Gülce TURAN
Egemen abi geri çekilse de çikolata rengi gözleriyle bana bakmaya devam etti. Dikkatli bakışları zaten karışık olan aklımı iyice bulandırmaya başladı.
Tam ağzımı açıp ne demek istediğini soracakken göğsüme isabet eden kar topu ile kafamı kaldırdım.
Seval ve Pamir abi eline bir sürü kar topu toplamıştı. Seval;
“Kar topu savaşı.” Diye bağırdı ve bana kar atmaya başladı.
Ben tam yanağıma isabet eden soğuk kar yüzünden çığlık atınca Egemen abi kendini bana siper etti.
“Bakacağına kar topu yap ufaklık. Sırtım dondu.” Dediğinde hızla eğildim.
Elime aldığım karı olabildiğince avucumda sıkıp, top haline getirdim. Egemen abiye verdikten sonra hemen yeni bir tane yaptım. Kar soğuk olsa da eğlenceliydi.
Kucağında kar topları birikince;
“Şimdilik bu kadar yeter ufaklık.” Dedi.
Soğuktan kızaran ellerimi kardan arındırırken doğruldum. Sırıtarak;
“Ben üç dediğimde dönüp o iki haine kar toplarını fırlatacağız. Cephaneliğimiz bitince de ilerideki ağaca doğru koşacağız.” Dediğinde başımı salladım.
Elindeki topların birazını kendime aldım ve bekledim.
“Bir, iki, üç.” Dediği an döndük ve topları atmaya başladık.
Seval çığlık atarken, Pamir abi;
“Hay ben böyle işin.” Diye saydırıyordu.
Onların bu haline daha fazla dayanamadım ve kahkahayı bastım.
Egemen abinin başı hızla bana döndü.
“Dikkatimi dağıtma asker.” Dediğinde duraksadım.
Ne yaptım ki ben?
Umursamadan elimdeki son topları da attım.
“Kaç!” Diyen Egemen abi ile hızla koşamaya başladım.
O da benimle koşuyordu ama benden hızlıydı. Geride kaldığımı fark edince elimden tuttu ve çekiştirmeye başladı.
Üşümüş elim, onun sıcak avucunda yerini alınca ürperdim.
Ağacın arkasına geçtiğimizde Egemen abi hızla sırtımı ağaca yasladı ve önümde durdu. Ağacın arkasından bakmak için eğildiğinde derin bir nefes aldım.
Çok yakın duruyordu. Burnuma dolan erkeksi kokusu gözlerimin kapanmasına sebep oldu.
“Kesin cephanelik biriktiriyorlar. Bizim de yapmamız lazım.” Sesini duyduğumda kendime gelip gözlerimi açtım.
Egemen abi kafasını geri çekerken dudağı hafifçe yanağıma sürttü. Kalbim bu temas yüzünden heyecanla atarken o da bana baka kaldı.
Bir süre ikimizde konuşmadan birbirimize baktık. Sonunda dayanamadım ve bana dikkatle bakan kahvelerden gözlerimi kaçırdım.
“Hadi oyalanmayalım.” Deyip yere eğilmesiyle bende eğildim.
Birlikte yapabildiğimiz kadar hızlı bir şekilde kar topu yapmaya başladık.
“Sen daha fazla yapma.” Diyen Egemen abiye baktım.
Neden öyle dedi ki?
“Ellerinde eldiven yok. Baksana kıpkırmızı oldular.” Dediğinde bakışlarımı ellerime indirdim.
Gerçekten de çok kızarmıştılar.
“Tamam.” Dememle o işine devam etti.
Bende yan taraftan etrafı kolaçan ettim. Ne gelen vardı ne de giden.
“Şimdi meydana çıkabiliriz.” Diyen Egemen abi ile kar toplarını kucağımıza doldurduk.
Elimize birer tane aldık ve yürümeye başladık.
“Nerede bunlar?” Yanımda konuşan adam dikkatle etrafını inceliyordu.
“Buradayız.” Diye bağıran Pamir ile bir anda üzerimize kar topu yağmaya başladı.
Pamir abi, Seval, Songül abla, Burak abi ve Ozan abi birlik olmuş bize saldırıyordular.
“Kaç.” Duyduğum komutla arkamı döndüm ve koşmaya başladım.
Daha doğrusu çalıştım demem lazım. Çünkü kar yüzünden gitmek çok zordu. Zaten çok uzun süre gidemeden de takıldım ve karın içine gömüldüm.
Ağzımdan kaşan küçük çığlığa engel olmamıştım. Ben doğrulmaya çalışırken kolumdan tutulup dizlerime oturacak şekilde kaldırıldım. Kafamı çevirdiğimde çikolata kahvelerle denk geldim.
“İyi misin ufaklık?” Egemen abi çatılı kaşlarıyla bana bakıyordu.
“İyiyim.” Derken kıkırdamaya başladım.
uzun süredir bu kadar eğlenmemiştim.
“Düşmana ölüm.” Pamir abinin bağırmasını duyduğum an üzerimize tekrar kar topları yağmaya başladı.
Egemen abi önüme geçip bana siper olmaya çalışsa da gelen toplardan bende hatırı sayılır derece yedim.
“Pes!” Diye bağırdığımızda kar topları durdu.
“Yaşasın Pamir yendik onları.” Diye bağıran Seval ile ona baktım.
Pamir abinin boynuna atlamıştı. Ben şaşkınlıkla onlara bakarken Pamir abi;
“Kazandık çitlembiğim.” Diye bağırıp Seval’i kucağına aldı.
Etrafında döndürürken birbirlerine bakıyor ve gülüyordular. Şaşkınlığım bir kat daha artarken gözüm yanımdaki adama kaydı. Çatılı kaşlarıyla önümüzdeki ikiliye bakıyordu.
“Pamir indir kızı!” Diye bağırdığında boş bulunup yerimden sıçradım.
Anında bana dönüp;
“Özür dilerim.” Dediğinde sessiz kaldım.
Abisinin sesini duyan Seval hızla Pamir abiden ayrıldı.
“Hava çok soğuk hadi eve girelim.” Diyen Egemen abi yerinden kalktı.
Seval ve Pamir abi hızla içeri giderken o elini bana uzattı.
Üşüyen elime avucuna bıraktığımda hızla beni çekti ve kaldırdı. Bu kadar güçlü olması beni şaşırttı. Tamam zayıf olabilirim ama adam beni hiç ağırlığım yokmuş gibi çekti ya.
“Daha fazla üşüme hasta olacaksın.” Dediğinde başımı salladım.
Eve doğru yürümeye başladık. Kapıda duran Ozan ve Burak abinin yanından geçerken Egemen abi;
“Beni satmanın hesabını size ayrı soracağım.” Dediğinde iki adam da gülmeye başladı.
Ardımızda dış kapıyı kapatınca üzerimdeki montumu çıkardım. Egemen abi beni süzüp;
“Bence üzerini de değiştir. Bu kıyafetle üşürsün.” Dediğinde kafamı eğdim ve açıkta kalan bacaklarım ile göbeğime baktım.
Sanırım haklı.
“Tamam.” Deyip merdivenlere yöneldiğimde arkamdan bir şeyler fısıldadı ama anlamadım.
Çok üşüdüğüm için duraksamadan kaldığımız odaya çıktım. Yanımda getirdiğim küçük çantayı açtım ve siyah içi yünlü taytımı aldım. Üzerine de kırmızı bol, balıkçı yaka kazığımı çıkardım.
Üzerimdekileri çıkartıp kendi kıyafetlerimi giyindiğimde üşüdüğümü daha iyi anladım. Bu millet kış günü bu minicik etekleri nasıl giyiyor arkadaş? Hayır hiç mi üşümüyorlar?
Beni rahatsız etmesin diye saçlarımı da tepeden at kuyruğu topladım. Yüzümdeki makyajı da çıkardığımda işim bitmişti.
Her ne kadar öyle güzel olmak hoşuma gitse de ben böyle olmayı daha çok seviyorum. O kıyafetlerin içinde benmişim gibi hissedemiyorum.
Üzerime kalın hırkamı da aldım ve odadan çıktım. Salona indiğimde şöminenin ateşi harlanmış, herkes yanında oturuyordu.
Bende gidip Seval’in yanındaki boşluğa oturdum.
“Gülce en iyisini sen yapmışsın. Hadi bizde üstümüzü değişelim.” Diyen Pamir abi ile ayaklandılar.
Onlar üst kata çıkarken bende ateşe biraz daha yaklaştım.
“Bende size çay koyayım.” Diyen Nevin teyze de kalktı.
“Anne bende Ozan ile Burak’a götüreyim.” Diyen Songül abla da gidince yalnız kaldım.
Bacaklarımı kendime çekip, kollarımı etrafıma doladım ve ateşi izlemeye başladım. Bu akşam hayatımda hiç mutlu olmadığım kadar mutlu olmuştum. Hoş ben bu insanlarla karşılaştığımdan beri mutlu oluyordum.
Hayat ne garip değil mi? Ben cehennemimden kaçarken beni nasıl bir hayatın beklediğinin endişesiyle korkar iken, hiç beklemediğim bir yaşamın içinde buldum kendimi.
Hala daha geceleri uyurken korkuyorum. Sabahları gözümü o evde açmaktan, ya da babamın sarhoş haliyle beni uyandırmasından korkuyorum.
Kaç gece uykumdan uyanıp hala onlarla olup, olmadığımı kontrol etmiştim. Benim gibi tüm ömrü çaresizlik içinde geçe bir insan için şu son zamanlarda olanlara inanmak zordu.
Ben ilk dayağımı yediğim günden beri dua ediyordum. Babamın düzelmesi için ya da o cehennemden kurtulmak için.
Büyüdükçe umutlarım ve dualarım tükenmeye başlamıştı. En son 15 yaşında babam beni döverek kolumu kırdığında benim için her şey bitmişti.
Kendimi öldürmeye karar vermiştim. Öldürecek ve anneme kavuşacaktım. Onun yanında mutlu olacaktım.
Son kez okula gitmiştim. Çıkışta eve gitmek yerine anneme gidecek ve onun yanında kendi canıma son verecektim.
Ta ki ders esnasında din kültürü öğretmenimizin Mevlana’nın bir sözünü okuyana kadar;
“Allah kullarına üç şekilde cevap verir; Evet der istediğini verir, Hayır der daha iyisini verir. Bekle der en güzelini verir.” İşte bu söz benim umudumu harlamıştı.
O günden beri her bunaldığımda kendime bu sözü tekrar ettim ve bekledim.
Belki de şimdi karşıma çıkan bu aile benim beklememin ödülüdür. Ben beklememin en güzel yanıdırlar belki de.
“Gülce.” Duyduğum sesle yerimden sıçradım.
“Korkutmak istemedim özür dilerim.” Diyen Egemen abiye baktım.
Üzerine giydiği eşofman altı ve ince tişörtle bile yakışıklı gözüküyordu.
“Sorun değil ben dalmıştım.” Ben konuşurken yanıma oturdu ve bakışlarını şömineye çevirdi.
Bende onu takip ettim. Bir süre ikimizde sessizce yanan ateşi izledik.
“İyi misin?” Duyduğum soru ile bakışları ona çevirdim.
Dikkatli gözlerle beni inceliyordu. Gülümseyerek;
“İyiyim.” Dedim ama bakışları değişmedi.
Sanırım cevabım onu tatmin etmemişti.
“Gerçekten iyi olup olmadığını soruyorum. Öylesine iyiyim demen yeterli değil.” Dediğinde sessiz kaldım.
Ne diyeyim ki ben şimdi? Aklımdan geçenleri anlatmak zordu.
“Ama iyiyim. Sadece hala şaşkınım ve alışmaya çalışıyorum. Onun haricinde iyiyim.” Dediğimde başını salladı.
“İyi ol ufaklık. Senin iyi olmana ihtiyacım var. Y-yani hepimizin ihtiyacı var.” Dediğinde gülümsedim.
Bu insanlar bana değer veriyordu, tıpkı benim onlara verdiğim gibi.
Diğerlerinin yanımıza gelmesiyle sohbet etmeye başladık. Pamir abinin anlattığı komik hikayelerle bol bol gülmüştük.
Sonunda uykumuz gelince herkes odasına çekildi. Bizde Seval ile kaldığımız odaya geçtik ve pijamalarımızı giyinip yatağa girdik.
Buraya geldiğimden beri Seval’in kıyafetlerinden kullanıyordum. Acilen bir iş bulup, para kazanmam lazımdı. Daha ne kadar bu insanlara yük olacağım ki?
“İyi geceler Gülce.” Diyen Seval’e baktım.
Bütün akşam durgundu.
“Seval sorun ne?” Dediğimde az önce kapattığı gözlerini açtı.
“Bir sorun yok.” Derken gülümsedi ama gerçek değildi.
Dudakları zorla kıvrılmış gibi duruyordu.
“Hadi ama Seval salak değilim.” Dediğimde suratı tekrar asıldı.
“Gülce bu karışık bir şey.” Dediğinde sessiz kaldım.
Belki de anlatmak istemiyor, zorlamama gerek yok.
“Ben Pamir’e köpek gibi aşığım Gülce.” Dediğinde donup kaldım.
Vay canına. İşte bunu beklemiyordum.
“Sen o yüzden mi ona abi demiyorsun?” Dediğimde burukça güldü.
“Ben ona konuşmaya başladığımda beri abi demiyorum ki.” Dediğinde daha da şaşırdım.
Yani küçüklüğünden beri mi seviyordu?
“Küçüklüğünden beri mi seviyorsun?” Dediğimde başını salladı.
“Kalbimin yerini öğrendiğimden beri bir tek Pamir için atıyor.” Sessizliğimi korudum.
Böyle bir durumda ne deneceğini bilmiyorum. Ben hiç aşık olmadım ki.
“Pamir abide seni seviyor mu?” Dediğimde gözleri doldu.
“İyi geceler canım.” Deyip arkasını döndüğünde bende üzüldüm.
Sanırım yanlış bir şey sormuştum.
Seval’in içini çektiğini duyunca benimde gözlerim doldu. Hızla yerimden kalktım ve yanına gittim. tereddütte kalsam da yorganını kaldırdım ve yanına girdim.
Seval sessizce öne kayıp bana yer açtığında, yanına yerleştim ve ona sarıldım. Ağzından kaçan hıçkırıkla içim burkuldu.
“Özür dilerim Seval seni üzmek istemedim.” Dediğimde cevap vermedi.
Bunun yerine döndü ve bana sarıldı. Bende ona sarıldım ve sessiz kaldım.
Seval dakikalarca sessiz sessiz iç çekti ve ağladı. Onun bu hali beni üzse de elimden bir şey gelmiyordu.
“Egemen abiyi çağırmamı ister misin?” Dediğimde başını şiddetle iki yana salladı.
Daha fazla konuşmadan arkadaşıma destek oldum.
Sonunda Seval’i nefes alışları düzene girince uyuduğunu anladım. Bende gözlerimi kapattım ve kendimi uykunun kollarına bıraktım.
Uykuya dalana kadar kalım geçen tek şey ise Seval’in mutlu olmasıydı.
***
Kabus görerek uyandığımda yanımdaki Seval’e baktım. bana arkasını dönmüş, cenin şeklini almış uyuyordu.
Onu rahatsız etmemek için sessizce yanından kalktım. Üzerimi değiştirdikten sonra hırkamı da giyinip sessizce aşağı indim.
Bir kez daha uyuyamayacağımı bildiğimden inmiştim. Hala yanan şöminenin önüne oturdum ve sessizliği dinlemeye başladım.
Aklıma rüyam gelince gözlerim doldu.
Babamın beni son dövdüğü geceyi görmüştüm. Beni Hamza ile evlendirmek istemesini, beni öldüresiye dövmesini, o anları tekrar hatırlamak yüreğimi sıkıştırdı.
Gözümden akan birkaç damla yaşa mani olamadım.
Daha fazla düşünmemek için ıslanan yüzümü kuruladım ve hızla yerimden kalktım. Sessiz mutfağa geçip, kapısını kapattım ve kahvaltı hazırlamaya başladım.
O kadar dalmıştım ki yaptığım krepleri masaya yerleştirirken açılan kapı ile yerimden sıçradım.
Nevin teyze bir bana bir de sofraya şaşkınca baktı.
“Kızım sen ne zamandan beri ayaktasın?” Dediğinde huzursuz oldum.
“Şey erken kalktım, uykum kaçınca da size kahvaltı hazırlamak istedim. Yanlış bir şey yapmamışımdır umarım.”
“Olur mu kızım hiç? Ellerine sağlık.” Dediğinde rahatlayarak gülümsedim.
Sonuçta izin almadan mutfağa girmiştim, kızmasından korktum.
“Bakıyorum bana hiçbir iş kalmamış. Hadi sen sıpaları kaldır.” Diyen Nevin teyze ile gülerek mutfaktan çıktım.
Hepsini çocuğu gibi gördüğü çok belliydi, hoş onlar da Nevin teyzeyi anneleri gibi görüyordu. Sanırım burada en çok sevdiğim şeyde bu, baktığınızda hizmetli, korumaları dersiniz ama hiç de öyle değil.
Hepsi onlar için önemli ve hepsi aile gibiler.
Egemen abinin ve Pamir abinin kapılarını tıklatıp dışarıdan seslendim, sonra da bizim odaya geçtim ve Seval’i kaldırdım.
Gözleri kan çanağı gibiydi.
“Günaydın canım.” Deyip banyoya geçtiğinde arkasından üzgünce baktım.
Keşke elimden onun için bir şey gelseydi. Keşke mutlu olmasını sağlayabilseydim.
Odadan çıktığımda Pamir abi ile karşılaştım.
“Günaydın cici kız.”
“Günaydın Pamir abi.” Tam merdivene ulaştığımızda arkadan Egemen abi;
“Günaydın.” Diye seslendi.
Arkamızı dönüp aynı anda;
“Günaydın.” Dedik.
Tam bu esnada Seval de odadan çıktı.
“Günaydın.” Derken gözleri yanımdaki Pamir abiyi buldu.
Ama çok sürmeden geri kaçırdı.
“Fıstığım ne oldu? Ağlamışsın.” Diyen Egemen abinin sesi telaşlı çıktı.
Onun Seval’e olan sevgisi karşısında içim sıcacık oldu. Bu adam çok güzel seviyordu.
“Yok bir şeyim abim.” Diyen Seval abisine sarıldı.
Egemen abi çattığı kaşlarıyla bana baktı. Gözleriyle ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Elimi iki yana kaldırarak bilmem demek istedim. Seval’i elbette ki ispiyonlamam.
“Benim fıstığım ilgimi istiyormuş.” Konuşurken sesindeki şevkat elle tutulur cinstendi.
Onlar konuşarak inerken bende peşlerine takıldım. Gidemedin Pamir abi beni durdurdu.
“Seval’in neyi var Gülce?” Derken çok ciddi duruyordu.
Bakışlarındaki sertlik ise korkutacak kadar katıydı.
“Bilmiyorum abi. Bana sorma.” Deyip hızla merdivenleri indim.
Bilmediğim işlere burnumu sokmam daha iyi.
Herkes masaya oturunca hep birlikte kahvaltı etmeye başladık. Egemen abi;
“Nevin sultan ellerine sağlık döktürmüşsün.” Dedi.
Nevin teyze gülerek;
“Afiyet olsun oğlum ama ben yapmadım. Gülce kızım hazırlamış her şeyi.” Dediğinde tüm bakışlar bana döndü.
Utandığım için kısık sesle;
“Uyku tutmadı da.” Dedim ve başımı eğdim.
Birilerinin bana bakması her zaman beni utandırmıştır.
Neyse ki konunun üzerinde çok durmadılar. Sessizlik içinde kahvaltımız devam ederken bir anda çalan telefon ortamdaki çatal, bıçak sesine karıştı.
Egemen abi cebindeki telefonu çıkartıp;
“Efendim.” Diyerek cevapladı.
Karşı tarafı dinledikçe kararan yüzü ile ayaklandı. Bize bir şey demeden içeri gittiğinde Pamir, Burak ve Ozan abi de kalktı.
Hepsi çıkınca birbirimize baka kaldık. Kimseden ses çıkmayınca bende sessizce beklemeye başladım.
Arada ne kadar süre geçti bilmiyorum ama geri geldiklerinde Egemen abi ve Pamir abi hazırlanmıştı.
İkisi de siyah takım elbiselere bürünmüş, yüzlerindeki ciddi ifadeyle duruyordular. Anında içimi bir huzursuzluk kapladı. Sanki ters giden bir şeyler var.
“Kızlar bizim acil çıkmamız lazım. Bir işimiz var. Siz burada Ozan ile kalıp keyfinize bakın, çok geç olmadan bizde döneceğiz.” Diyen Egemen abi ile huzursuzluğum arttı.
“Abi neler oluyor?” Diyen Seval de endişeliydi.
“Bir şey yok fıstığım korkma, her zamanki işler işte.” Diyen Egemen abi gülümseyince az da olsa rahatladım.
Kötü bir şey olsa rahat olmazdı.
“Ozan kızlar sana emanet.” Diyen Egemen abi Seval’i öptü.
Gitmeden önce bana da göz kırpınca yanaklarım yanmaya başladı.
Onlar evden çıkınca bizde sofrayı toparladık. İşimiz bitince çaylarımızı alıp şöminenin önüne kurulduk.
Havadan sudan sohbet ederken zamanın nasıl geçtiğini anlamadım.
“Gülce telefon kullanmayı biliyor musun?” Kulağıma fısıldayan Seval’e baktım.
Çekingen bir şekilde bana bakıyordu.
“Biraz biliyorum ama bu modeli hiç bilmiyorum.” Dediğimde gülümseyerek;
“Gel öğreteyim.” Dedi ve benim olan telefonu eline aldı.
Bana telefonun özellikleri anlattıktan sonra Seval ile bir sürü fotoğraf çekildik. Hatta Nevin teyze ve Songül ablayla da çekildi. Seval bizim fotoğraflarımızdan birini ekran fotoğrafı yapınca gülümsedim.
Bununla da yetinmemiş ona bir lakap bulmamı istemiştim. Biraz düşündükten sonra Kara Kız demeye karar verdim. Belki çok parlak bir lakap değildi ama tam Seval’e uyuyordu.
Kendini telefonuma Kara Kızım diye kaydedip kendi resmini de ekleyince kıkırdadım. Fotoğrafları kendine atıp beni de Gül Güzeli diye kaydetti.
Neden diye sorduğumda ismimin anlamı olduğunu söyledi. İşimizi bitirdiğimizde bir de telefonuma kilit koydu. Aslında gerek yoktu ama yapmak isteyince engel olmadım.
Saate baktığımda üçü geçtiğini gördüm.
“Kızlar acıktınız mı?” Nevin teyzenin yanımıza gelmesi ile telefonları bıraktık.
“Aslında bir şeyler atıştırabiliriz.” Diyen Seval ile ayaklandık.
Tam mutfağa geçecekken gürültüyle kapı açıldı. Ozan abi telaşla;
“Hepiniz saklanın.” Dediğinde korkuyla ona baktım.
“Abi ne oldu?” Seval sorarken sesimizi duyan Songül abla da geldi.
“Baskın var, adamlar çok kalabalık. Saklanın ve sakın çıkmayın. Seval özellikle sen gözükme!” Diyen Ozan abi ile Seval titredi.
Korkuyla etrafını bakarken kendimi toparlamaya çalıştım. Tamam sakin olmam lazım. Hızla telefonları alıp cebime attım. Seval’in elinden tutup;
“Koş.” Dediğimde merdivenlere yöneldik.
O arada Ozan abinin belinden iki silah birden çıkardığını gördüm. Korksam da duraksamadım. Hızla üst kata çıktığımızda karşımızdaki Egemen abinin odasına girdik ve kapıyı kilitledik.
“Seval ne oluyor?” Döndüğümde Seval titreyerek ağlıyordu.
“Canım sakin ol.”
“O-o g-geldi.” Derken hıçkırdı.
“Kim geldi? Seval ne oluyor?” Dediğimde zorla birkaç nefes aldı.
“B-bana kafayı takmış bir manyak var. K-kesin o g-geldi.” Dediğinde donup kaldım.
Ne yapacağız şimdi?
Silahların patlama sesiyle ağzımdan küçük bir çığlık kaçtı. Hızla iki elimi sıkıca ağzıma bastırdım. Yerimizi belli etmememiz lazım.
Aklıma gelen telefonlar ile hemen cebime uzandım. Seval’inkini uzatıp;
“Pamir abiyi ara.” Dedim.
O titreyen elleriyle uğraşırken hızla Egemen abiyi aradım. Çaldı ama açan olmadı. Bıkmadan aramaya devam ettim. Pamir abi de açmıyordu.
“Lanet olsun açın biriniz!” Derken tekrar arama tuşuna bastım.
Uzun uzun çaldı. Tam ümidimi yitirecekken telefon açıldı.
“Gülce.”
“Egemen abi yetiş?” Derken sesim titredi.
“Gülce ne oldu!” Diyen sesi sert ve telaşlıydı.
“Silahlı adamlar var.”
“Sikeyim böyle işi! Koş Pamir tuzak!” Diye bağırdığında yerimden sıçradım.
“Gülce korkmayın güzelim. Neredesiniz? Ozan nerede?”
“Biz senin odanda saklanıyoruz. Ozan abi kapıda adamlarla çatışıyor.” Derken cama isabet eden kurşun ile küçük bir çığlık daha attım.
“Siktir! Siktir! Tamam sakin olun. Gülce yatağımın sağ tarafındaki çekmecede silah var. Al onu.” Dediğinde hızla çekmeceye gittim.
Açtığımda siyah bir silah duruyordu. Hızla elime aldım.
“N-ne olacak bu?” Derken korkuyla elimdeki tabancaya baktım.
“Gerekirse kullanacaksınız. Kapının arkasına bir şey koyun ve sakın çıkmayın. Biz birazdan oradayız.”
“Ama.” Dememe kalmadan telefon kapandı.
Şarjı bitti!
Hızla pencereye gidip perdenin arkasından baktım. Adamlar çok kalabalıktı ve eve girmek üzereydiler. Lanet olsun!
Düşün Gülce düşün. Bir çıkar yol düşün.
Aklıma gelen şeyle Seval’in yanına gittim. zor nefes alıyordu.
“Seval!” Dedim ama beni duymadı.
Omuzlarından tutup onu sarstım ve;
“Kendine gel!” Diye kızdım.
Sonunda bakışları beni bulunca silahı eline tutuşturdum. Seval’in telefonu deli gibi çalıyordu. Pamir abinin aradığını görünce açtım.
“Seval.” Egemen abinin sesini duyduğumda derin bir nefes aldım.
“Egemen abi hızlı olun. Adamlar çok kalabalık ve eve girmek üzere.”
“Ulan bunu yapanların hepsini sikeceğiz! Hepsinin üzerinde binlerce işkence uygulayacağım!” o bağırırken Seval’e döndüm.
“Seval bak abinler yolda sakin ol. Benim bir planım var. Ben çıkacağım ve sen ardımdan kapıyı kilitleyeceksin.” Dediğimde daha çok ağlamaya başladı.
“O-olmaz.” Derken sesi kısıktı.
“Olacak kara kızım. Eğer istedikleri sen isen bana zarar vermezler.” Dediğimde korkuyla bana baktı.
“Ne oluyor?” Diye bağıran Egemen abiye;
“Çabuk olun.” Deyip telefonu kapattım.
“Seval dikkatli ol.” Deyip onu öptüm ve hızla ayaklandım.
Beni tutmak istese de müsaade etmedim.
“Kapıyı kilitle ve arkasına eşyalar koy.” Dediğimde çaresizce bana baktı.
Kilidi açıp hızla çıktım ve kapıyı kapattım. Kilit sesini duyunca derin bir nefes aldım ve merdivenlere yürüdüm. Aşağıdan bağırma sesleri geliyordu.
Merdivenlerden indiğimde Ozan abinin yerde kanlar içinde yattığını gördüm. Adamın biri kafasına silah dayamıştı.
“Durun!” Diye bağırdığımda hepsi bana döndü.
Elinde silah olan adam;
“Bize Seval yengeyi vermezseniz hepinizi öldürürüm.” Dedi.
O an aklıma gelen ihtimalle;
“Seval benim.” Dediğimde adam bana baktı.
“Eğer buradakileri rahat bırakırsanız sizinle sorun çıkarmadan gelirim.” Dediğimde adam silahını Ozan abiden çekti.
Demek ki bu adamlar Seval’i tanımıyordu.
Ozan abi;
“Gü…” Adımı söyleyecek iken lafımı kestim.
“Ozan abi size zarar gelsin istemiyorum. Abime söyle üzülesin.” Dedim.
Az önceki adam;
“Önden buyur yenge.” Dediğinde titreyerek yürümeye başladım.
Ozan abi konuşacakken gözlerinin içine baktım. bakışlarımla susması için yalvardığımda sessiz kaldı.
Kapıdan çıktığımızda bahçede olan siyah jeepe bindirdiler beni.
Bedenim titrerken korkuyla eve bakmaya başladım.
Hatalarım varsa affola.
*Bayan ATABAŞ*