu kadarını açıklayabilirdim. Daha fazlasını zamanı gelmeden açıklarsam prensi ikna etmem imkan dışı haline gelebilirdi. Derken arkamdan bir ses duydum. "Boşuna uğraşıyorsun. Tipi değilsin." Arkama döndüğümde kapşonlu, sarı bir üst ve siyah pantolon giymiş, tüm saçlarını yan yatırmış, mütevazı bir yüze sahip bir çocukla karşılaştım. En az prens kadar yakışıklı ve iyi bir fiziği vardı. "Benim amacım farklı beyefendi." Bana yaklaştı. "Öyle mi? Neymiş senin amacın?" "Seni ilgilendirecek bir konu değil. Bu sadece ikimizin arasında." "Vay canına! Söylediğine bakılırsa aranızda güçlü bir bağ var ama ondan hoşlanmıyorsun." "Konuyu nereye getirmeye çalışıyorsun?" O uzun boyu ile hafifçe üzerime eğildi. Elleri de cebindeydi. Bu yaptığına o kadar şaşırmıştım ki birkaç adım geri gitmeden edemedim. "Daha önce hiç biriyle çıktığın oldu mu?" "Bundan sana ne! Ama kendinle karıştırma diye söylüyorum. Hayır, hiç kimseyle çıkmadım. Çıkmam da! O taraklarda bezim yok benim." "Pekâlâ. Kendini buna hazırlasan iyi edersin." "Neye? Anlamadım. Ne demek istiyorsun!?" "Yakında anlarsın."dedi ve göz kırptı. Sonra da üst katlardan birine çıktı. Gitmeden önce yüzünden hiç kaybolmayan sırıtmanın anlamını çözmeye çalışıyordum ama pek becerdiğim söylenemezdi. "Ne düşünüyorsun?" Bu Taye'ydi. "Hemen kraliçe ile görüşmem lazım Taye. Pearl'a gidiyoruz." *** "Demek öyle?" "Evet kraliçem. Benden resmen nefret ediyor. Ne yapacağım?"dedim endişeli bir şekilde. "İşte bu iyi olmadı. Kayrınlar harekete geçmiş durumda. Senin geldiğini haber almışlar ve onlar da en az bizim gibi prensin muhafızının gelmesinin onlar için kötü bir şey olduğunu biliyorlar. Şu an dünyada, oğlumu öldürebilmek için fırsat kolluyorlar." "Ne!? Ama nasıl olur?" Kraliçe sözümü kesti. Omuzlarımı tuttu ve "Bak Meyra! Bundan sonra çok daha dikkatli olmak zorundasın. Hiray'ı gözünün önünden ayırmayacaksın. Aksi takdirde prensimin hayatı tehlikeye girebilir."dedi. Çok korkmuş görünüyordu. "Kraliçem bir şey sorabilir miyim?" "Tabi." "Siz anlatmıştınız. Kız kardeşiniz kayrınlarla iş birliğinde içerisinde prensi dünyaya kaçırmıştı. Peki şimdi nasıl olur da kayrınlar prensin yerini bilmezler?" "Çünkü Saynah dünyaya saklandıktan sonra muhtemelen kayrınların prensi öldürmek isteyeceğini biliyordu. Kayrınların egemenliği ancak bu şekilde sağlanabilir çünkü. Fakat Saynah Hiray'ın gücünün farkında. Bu yüzden kayrınlara da ihanet etmiş olmalı. Maalesef kız kardeşim küçüklüğümüzden beri hep kendi menfaatine önem verdi."dedi kraliçe dökümlü kraliyet elbisesiyle yürüyerek. "Prensi buraya gizlice getirsek ya kraliçem?" "Bu işe yaramaz. Gücü ancak kendi iradesiyle hayat bulabilir. O yüzden senden onu korumanı ve ikna etmeni istiyorum ya."dedi bana dönerek. Ona cevap verecektim ki sözüm bu sefer çalınan kapı ile bölünmüştü. Kraliçe içeri buyur ettikten sonra Caha geldi ve günlük rapor verdi. "Meyra? Ne düşünüyorsun öyle kara kara?" "Orada onlara o kadar dikildikten sonra partiye nasıl gireceğimi düşünüyorum. Kraliçe mutlaka o partiye gitmelisin dedi de. Orada kayrınlar da olacakmış." "Hımm... Bakalım senin için ne yapabiliriz?"dedi Caha eli çenesinde düşünerek. Kraliçe gülümsedi. "Merak etme Meyra. Caha ne yapar eder, seni o partiye sokar canım." "Aynen öyle kraliçem. Sen dünyaya dön Meyra. Parti ne zamandı?" "Hemen yarın." "Tamam. Sen hazır ol sadece. O partiye mutlaka gireceksin." Ne diyelim? Umarım dedikleri gibi olur... *** Partinin yapılacağı mekanın önündeydim. Caha mutlaka gireceksin demişti ama herhangi bir gelişme yoktu. Alacağın olsun Caha! Şükür ki benim bir planım vardı. Elimdeki kaskı başıma geçirip boş pizza kutusunu aldım. Bu şekilde beni tanımaları imkansızdı. Dün onlara o kadar laf attıktan sonra beni hayatta partiye almazlardı. Gerçi her türlü almayacaklardı. En azından girdiğim bu kılıkla içeri girebileceğim ve prensi koruyabilecektim. Yani umarım. Motorumu sağlam bir yere park etmiştim. O sırada yanımda olan Taye'ye döndüm. "Taye, sen burada kal. Eğer bir aksilik olursa beni uyarırsın. Anlaştık mı?" "Sen merak etme. Dışarısı benim kontrolüm altında. Sen çok dikkatli ol." Ona başımı sallayıp içeri girmek için yol aldım. Bazen Taye'nin bu tür güçlerine şaşırmadan edemiyordum. Kapıda iki koruma vardı. Sesimi kalınlaştırarak konuştum. "Pizza siparişi vardı." "Tamam bize ver, biz iletiriz birader." "Olmaz! Arayan kişi özellikle bana ulaştır dedi. Korumalar ellerse onları kovarım dedi. Bakın o yüzden ben de eldiven taktım." Korumalar birbirine bakıp yutkundu. "Pekâlâ. Geç bakalım." Oley be! Ta dışarıdan duyulan müzik kulak zarımı adeta yırtarken buna dayanmaya güç yetirip girdim içeri. Kalabalık hat safhada idi. Prens neredeydi acaba? Etrafa bakınırken yiyecek masasını görünce karnım guruldadı. Pearl'dan döndüğümden beri doğru düzgün bir şey yememiştim. Tüm zamanımı o motoru, kaskı ve pizza kutusunu bulmakla geçirmiştim. Dayanamayıp yiyecek masasının oraya gittim. Yok yoktu. İştahım kabarmıştı. Kaskımın önünü hafiften açtım ve atıştırmalıklardan birer ikişer yerken başımı kaldırdım. Bir de ne göreyim? Karşı duvarda prens ve o sarışın afet vardı. O sarışın kız yine prensi bir şeye zorluyor gibiydi. Herhalde dans için ısrar ediyordu. Çünkü birçok çift dans ediyordu. Sarışın kızın bir an sevindiğini görünce prensin ikna olduğunu anlamış oldum. Sarışın kız, hemen koşup müziği değiştirdi ve romantik bir şarkı çalmaya başladı. Prens ve o sarışın kız gibi diğer çiftler de bu romantik şarkı eşliğinde dans etmeye başlamıştı. O sarışın kız prense o kadar sokulmuştu ki gören de birileri prensi ondan çalacaktı. Prensin bu kadar rahatsız olmamasına şaşmamalı. Derken içlerinden biri beni çekip dans alanına götürdü. Bu o, ukala çocuktu. Dün, okulda benimle tuhaf tuhaf konuşan çocuktu. Belimden tutup kendine çekti ve elimi tutup dans etmeye başladı. Ben ne kadar kurtulmak için debelensem de o daha sıkı tutuyordu. "Arkadaşım bıraksana beni! Sülük gibi yapıştın belime." "Olmaz. Şu an dans ediyoruz, bırakamam." "Seni tanımıyorum bile! Ne dansı?" "Faruk. İşte, artık tanıyorsun. Adım Faruk."dedi ve ardından "Senin aksine ben seni tanıyorum Meyra."diye ekledi. "Adımı nasıl-"diyecek oldum ki kolyemi gösterdi. Dışarı çıkmıştı. Demek adımı kolyemden öğrenmişti. "Bana, benimle dans eder misin diye teklifte bulunduğunu hatırlamıyorum." "Eğer teklif etseydim kabul eder miydin?"deyince başımı her iki yana doğru salladım. "Ben de bu cevabı bildiğimden yaptım zaten." "Yahu senin benimle derdin ne? Neden beni rahat bırakmıyorsun? İşim gücüm var. Seninle mi uğraşacağım?" Birden tek elimi tutup beni etrafımda döndürdü ve tekrar belime yapıştı. Ne yapsam kurtulamıyordum şu çocuktan! Prens giderse ne yapacaktım? Beni boş yere oyalıyordu bu çocuk. Sonunda telefonu çalınca beni bıraktı ve "Hemen döneceğim."deyip gidince rahat bir nefes verdim. Dans etmekten o kadar yorulmuştum ki kendimi gelişi güzel bir koltuğa bıraktım. "Kendini iyi kamufle etmişsin. Hiç tanıyamadım doğrusu!" Bu kinayeli ses... Prensti bu. -Bölüm Sonu-
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD