BÖLÜM 9

2568 Words
Egemen KURT Tüm bunlar nasıl olmuştu? Her şey gayet güzel giderken nasıl bu hale geldik biz? Bir felaketin habercisi gibi sürekli çalan telefonumu açtığımda hayatımın en büyük korkusunu yaşadım. Gülce ve Seval tehlikedeydi. O an tüm bunların bir kumpas olduğunu anladım. Pamir ile hızla çıksak da, dağ evine oldukça uzaktaydık. Altımdaki arabanın tüm sınırlarını zorlasam da bir türlü istediğim hızda gidemiyordum. “Ege bir yavaş abi yerler buz tutmuş!” “Siktirme buzunu Pamir!” “Lan sağ varamazsak kızlara ne yardımımız olacak?” Dediğinde haklı olduğunu fark ettim. Ayağımı gazdan çekip virajlara biraz daha yavaş girmeye başladım. Bir yandan da gözüm sürekli saatteydi. Aradan 17 dakika geçmişti. 17 dakikadır kızlardan haber alamıyorduk. Gülce’nin son dedikleri aklıma geldikçe delirecek gibi hissediyorum. Lütfen bir aptallık yapmış olma Gülce! Lütfen geldiğimde seni ve Seval’i saklanmış bulayım. 23 dakika sonra arabayı hızla evin önüne park edip kucağımda duran silahımı elime aldım. Evin önündeki boşluk ve sakinlik geç kaldığımızın habercisiydi. Pamir ile hızla indik ve etrafı kolaçan ederek eve girdik. Ozan salonun ortasında kanlar içinde yatıyordu. Nevin teyze ve Songül de başındaydılar. “Ozan!” Dediğim an baygın bakışları bana döndü. Fazla kan kaybetmişti. “A-abi.” “Yorma kendini.” Dedikten sonra dönüp; “Nevin teyze kızlar nerede?” Diye sordum. “A-abi G-Gülce’yi götürdüler.” Diyen Ozan ile ellerim yumruk oldu. “Ulan hepsinin anasını sikeceğim! Amına koyacağım o orospu çocuklarının!” Ben sinirle saydırırken Pamir; “Seval nerede?” Diye sordu. O an herkes birbirine baktı. Yoksa… “Seval!” Diye kükreyen Pamir hızla üst kata koştu. Bende hemen peşinden gittim. Benim odama girdiğimde Seval, Pamir’in kollarında nefes alamıyordu. “Seval.” Derken korkuyla yanına gittim. Beni görünce artan gözyaşlarıyla; “A-abi.” Dedi. Hızla onu kucağıma çektim. “Sakin ol fıstığım. Hadi derin nefes alalım. Hadi bebeğim lütfen benim için.” Dediğimde nefes almaya çalıştı ama öksürük krizi tuttu. “Pamir ilaç!” Dediğimde anında Pamir önümüze geldi ve ilacı Seval’in ağzına uzattı. Sıktığında; “Seval hadi nefes al güzelim. Yalvarırım nefes al.” Derken gözleri doldu. “Hadi abisinin fıstığı nefes al.” Seval bizim sözlerimizle birazda olsa sakinleyip yavaş nefesler almaya başladı. Sonunda rahat nefes aldığında bende rahatladım. Ona sıkıca sarıldığımda; “Abi Gülce.” Diyebildi. “Korkma fıstığım bulacağım Gülce’yi.” “B-benim yüzümden.” Derken tekrar nefesleri sıklaştı. “Ulan ben böyle işin. Pamir doktoru çağır.” Dediğimde hemen telefonunu eline aldı. O arada odaya Burak ve birkaç adam daldı. “Abi iyi misiniz?” “Burak herkesi topla gidiyoruz!” Dediğimde ikiletmeden geri döndü. Pamir konuşmayı bitirince Seval’i kucağıma aldım. Hızla alt kata indiğimde adamların Ozan’ı götürdüğünü gördüm. Songül de onunla birlikte ağlayarak gidiyordu. Hepimiz arabalara doluşunca Seval’i Pamir’İn kucağına bıraktım ve direksiyona geçtim. “Seval sakin ol fıstığım. Beni bir daha kendinle sınama.” Derken tüm gücümle gaza yüklendim. Hızla yol alırken bir gözüm sürekli Seval’in üzerindeydi. Telefonumu çıkardım ve Burak’ı arayıp kulağıma koydum. “Buyur abi.” “Burak sana iki saat mühlet. Bana Gülce’yi bulacaksın! Ben şimdi eve geçiyorum Seval iyi değil. Ben Seval’i iyi edene kadar o kızı bulmazsan işkencelerden işkence beğen!” Suratına kapattım ve telefonu kucağıma bıraktım. “Ulan delireceğim!” Direksiyona yumruğumu indirdiğimde korna yüksek sesle çaldı. “Ege sakin! Seval’i daha çok korkutuyorsun.” Pamir’in konuşması ile onlara döndüm. Seval küçük nefeslerle idare etmeye çalışıyordu. Pedala biraz daha abandım ama fayda etmedi. Zaten ibre en sondaydı. Eve vardığımızda hızla içeri girdik. Pamir kucağındaki Seval ile yukarı yönelince bende onu takip ettim. Celal bey çoktan gelmiş bizi bekliyordu. Seval’i yatağına bıraktığımız an müdahaleye başladı. Pamir ile kenara çekilip izlemeye başladık. Seval’in burnuna nefes alabilmesi için hortum taktıktan sonra, yüzünün yarısı kaplayan maskeyi de taktı. Portatif oksijen makinesini çalıştırdığında Seval biraz daha rahat nefes almaya başlamıştı. Koluna damar yolu açtıktan sonra serum taktı. İçine bir sürü ilaç doldurduktan sonra kolundaki damar yolundan bir de ilaç verdi. Sonra da Seval’i bir makineye bağladı ve değerler bir bir çıkmaya başladı. Ekrana baktıktan sonra bize dönüp; “Şu anlık iyi sayılır. Vücudundaki oksijen seviyesi baya düşmüş ama tam zamanında müdahale ettik. Seval hanıma güçlü bir sakinleştirici yaptım, uzun süre uyuyacaktır. Bu sayede de vücudu dinlenecek ve oksijen dolaşımı hızlanacak.” Doktorun dedikleri ila az kalsın yere yığılacaktım. Bedenim o kadar rahatlamıştı ki anlatamam. “Sağ olun Celal bey. Benim biraz işim var, eğer Seval’e bir şey olursa ya da uyanırsa bana haber verin lütfen. Bir ihtiyacınız olursa da söylemeniz yeter.” “Tamam Egemen bey, şu anlık her şey kontrolüm altında siz işinizle ilgilenebilirsiniz.” Diyen doktor ile yatağa yöneldim. Fıstığımı anlından öpüp, kulağına; “Ben yanındayım fıstığım.” Diye fısıldadım ve odadan çıktım. Çalışma odama geçerken telefonumu çıkardım ve Songül’ü aradım. “Efendim Egemen abi.” Sesi çok kötü geliyordu. “Ozan nasıl Songül?” “İyi değil abi. Çok kan kaybetmiş ve kurşun içeride kalmış. Doktorlar ameliyata almak istiyor ama Ozan kabul etmiyor. Doktorlar şu an canlı çıkartıyorlar kurşunu.” “Ulan manyak mı bu?” “Bayıltırsalar yanına gelemezmiş.” “Ulan mal bu çocuk ya! Tamam Songül sen kapat. O salağa da de ki Egemen abi senin canına ot tıkayacakmış. Dursun durduğu yerde!” “Tamam abi.” Telefonu kapattığımda Burak’ı aradım. “Buyur abi.” “Bir gelişme var mı?” “Maalesef yok abi. Evdeki görüntülerini inceledik ama adamları tanıyan yok. Kaçtıkları araba da orman bitiminde terk edilmiş şekilde bulundu!” “Bir saatin kaldı Burak!” Diye bağırdıktan sonra telefonu duvara fırlattım. “Sikerim ulan böyle işi! Hangi orospu çocuğu, hastalıklı piç lan bu!” “Ege sakin ol.” “Pamir bana sakin ol deyip durma! Hastalıklı bir psikopat evimi basıyor. Bana sığınan bir kızı kaçırıyor, kız kardeşim fenalaşıyor! Bana sakin ol deme!” “Ulan seni de sinirini de ben sikerim asıl! Böyle olmanın Seval’e ya da Gülce’ye bir faydası mı var sikik beyinli! Kendine gel lan! Eğer sakin kafayla düşünmezsek o kızı hiç bulamayız!” Pamir’in dedikleri ile koltuğa çöktüm. Haklıydı. Her konuda kontrolü elinde tutan ben, bu şekilde dağılırsam hiçbir bok yiyemem. “Nasıl bulacağız Pamir? Herifin adını bile bilmiyoruz.” Pamir de yanıma oturdu. “Henüz bilmiyorum kardeşim ama bulacağız. Önce biraz destek alalım.” Deyip telefonuna sarıldı. Ben ne yaptığını anlamaya çalışırken duyduğum isimle jetonum düştü. Yer altı dünyasını ayağa kaldırma zamanı! Hızla yerimden kalktım ve çalışma masamın çekmecesinden yedek telefon aldım. Kırık telefondan hattımı çıkartıp elimdeki telefona taktım ve bende diğer büyükleri aramaya başladım. Yer altı dünyasında altı büyük aile vardı. Kurucusu ve başı biz iken bizden sonrakiler de destekçimizdi. Dedelerimiz ta zamanında böyle bir sistem kurmuştu. Tüm karanlık işler ve yeraltı pisliği bu altı aile arasında bölünür, sonra da herkes altındaki küçük ekiplere dağıtırdı. Altı ailede işin içine girince son bir telefon açtım. Babamın çok eski arkadaşı Ümit Ülgen! Yeraltı dünyasının korkulu rüyası, emekli seri katili, en acımasız mafyası. Piyasada olduğu zamanlarda kimse ona kafa tutmaya, yanından geçmeye cesaret edemezdi. “Oo Egemen’in sen bu numarayı bilir miydin?” “Ümit amca yardımına ihtiyacım var.” “Oğlum ben emekli oldum.” Derken keyifli ses tonu ciddileşmişti. “Biliyorum ama yardım etmen lazım. Benim için çok kıymetli birini kaçırdılar.” “Seval mi?” “Hayır amca Gülce.” Dediğimde duraksadı. “O da kim?” “Uzun bir mesele. Ben sana sonra anlatırım ama şimdi yardımına ihtiyacım var.” Karşı taraftaki kısa süreli sessizlik bana sonsuz gibi geldi. Sonunda tam vazgeçecekken Ümit amca; “İki saat içinde sizin mekana herkesi topla.” Dedi ve telefonu kapattı. İçim biraz daha rahatlarken Pamir ile herkese haber verdik. Yanımda telefonunu kapatan Pamir’e dönüp; “Ben toplanmadan önce biraz kendimi toparlayayım.” Dedim ve cevabını beklemeden odama geçtim. İçeri girdiğimde kapıyı kapattım ve direkt banyoya girdim. Üzerimdeki her şeyi çıkardıktan sonra duşa girip, soğuk suyu açtım. Bedenim ani şoktan dolayı kasılırken kafamı soğuk fayansa yasladım. Gözlerimi kapattığım an gözümün önüne gelen Gülce ile yumruklarımı fayansa geçirmeye başladım. Nasıl alırdılar onu benden? Ya bir zarar verirseler? Ya onu toparlayamayacağım şekilde incitirseler? “Bulacağım seni ufaklık. Söz veriyorum bulacağım.” Bedenim gerilirken aklıma gelen görüntülerle gülümsedim. Oysaki her şey dün ne kadar güzeldi. Gülce o merdivenlerden inerken bir an ölüyorum sandım. Utangaç ve çekingen tavırlarıyla merdivenleri inmeye başladığında benim kalbimin merdivenlerini de tırmanmaya başlamıştı. O an ondan kaçmak, saklanmak, gözlerimi ona bakmaya mühürlemek istedim ama yapamadım. Sanki gözlerimi ondan ayırsam günahların en büyüğünü işleyecektim. Sanki Allah benim gözlerimi ona bakayım diye yaratmıştı. Ne nefes alabildim ne de bakışları ondan ayırabildim. O kadar saf, masum ve güzeldi ki. Onu, ona hiç yakışmayan yaralardan ve morluklardan arınmış şekilde görmek tarifi imkansız bir histi. Bütün gece onun hallerini gizlice izlemiştim. Gülüşü, utanışı, mimikleri, parlayan gözleri ile ömürlük bir manzara sunuyordu. Ah bir de şu abi demesi olmasaydı. Küçük hanım inatla bana abi diyordu. Bu beni delirtiyor ama korkutmamak için bir şey de diyemiyorum. Tatlı tatlı ima ettiğimde de bu masum ufaklık anlamıyordu. Sonra bir anda kafama dank etti. O kız küçük bir ufaklıktı, masumdu, ayrıca bana abi diyordu. Ben nasıl ona farklı bir gözle bakabiliyorum? Bu şerefsizlik değil de ne! Hem bizden ne olur ki? Ben ancak Gülce’yi üzerim, tıpkı Seval’e yapmak zorunda olduğum gibi onu da duvarlarla ve elektrikli tellerle çevrili bir kaleye hapsederdim. Oysa Gülce bu yaşına kadar hapis kalmıştı, şimdi onun hak ettiği özgür olmaktı. İsteği gibi gezebilmeli, istediği kişiyle arkadaş olabilmeliydi. Benim Gülce’ye yaklaşmam demek tüm bunların birer hayal olması demekti, onun hayatındaki her şeyi karanlığa çevirmek demekti. Onun o masum kalbine tüm pisliğimi bulaştırmak demekti. Ben nasıl hak ederdim ki bu kızı? Yılbaşı için dışarı çıktığımızda onu dilek dilerken görmek tüm irademi yıkmıştı. Keşke tüm dileklerini gerçekleştirebilseydim. Dayanamayıp ona kendi dileğimi söylediğimdeki şaşkın ifadesi içimdeki buzulları eritmişti. Senelerdir buzlarla örtülü olan kalbim o bakışlardaki sıcaklıkla erimişti. Kar topu oynamaya başladığımızda ise durum daha farklı bir hal almıştı. Bir insanı tenine değen kar tanesinden kıskanabilir misiniz? Ben kıskandım. Hem de deli gibi. Oyunu durmak istesem de Gülce’nin gülüşleri buna engel oldu. Onun eğlendiğini görünce el mecbur kabullendim. Eve girdiğimizde çıkardığı montunun altında duran kıyafet bir kez daha ona hayran kalmama sebep oldu. O an onu saklamak istedim, benden başka kimse görmesin istedim. Ona üstünü değiştirmesini söylediğimde itiraz etmeden gitmesi beni mutlu etmişti. Arkasından kendi kendime; “Eğer aklımı kaybedip seni kendimle bir eve kapatmamı istemiyorsan giyinme böyle şeyler ufaklık.” Diye fısıldadım. Sonra da hızla Gülce’yi kontrol ettim. Sanırım duymamıştı. Arkasından gözükmeyene kadar bakmaya devam ettim. Allah’tan söz dinleyen bir kızdı. Zira akıl sağlığım için böyle şeyler giyinmemeliydi. Sinirle bir yumruk daha attım. Benim kendi gözümden, gönlümden sakındığım kız şu an hastalıklı bir orospu çocuğunun elindeydi. Belki onu ağlatıyordu, belki de üzüyordu. Bu düşünce ile ardı ardına yumruklarım devam etti. Sonunda biraz sakinleştiğimde duştan çıktım. oyalanmadan işlerimi hallettim ve siyah takım elbisem ile siyah gömleğimi giyindim. Görüntüm içindeki karanlıkla eşdeğerdi. Kalbim sebepsiz bir biçimde yas tutmaya başlamıştı. En son ne zaman bu kadar aciz, çaresiz hissetmiştim. Sanırım ailemizin öldüğü geceydi. Onların parçalarını bile bulamazken yaşadığım çaresizlik bana çok ağır gelmişti. Şimdi anlıyorum ki daha da ağırları varmış. Daha fazla düşünmemek için giyinme dolabımın gizli bölmesini açtım. İçinden özel yapım olan siyah tabancalarımı çıkardım ve ikisini de belime taktım. Ben ya o kızı bulacağım ya da onu bulma yolunda öleceğim! Odadan çıktığımda gitmeden Seval’i kontrol etmek için onun yanına gittim. Odaya girdiğimde Pamir’den başka kimse yoktu. O da Seval’in yanına oturmuş sessizce bekliyordu. Bende gidip diğer yanına oturdum ve fıstığımın yüzünü izlemeye başladım. Rüyasında bile rahat olmadığı gerilen yüz hatlarından belliydi. Uzanıp saçlarını okşadım, pamuk gibi olan yanaklarını öptüm. “Korkma fıstığım korkma. Bu sefer kimseyi kaybetmeyeceğiz. Sana söz eriyorum.” Son kez anlından öptüm ve odadan çıktım. Pamir de benimle birlikte çıktığında aşağı indik. Salonda Celal bey, Nevin teyze, Songül ve Ozan vardı. “Ozan sen ne halt ediyorsun burada!” Derken dişlerimi sıktım. Manyak mı bu herif? “Abi gelmek zorundaydım. Gülce benim yüzümden kaçırıldı. Kızları koruyamadım.” Derken başı yerdeydi. “Oğlum manyak mısın sen? O kadar adama karşı tek başına ne yapabilirdin ki? Saçmalama da geç içeri yat Celal bey sana da bir baksın.” “Yok abi iyiyim ben. Sizinle geleceğim.” Dediğinde göz göze geldik. Ozan’ın gözlerinde gördüğüm suçluluk ile sessiz kaldım. “Seval size emanet. Bir şey olursa hemen arayın. Nevin teyze tehlikeli bir durumda yapacağını biliyorsun.” “Tamam oğlum. Aklın kalmasın.” Dediğinde başımla onayladım ve evden çıktım. Peş peşe arabalarımıza bindim ve gece kulübüne doğru yola çıktık. İstanbul’un göbeğindeki en ünlü gece kulübü bizimdi. Orası hem bir kulüp hem de benim sabit mekanımdı. Tüm toplantılar orada yapılır, tüm kararlar orada alınırdı. Mekana vardığımızda hızla arabalardan indik. Korumalar arabaları çekerken biz kulübe girdik. Saat erken olduğu için kulüp şu an kapalıydı. Akşama hazırlık yapılıyordu. “Hoş geldiniz.” Diyenleri es geçerek hızla alt kata indim. Ağır metal kapı açıldığında herkesin masanın etrafında toplandığını gördüm. Başımla herkese selam verip masanın başındaki yerime oturdum. Altı kişinin de gözü benim üzerimdeydi. İlk konuşan Savaş oldu. “Egemen neler oluyor?” “Biraz bekleyeceğiz beyler. Bir misafirimiz daha gelecek.” Dediğimde ortam tekrar sessizleşti. Gözümün önüne Gülce gelince ellerim yumruk oldu. Başımı sertçe sallayıp görüntüyü yok etmek istedim. Eğer sağlıklı düşünmek ve mantıklı hareket etmek istiyorsam o ufaklığı aklımdan çıkarmak zorundayım. Şu an aklıma deli gibi ihtiyacım var. Kapı tekrar açıldığında Ümit amca içeri girdi. Gözümü masadakilerde gezdirdiğimde herkesin donmuş bir şekilde içeri giren adamı izlediğini fark ettim. Kolay değildi bu adamın karşısında durmak. Yerimden kalkıp elini öptüm ve; “Hoş geldin Ümit amca.” Dedim. “Hoş bulduk Egemen’im.” Dediğinde yerimi işaret ettim. Kabul etmeyip, kendim için koydurduğum boş sandalyeye oturdu. Bende yerime geçtiğimde Ümit amca; “Neler oluyor anlat bakalım.” Diyerek konuya giriş yaptı. “Bu masadaki herkes biliyor. Seval’e 3 yıldır takıntılı olan bir adam var. Seval’i milyonlarca kez kaçırmaya cesaret etti ama hep engelledik. Bugün yine aynı şeye girişti ve biz evde yoktuk. Gülce de Seval’i korumak için kendini feda edip adamlarla gitmiş. Kız onların elinde.” Dediğimde kimseden bir süre ses çıkmadı. “Kim bu Gülce?” Diyen Sait’e baktım. “Benim için Seval kadar kıymetli biri. Bu kadarını bilmeniz yeterli!” “Siz neredeydiniz?” Bu sefer konuşan Tarık’tı. “Bizi arayıp kulübün birinde sıkıntı çıktığını haber verdiler. Bizde ona bakmaya gittik.” Dediğimde Furkan alayla; “Basit işlere de mi kendin gidiyorsun Kurt?” Dedi. Sinirli sesimle; “Uyuşturucu satışı yapılmaya çalışılınca kendim gidiyorum!” Dediğimde rengi değişti. O zehre ne kadar karşı olduğumu bildiğinden ve o boku üreterek milleti zehirlediğinde sesi çıkmamıştı. “Kim bu adam?” Diyen Ümit amca ile derin bir nefes aldım. “Bilmiyorum. Adamın adını bilen, tipini gören yok. Ne bir isim ne bir mekan ne de bir eşkal. Adam hayalet gibi.” Dediğimde tekrar bir sessizlik baş gösterdi. Tam karşımda oturan Pamir ile bakıştık. O da en az benim kadar endişeli duruyordu. “Peki bizden ne istiyorsun evlat?” Diyen Ümit amca ile ayağa kalktım. Masada oturan adamlara ve onların arkasında duran adamlarımıza tek tek baktım. “O adam benim kıymetlime el uzatmaya cüret etti. Bir diğer kıymetlimi de benden aldı. Yakacaksınız bu İstanbul’u! Gerekirse tüm şehrin amına koyup, ateşe vereceksiniz ama bana o kızı bulacaksınız!” Dedikten sonra masaya yumruğumu vurdum. Bu bizim alemde son sözüm demektir. “Egemen bu dediğin olacak bir şey ise sen neden yapmıyorsun?” Konuşan Yahya’ya döndüm. Bana alayla bakan gözlerine bakıp; “Sizin işiniz beni sorgulamak değil dediğimi yapmaktır Yahya! Bu şehri yakacak ateşi seninle başlatmamı istemiyorsan o siktiğimin çenesini kapalı tutacaksın!” Dedikten sonra odadan çıktım. Kulüpten çıktığımda derin bir nefes alıp gökyüzüne baktım. “Ahtım olsun ulan İstanbul. Gerekirse seni ateşe vereceğim ama kıymetlimi bulacağım!”         Hatalarım varsa affola. *Bayan ATABAŞ*      
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD