BÖLÜM 4

2508 Words
Gülce TURAN Duyduğum konuşma sesleri ile uykumdan uyandım. Başım şiddetli bir şekilde ağrıdığı için gözlerimi açmakta zorlandım. Duyduğum seslerin kime ait olduğunu anlamaya çalışırken, neler olduğunu hatırlamaya çalış ama başarılı olmadım. Zihnim sisli bir vadi gibiydi. Kendimi zorlayarak sonunda gözlerimi açtığımda ışığa alışmam zaman aldı. Sonunda görüşüm netleştiğinde karşımda konuşan 4 kişi gördüm. Üç erkek ve bir kız vardı. Tedirgince etrafıma baktığımda tanımadığım bir yerde olduğumu fark ettim. Başıma giren ağrı ile yüzümü buruştururken; “N-neredeyim b-ben?” Diye sordum. Çıkan sesin bana ait olduğuna inanmak zordu. Sesim çok kısılmıştı. Ben konuşunca karşımdakiler şaşkın bakışlarını bana çevirdi. “Uyandın.” Diyen kızdı. Ben kim olduğunu anlamaya çalışırken o hızla ayağa kalktı ve bana yöneldi. Korkuyla kendimi korumak için kollarımı kendime siper ettim. Kızın yanından geçtiği kumral adam kolundan tutup, durdurdu. “Çitlembik sakin ol. Kızı korkutuyorsun.” Derken bakışlar tekrar bana döndü. “Gülce bizden korkma.” Konuşan diğer adama baktım. Esmer teni ve koyu renk gözleri ile bana bakıyordu. Bakışlarındaki ciddiyet ve soğukluk gerilmeme sebep oldu. “Kimsiniz siz? Ben neredeyim?” Derken hala zihnim bulanıktı. Neler olduğunu düşünmeye çalıştığımda, başıma büyük bir ağrı saplanıyor. “Ben Seval. Seni şans eseri ormanda buldum. Bulduğumuzda kötü durumdaydın, bizde seni hastaneye getirdik. Şu anda da hastanedeyiz, iki gündür uyuyorsun.” Kızın dedikleri ile şaşırma sırası bendeydi. Hafızamı zorladım ve olanları düşünmeye başladım. Başım ne kadar ağrısa da sonunda her şeyi hatırlamaya başladım. Hamza’nın gelişi, babamın beni evlendirmek istemesi, beni öldürürcesine dövmesi, onu yaralayıp kaçmam. En son hatırladığım o büyük ağacın altına yattığımdı. Kahretsin. Gözlerim hızla dolarken, kalkmaya çalıştım. “Sakin ol Gülce.” Diyen kıza bakarken başımı hızla iki yana salladım. “B-benim gitmem lazım. K-kaçmam lazım. Beni bulmadan kaçmam lazım.” Derken tekrar kalkmayı denedim. Sonunda yerimden doğrulmayı başardığımda esmer olan adam yerinden kalktı ve yanıma geldi. Ben tedirgin olup geri çekildim ama o yaklaşmaya devam etti. “Korkma Gülce. Bizim yanımızda kimse sana zarar veremez.” Gözlerimin içine bakarak konuşan adam sebebini anlamadığım bir şekilde korkuyla atan kalbimin sakinleşmesine sebep oldu. “Beni bulursa öldürür.” Derken sesim fısıltı şeklinde çıkmıştı. Benimle konuşan adam elini uzattığında korkarak geri kaçtım. Bu tavrımı görünce elini geri çekti. “Kimse sana bir şey yapamaz. Korkma.” Derken bana bakan gözlerinden güvence vermek ister gibiydi. “Tamam kızın üzerine gitmeyin. Daha yeni uyandı ve hiç tanımadığı insanların yanında buldu kendini, korkması çok normal. En iyisi ben doktoru çağırayım.” Konuşan kumral adam ayağa kalktı ve odadan çıktı. O arada yanımda duran adam da benden uzaklaştı ve yerine geri döndü. Kız ise bunu fırsat bilip yanıma geldi ve yataktaki boşluğa oturdu. “Gülce korkma lütfen biz iyi insanlarız. Sana zarar vermeyiz, ayrıca abim seni korur.” Diyen kız uzanıp elimi tuttu. İrkilsem de geri kaçmadım. Kahve gözlerini kocaman açmış bana bakan kızın gözlerindeki samimiyet anlaşılıyordu. Konuşmak istesem de sessiz kaldım. Arkama yaslandım ve gözlerimi kapatıp düşünmeye başladım. Babamı yaralayıp kaçmıştım, iki gündür baygındım ve beni bulan bu insanlar, bana sahip çıkmıştı. Acaba babam öldü mü? Gözümün önüne gelen kanlı yüzü ile hızla gözlerimi açtım. Odada kalan üç kişi gözünü kırpmadan beni izliyordu. Onların soru dolu bakışlarından kaçmak için tekrar gözlerimi kapattım. Çok geçmeden odanın kapısı tıklatıldı ve açıldı. Az önce giden adam yanında doktorla geri dönmüştü. “Hastamız uyanmış. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz Gülce hanım?” Gülümseyerek bana bakan orta yaşlardaki adama baktım. Hafif beyazlamış saçları ve gülen gözleri ile iyi birine benziyordu. “İyiyim.” Derken gözlerimi kaçırdım. Oldum olası yalan söylemeyi becerememişimdir. “Ağrınız var mı?” “Yok.” Derken sesim daha da kısık çıkmıştı. “Pekala. Şimdi bana biraz hastamla müsaade edin de kontrollerini yapayım.” Diyen doktor ile odada herkes çıkmaya başladı. Yanımdaki kız; “Biz kapıdayız.” Dedikten sonra çıkmıştı. Yanıma gelen doktor; “Solunumunu kontrol edelim.” Dedikten sonra sırtıma yöneldi. Öne doğru eğilip sırtımı açmasına müsaade ettim. Doktor; “Derin nefes alın.” Dediğinde nefes aldım. Ciğerlerimin acısından gözlerim yaşarsa da dediğini yapmaya devam ettim. Doktor geri çekildiğinde hızla üzerimi düzeltip geri yaslandım. “Nefes alırken canınız acıyor mu?” Dediğinde başımı sallamakla yetindim. “Peki. Bir de gözünüze ve kaşınıza bakalım.” Diyen doktor yüzümdeki bandajları çekti. Kontrollerini yaptıktan sonra, kaşıma pansuman yapıp tekrar bantladı. Gözümü ise açık bırakmıştı. “Diğer gözündeki görüş nasıl?” Dediğinde gözümü açtım. İlk başta canım yandığı için hemen geri kapatsam da, sonra açabildim. İlk başta görüşüm bulanıkken, gözlerimi kırptıkça netleşmeye başladı. “Net görüyorum.” Dediğimde adam gülümsedi. “Her şey yolunda gözüküyor Gülce hanım. İlk getirildiğinizde durumunuz ağırdı. Çok fazla kan kaybetmiştiniz, akciğerleriniz ödem toplamıştı, kaşınız patlak, gözünüz ise aldığı darbelerden kapanmak üzereydi. Ayrıca burnunuza da ağır bir darbe sonucu çatlamıştı.” Doktor anlattıkça nefesim sıkıştı. O tarif ettikçe babamın beni dövdüğü sahneler gözümün önüne gelmeye başladı. “Yeter!” Derken sesim çok yüksek çıkmıştı. Doktor şaşkınlıkla duraksayınca, utanarak ona baktım. “Tamam Gülce hanım sakin olun. Şu an durumunuz oldukça iyi. Size kan takviyesi yaptık ve vücudunuzun toparlaması için sizi bir gün boyunca uyuttuk. Şu an her şey normal, eve gidebilirsiniz.” Diyen adam ile tüylerim diken diken oldu. Ben nereye gideceğim? “Geçmiş olsun.” Diyen doktorun sesi çok uzaktan gelmeye başladı. Telaşa kapılan bedenim titremeye başlarken, ellerimle kendimi sarmaya çalıştım. “Ne yapacağım ben?” Gözlerimden yaşlar akmaya başladığı sırada odanın kapısı açıldı. Toparlanmak istesem de kıpırdayamadım. “Gülce iyi misin?” Diyen kız ile ona baktım. Endişeli gözlerle bana bakıyordu. Başımı iki yana salladığımda, uzanıp dizimi okşadı. “Hepsi bitti. Şimdi bu hastaneden de gidiyoruz.” Dediğinde şaşkınlıkla doğruldum. “Nereye?” “Bizim eve gidiyoruz.” Dediğinde bir kez daha şaşırdım. “Sizinle gelemem.” Dediğimde kız kaşlarını çattı. “Neden ki?” “Olmaz.” Derken geri kaçmaya başladım. Çok fazla gidemeden sırtım başlığa değdi. “Gülce.” “Yaklaşma!” Diye çığlık attığımda kız korkuyla geri kaçtı. O anda kapı gürültüyle açıldı ve az önce çıkan iki adam içeri daldı. Esmer olan önce kıza sonra da bana baktı. “Ne oluyor Seval?” Derken yine kıza döndü. “Abi bize gidiyoruz deyince sinirlendi.” Diye açıkladı kız. Adamın bedeni gözle görülür şekilde rahatlarken bana döndü. “Gülce sakin ol. Eğer istemiyorsan bizimle gelmek zorunda değilsin. Ama gidecek yerin var mı?” Dediğinde tekrar gözlerim doldu. Benim gidecek yerim yoktu ki. Sığınacağım tek yer annemin mezarıydı. Orada da beni hemen bulur. “Yok.” Derken sesim fısıltıdan farksızdı. “Bak ne diyeceğim cici kız.” Diğer adam konuştuğunda bakışlarım ona döndü. “Şimdilik sen bizimle gel. Tamamen iyileştikten sonra istediğin yere gidersin.” Dediğinde sessiz kaldım. Kabul etmekten başka çarem var mı ki? Buradan çıktığım an beni babam beni yakalar. Eğer kurtulmak istiyorsam başka çarem yok. “Tamam.” Dediğimde kız; “Yaşasın.” Diye bağırdı. Ben şaşkınlıkla ona bakarken esmer olan adam; “Seval sen Gülce’nin toparlanmasına yardım et. Bizde işlemleri halledelim.” Diyerek dışarı çıktı. Kız yanıma gelince; “Az önce bağırdığım için özür dilerim.” Dedim. Utandığım için yüzüm yanmaya başlamıştı. “Hiç sorun değil canım. Benim gibi bir abin varsa, bağırılmasına alışıyorsun.” Dediğinde gülümsedim. O an dudağımın sızlaması ile hemen kendimi durdurdum. Anlaşılan dudağım patlamıştı. “Hadi kalkmana yardım edeyim.” Dediğinde yerimden doğruldum. Ayaklarımı yataktan aşağı sarkıttığımda kız dolaptan ayakkabılarımı alıp yanıma geldi. Giydirmek için eğildiğinde; “Ben yaparım.” Dedim ama dinlemedi. Eski ve yırtık olan ayakkabımı bana giydirirken bir kez daha utandım. Ayakkabılarımı giyindiğimde tam kalkacaktım ki engel oldu. “Ayağın sargıda ve üzerine basmaman lazım. Sen bekle ben sandalye getireyim.” Deyip odadan çıktı. O çıkarken ben şaşkınlıkla ayağıma baktım. Pantolonum yarıya kadar çekilmiş ve ayağım sarılmıştı. Ben daha önce nasıl fark etmedim? Gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım. Tüm bu olanlar bir rüya mı? Uyanıp yine o evde olmaktan deli gibi korkuyorum. Acaba öldüm de iyi bir yere mi geldim? “Ben geldim.” Diyerek neşeyle içeri giren kıza baktım. Minicik bir kızdı ama çok güzeldi. Siyaha yakın saçları ve saçlarıyla uyumlu kahve gözleri ile kız tam bir esmer güzeliydi. Teni ise esmere yakındı. Yüksek ihtimalle o esmer adam, bahsettiği abisi idi. “Hadi gel.” Diyen kız yanıma geldiği sırada diğer iki adam da geldi. “Seval sen dur fıstığım ben yardım edeyim. Kızı tekrar sakatlamayalım.” Dediğinde gülüştüler. Onların bu haline imrenerek bakarken, bana yardım eden adam sayesinde tekerlekli sandalyeye oturdum. Adam üzerindeki ceketi çıkarttı ve omzuma bıraktı. “Bunu giyin. Dışarısı çok soğuk.” Dediğinde bir şey diyemedim. Ceketten kollarımı geçirdiğimde, neredeyse içinde kayboluyordum. Burnuma dolan güzel koku ile gözlerimi bir anlığına kapattım. Bu çok rahatlatıcı bir kokuydu. Sandalyenin hareket etmesi ile kendime geldim ve gözlerimi açtım. Seval sandalyemi sürerken, diğer iki adam yanımızda geliyordu. Hastaneden çıktığımızda kapıda duran siyah lüks otomobile yöneldiler. Ağzım şaşkınlıkla açılırken, sessizliğimi korudum. Esmer adamın yardımıyla arabaya bindiğimde Seval yanıma oturdu. Beylerde öne geçince yola çıktık. “Ev biraz uzakta. İstersen dinlenebilirsin.” Diyen Seval ile gözlerimi kapattım. Olanlar hızla zihnime doluşurken, gözlerimi daha sıkı yumdum. Tüm bu olanların büyük bir kabus olmasını isterdim. Keşke şimdi annem gelip beni uyandırsa, hiç ölmemiş olsa, babam beni çok sevse. Ruhumun sıkışmasıyla gözlerimi araladım ve camdan dışarı bakmaya başladım. Yanımdaki üçlü kendi arasında sohbet ediyordu. Kafam o kadar doluydu ki ne dediklerini anlayamıyordum. Kimdi bu insanlar? Neden bana yardım ediyorlar? Ben ne yapacağım? İyileşince nereye gideceğim? Kafamdaki milyon tane soru yüzünden başım tekrar ağrımaya başladı. Gözlerim dolmaya başlarken sessizce yaşlar akmaya başladı. Ses çıkarmayayım diye dudağımı sertçe ısırdım. Kimsenin ağladığımı anlamasını, bana acımasını istemiyorum. Ne kadar zaman geçti, biz ne kadar yol gittik, ben ne kadar sessizce ağladım hiç birini bilmiyorum. Araba durduğunda geldiğimizi anladım. Yanımdakilere çaktırmadan hızla gözlerimi kuruladım. “İşte eve geldik.” Diyen kızın sesindeki neşe bir kez daha ağlama isteğimi tetikledi. Ömrümün hiçbir evresinde böyle neşeli olamadım ben, benim hayatım hep korkuyla, acıyla, ağrılarla geçti. Ben daha kapıyı açmaya yeltenemeden kapım açıldı. Bana dikkatle bakan kahve gözleri gördüğümde gözlerimi kaçırdım. “Doktor ayağının üzerine basmasın dedi. Seni kucağıma alacağım, korkma lütfen.” Diyen adam itiraz etmeme müsaade etmeden uzandı ve beni kucağına aldı. Düşme korkusu ile omzuna tutunurken başımı eğdim. Çok fazla utanmıştım. İlk kez babamdan başka bir erkek bana bu derece yakın duruyordu. Adam sanki ben hiç kucağında yokmuşum gibi yürümeye başladığında kafamı kaldırdım ve etrafıma bakmaya başladım. Kocaman bir bahçenin içerisindeydi. Etrafı büyük duvarlar ve tellerle örülü bir alandı. Bir sürü bina araziye dağılmıştı. Biz ise önümüzde olan iki katlı büyük eve yönelmiştik. Böyle bir evi ben ancak filmlerde görmüştüm. Gerçek olduğunu bilmek garipti. Ben saf saf etrafı incelerken evden içeri girdik. Kapıda bizi iki kadın karşıladı. Yaşlı olan; “Hoş geldiniz.” Dediğinde beni kucağına alan adam; “Hoş bulduk Nevin sultan.” Dedi ve duraksamadan devam etti. Uzun ve geniş holü geçtiğimizde salona girdik. Hoş buraya salon demeye bin şahit ister. Boydan boya uzanan camları, şık eşyaları ve zarif mimarisi ile çok güzel bir yerdi. Beni üçlü koltuğa bıraktığında tedirginlikle oturdum. Şu an olduğun yerde tortop olup kaybolmak istiyorum. Diğerleri de geldiğinde herkes bir yere kuruldu. Kapıda bizi karşılayan iki kadında geldi. Onlarda oturduğunda esmer olan adam; “Adam akıllı tanışamadık. Ben Egemen, kız kardeşim Seval, diğer kardeşim Pamir, evimizin sultanı Nevin teyzem ve kızı aynı zamanda da diğer kardeşimiz olan Songül. Bayanlar bu küçük hanım da Gülce. Kendisi misafirimiz olacak.” Diyen adamı dikkatle izledim. Herkesin bakışları benim üzerimdeydi. İster istemez rahatsız oldum. Ben alışık değilim ki bu kadar kalabalığa. “Ş-şey memnun oldum. Yani tanıştığıma.” Ne salaksın Gülce! İki kelimeyi bir araya getirip konuşamıyorsun! “Hoş geldin güzel kuzum.” Diyen kadın ile içim bir garip oldu. Bana bakan gözlerinde gördüğüm şevkat içimin cız etmesine sebep oldu. Gözlerimin dolduğunu görmesinler diye başımı eğdim. “Gülce sen biraz dinlen istersen.” Diyen kız ile başımı salladım. Yalnız kalmam lazım. Egemen bey tekrar yerinden kalktığında gerildim. Bir şey demeden beni kucağına aldığında bir kez daha utandım. Seval’in de peşimizden gelmesi ile üst kata çıkmaya başladık. Merdivenlerin sonunda yine büyük bir alana çıktık.  5 farklı kapı vardı. İki sağda, iki solda ve biri de tam karşımızdaydı. “Tam karşıdaki abimin odası. Sağdan ikinci kapı benim odam, karşısındaki Pamir’in odası. Benim yanımdaki oda da senin Gülce.” Diyen kızla ne diyeceğimi bilemedim. Bana verdikleri odaya girdiğimizde burnumu dolan ferahlatıcı koku ile gözlerim kapandı. Mis gibi sabun kokuyordu. Bir an kendimi bu odaya nazaran çok kirli hissettim. Egemen bey tam beni yatağa bırakacak iken; “Koltuğa bırakır mısınız?” Diye rica ettim. Dediğimi sorgulamadan beni camın önündeki tekli koltuğa oturttu. “Bir ihtiyacınız olursa seslenirsiniz.” Diyen adam odadan çıktı. Seval sessizce bana bakıyordu. Ne kadar utansam da cesaretimi toplayıp; “Ben duş alabilir miyim?” Diye sordum. Kız gülümsedi. “Sormana gerek yok. Elbette ki.” Dediğinde rahatladım. O odanın içindeki kapıya yöneldi ve içeri girdi. Yüksek ihtimalle banyoydu. Seval geri çıktıktan sonraki zaman hızlı geçti. Bana yardım etmesi için abisini çağırmak istediğinde reddettim. Seval’den çantamı istediğimde bana getirdi. Sonrasını kendim halledebileceğimi söylediğimde bana ilaçlarımı verip gitti. Morluklarımın çabuk geçmesi için doktor ilaç yazmış. Daha fazla oyalanmadan banyoya girdim. Üzerimdeki kıyafetleri çıkarıp katladım ve bir kenara koydum. İç çamaşırlarımı da çıkardıktan sonra gözüme çarpan aynanın önüne geçtim. Bedenimi gördüğümde küçük çaplı bir şok yaşadım. Tüm bedenim morluklar içindeydi, yüzüm ise tanınmayacak haldeydi. Yaşlar hızla boşalmaya başladığında daha fazla aynaya bakamadım. Ağrıyan ayağımın müsaade ettiği hızla küvete gittim ve akan suyun içine girdim. Seval’in dolması için taktığı tıpayı çektim ve suyun hızla boşalmasını izlemeye başladım. Başımdan akan ılık su gözlerimi kapatmama sebep oldu. Suyun değdiği her yan sızlarken, tüm olanlara hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Nasıl oldu da hayatım bu hale geldi? Ben babama ne yaptım ki? Tüm yaptıklarına rağmen onu sevmekten, bir gün beni seveceğine inanmaktan başka ne yaptım? Hangi insan hak eder böyle bir muameleyi? Ben bir hayvana bile kıyamazken, babam nasıl bana tüm bunları yapar? Benim babamın gözünde hayvan kadarda mı değerim yok? “Neden?” Derken hıçkırıklarım çoğaldı. Orada dakikalarca hıçkırarak ağladım. İçim dışıma çıkacaktı neredeyse ama kendimi durduramadım. Sonunda biraz sakinleştiğimde kendimi yıkamaya başladım. Temizlendiğimi hissettiğimde durulandım ve banyodan çıktım. Seval’in kenara koyduğu havluları aldıktan sonra bedenimi kuruladım. Baş havlusunu saçıma sardıktan sonra çantama yöneldim. İçinden siyah iç çamaşırlarımı, siyah taytımı ve beyaz uzun kazağımı çıkardım. En düzgün kıyafetlerim bunlardı. Üzerimi giyindikten sonra ayağım yüzünden topallayarak banyoyu temizledim. Her şeyi bulduğum gibi hazır hale getirince eşyalarımı aldım ve çıktım. Ayaklarım üşüdüğü için kalın çoraplarımı giyindim. Saçımdaki havluyu çözüp, çantamdan tarağımı aldım ve saçlarımı taradım. İşimi bitirdiğimde havluyu da kaldırdım ve çantamı toparladım. Ayağım çok fazla ağrıyınca pes ettim ve yatağa tırmandım. Yumuşacık yatağa oturduğum an ağzımdan minik bir inleme kaçtı. Senelerdir sert, yaylarının çoğu çıkmış olan yatakta yatan bedenim böyle rahat bir yatağı görünce garipsemişti. Gözlerim yorgunluğumu belli etmek istercesine kapanmaya başladı. Sanırım biraz dinlensem iyi olacak. Tam yatağa yerleşecekken çalan kapı ile doğruldum. Gözlerimi açıp Seval olduğunu düşünerek; “Buyurun.” Diye seslendim. Bir anda Egemen bey odaya girince şaşırdım. Onu beklemiyordum. “Sıhhatler olsun Gülce.” Dediğinde başımı eğip; “Teşekkür ederim.” Dedim. Yatağın ayak ucu çöktüğünde başımı kaldırdım. Ayak ucuma oturmuş bana bakıyordu. Hızla gözlerimi kaçırdım ve kucağımdaki ellerime bakmaya başladım. Neden bana bu kadar dikkatli bakıyor? “Gülce.” Diye seslendiğinde ona baktım. Hala aynı dikkatle beni izliyordu. “Artık neler olduğunu anlatmaya ne dersin?” Dediğinde donup kaldım. Lanet olsun! Ben şimdi ne diyeceğim?           Hatalarım varsa affola. *Bayan ATABAŞ*
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD