5.BÖLÜM: Kayıp Prens

1178 Words
"Ne!" "Taye ben ne kadar salağım ya!"deyip alnıma vurdum. Taye ise güldü. O gülünce ben de güldüm. "Kendine böyle yakıştırmalar yapma lütfen Mey. Sana sebebini daha sonra açıklayacağım. Şimdi sırası değil maalesef. Şimdi! Çok uzaklaşmış olamaz. Onu bir daha görsen tanırsın değil mi?" "Evet, tabi. Zaten nasıl bir anda ortadan kayboldu anlamadım." "Hadi o zaman hemen etrafa bakınalım." Başımı sallayıp harekete geçtim. Önce bahçeye bakınmıştık. Hiçbir yerde göremeyince kantine, oradan da okul koridorları derken sonuç olumsuz idi maalesef. Prens olduğunu düşündüğüm çocuk, hiçbir yerde yoktu. Onu bulamayınca oturduğum banka geri döndüm ve biraz soluklandım. Bu iş sandığımdan daha zor olacak gibi görünüyordu. Öyle ki artık prensi görüp görmediğimden bile emin değildim. Sanki sadece bir sanrı gibiydi. Ellerimle yüzümü sıvazlayarak yeniden etrafa bakındım. Çoğunlukla erkekler kızlarla, kızlar da erkeklerleydi. Hepsi bir avcı gibiydi. Beğendiği erkeklere ya da kızlara kur yapma peşinde gibilerdi çoğunluk. Bu durum beni biraz güldürürken Taye'ye döndüm. "Taye sen biraz bahçede gezin, ben lavaboya gidip geliyorum." "Tamam Mey, burada seni bekliyor olacağım." Taye kadar akıllı bir kuş görmemiştim doğrusu. Birçok insandan daha ciddiydi üstelik. Lavaboya gidip ihtiyacımı karşıladıktan sonra kapıda sırtımı esneteyim derken elimi açtığım için karşı, erkekler lavabosundan çıkan birine tokat atmam yetmiyormuş gibi bunu geç fark edişimin verdiği rehavetle ona doğru dönerken diğer açık elimle de öbür yanağına tokadı yapıştırmıştım. Çocuk elimin ağırlığı ile duvara yapışıp ahlar çekerken ben eserime şaşkınlıkla bakıyordum. "Ay çok özür dilerim."deyip çocuğun kalkmasına yardım ederken prens olduğunu düşündüğüm çocuk erkekler lavabosundan çıkıp yanımdan geçti. Bunun verdiği şaşkınlıkla yerden kaldırdığım çocuğu bırakınca tekrar yere kapaklandı zavallı. Artık hali bile kalmamıştı. "Çok özür dilerim, çok acelem var. Yoksa yardım ederdim."dedim Prens'in ardından koşarken. Bu defa onu kaçırmayacaktım. Prens olduğunu düşündüğüm çocuğun ardından gizlice takip ediyordum. Beni fark etmemesi için çok çaba sarf ediyordum. Zira kraliçe onun çok zeki olduğunu, bu yüzden de çok dikkatli olmam gerektiğini söylemişti. Beni bir fark ederse ve de yanlış anlarsa yandığımın resmidir. İşimiz başlamadan biterdi. Önce onun prens olup olmadığından kesinkes emin olmalıydım. Eğer gerçekten prens ise onu bir süre uzaktan izleyecektim. Sonraki adımları zaten kraliçe söyleyecekti. Çocuk yani prens, kantine girince ben de girdim ve birçok kızın ona baktığını gördüm. Yüzü yakından görünmüyordu. Demek ki tüm kızların ilgisini çekecek kadar yakışıklı olmalıydı. Prens arkadaş grubunun olduğu masaya oturunca onlara ne yakın ne de uzak olan bir masaya oturdum. Onunla bir şekilde göz göze gelmem gerekiyordu. Yoksa gerçekten prens olup olmadığını anlayamazdım. Ama nasıl göz göze geleceğim? Telepatik iletişim mi kursam bilemedim doğrusu. Onunla göz göze gelmeyi beklerken fark etmeden prensi inceledim. Gerçekten kızların baktığı kadar varmış. Çok yakışıklıydı. Yüzü kraliçenin söylediği kadar hatta belki daha fazla bile çok güzeldi. Üstünde kot pantolon ve vücuduna oturan bir tişört vardı. Bir tişört ve pantolon bile insana bu kadar yakışırdı herhalde. Ne yapıyorum ben!? Daha prens olup olmadığını bilmediğim bir çocuğu kesiyordum. Bu hiç hoş bir şey değildi. Prensten gözlerimi ayırmıyordum. Göz göze gelme ihtimali ile başka yere bakmıyordum. Uf be, çok güzel gözleri vardı. Bu kadar güzelliğe insan kalbi dayanmazdı ki ama! Meyra! Yine aynı şeyleri yapıyorsun! Şu çocuğu kesmeden göz göze gel lütfen! Ona bu kadar uzun bakmamdan rahatsız olmuş gibi kaşlarını çatarak bakışlarıma karşılık veren prens ile kolyem yine ısınmış, tenimi yakmaya başlamıştı. Allah'ım yandım! Evet, bu sayede onun prens olduğundan emin olmuştum. Kraliçeye müjdeli haberi hemen vermeliydim. Çok sevinecekti. Prens benim okulumdan çıkmıştı. Buna şaşırmak bir yana sevindirici bir haber olması da cabası idi. Hemen kalkmayacaktım tabi. Prens sinirli bir şekilde gözlerini çekti. Sonra masalarına üç tane, aşırı güzel kızlar geldi. Hele bir tane sarışın vardı. Sanırsın İngiltere kraliçesi idi. O sarışın kız, resmen ve adeta prensin dibine oturup sokularak bir şeyler söyledi. Çok anlayamamıştım ama sanırım parti gibi bir şeyden bahsediyorlardı. Sarışın kız sanırım prensi partiye gelmesi için ikna etmeye çalışıyordu ama prens çok da istekli görünmüyordu. En son o sarışın afet, sevinçten ellerini çırpınca prensi ikna ettiğini anlamış oldum. Yalnız prens buna rağmen hâlâ isteksiz görünüyordu. Sanki özellikle kız sussun diye kabul etmişti. Bu partiye gitmem gerekmiyordu umarım? Buna kraliçe karar verecekti pekâlâ ama partilerden hiç hoşlanmazdım. Kraliçeye ayrıntılı bir rapor vermek için gözlemlemeye devam etmeliydim. Olamaz! Sarışın kızla göz göze geldik. Ve sanırım onları dinlediğimi anlamıştı. "Ne o tatlım? Sen bizi mi dinliyorsun?"deyince prens de bana baktı. "Parti için davet bekliyorsan daha çok beklersin."deyip üstümü süzdü ve "Senin gibi kalite yoksunlarını partime almak sadece ortamın seviyesini düşürmek demek olur. Sen iyisi mi fakir bir parti ortamı bul. Tabi adına parti denebilirse."deyince prens hariç hepsi güldü. Tek yanak gülümsedim. "Üzüldüm sana."deyince kız kaşlarını çattı. "Sen cevap mı verdin bana! Hem niye üzülüyormuşsun bana bayan ukala!" "Kaliteni ve seviyeni babanın para düzeyine bağlamana üzüldüm. Hep babanı övdün oysa. Senin hiç mi iyi özelliğin yok ki bahsetmedin?" Sarışın kızın rengi sinirden mora döndü. "Sen! Sen bana ne dedin!" "Partiye gelmeyen biri için fazla istekli görünmüyor musun!?" Bu soru prensten gelmişti. İstenmeden yutkundum. Gerilmiştim. Ama sırf onun prens olduğunu bildiğim için gerilmiştim. Sorusu için değil. Herkes durmuş, bize bakıyordu. "Ne partiymiş ya? Amma abarttınız. Hayatınızda ilk defa mı parti yapıyorsunuz? Babalarının bebeleri büyüdü tabi, parti yapacaklar, heyecanlı olmaları çok normal, evet. Özür dilerim hata bende. Sizlerin birer ergen bebesi olduğunu unutmuşum." Meyra ne yaptın be kızım! Bir kere de şu dilini tut. Prensin de kaşları çatılmıştı. Bu sefer başka bir çocuk söz almıştı. "Bizleri zenginliğimizle bu kadar vurduğuna göre bu hayatı epey hayal ediyor olmalısın." Ayağa kalktım. "Üzgünüm, vaktim değerli. Daha fazla..." Gözlerimi onların üstünde hatta teker teker dolaştırıp "boş geçiremem."deyip tam gidiyordum ki tekrar onlara döndüm. Herkes bana bakıyordu. Bu iğrenç bir şeydi ama belli etmemeye, özgüven delisi gibi görünmeye çalışıyordum. Prens benden şüphelenmemeliydi. "Ha bu arada, hangi zenginlik pardon? Babalarınızın parası ile hava atmak sence de fazla zavallıca değil mi? Kendi emeğinle kazandığın paraya sonsuz saygım var ama zenginlik para değildir. İnsanlık ve merhamettir. Görüyorum ki bunlardan çok fakir kalmışsınız. Parti yapmanıza şaşmamalı. Kendinizi böyle avutuyor olmalısınız."dedim ve arkama bakmadan çıktım kantinden. O sarışın kız arkamdan söyleniyordu. "Seni özgüven budalası! Bu sözlerine pişman olacaksın! Kendini beğenmiş ezik gülü!" *** "Taye ben bir şey yaptım ama doğru mu yaptım yanlış mı hiç bilemiyorum." Kantinden çıkıp bahçeye, Taye'nin yanına dönmüştüm. "Ne oldu Mey?" Ona başımdan geçen her şeyi anlattım. "Prensin bir şekilde dikkatini çekmem gerekiyordu. O kız laf atınca ve ben de karşılık verince bir şekilde dikkatini çekmiş oldum ve bunu devam ettirmek zorunda kaldım. Normalde asla laf sokmayı beceren biri değilimdir ama orada nasıl oldu bilmiyorum ama acayip güzel laf soktum. Bir ara 'ben neymişim ya?' dedim vallahi." "O zaman dua edelim de prens senden gıcık kapmasın yoksa işin zorlaşır." "Kesin nefret ediyordur benden." "Ben gidiyorum."deyip havalandı. "Nereye?"diye ardından seslensem de dinlemeyip gitti. Arkamda hissettiğim varlıkla döndüm. Prensi görmeyi hiç mi hiç beklemiyordum. Kolyem yine ısınmaya başlamıştı. "Az önce babalarınız da babalarınız diye zırvalayıp durdun ya benim babam yok küçük hanım! Bırak babayı annem bile yok! Münakaşaya girip kendini üstün çıkarmaya çalıştığın anlarda muhataplarının ailesi var mı yok mu diye bir sorgulaman senin iyiliğine olur. Aksi takdirde bir dahakine bu kadar nazik olmayacağım!"dedi ve burnundan soluyarak gitti. Gözlerim dolmuştu. Ben ne yapmıştım böyle? Dikkatini çekmek adına onu en hassas yerinden vurmuştum. Annesi ve babası olmadığını sanıyordu ama vardı. Şimdi nasıl toparlayacaktım ortalığı? -Bölüm Sonu-
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD