Ateş...
Onu hissedebiliyor. Tekrar bu kadar yakınında olması ne üzücü. En azından bu gece onu terk etseydi.. Thor gibi.. Ona söz verdiği an gitseydi. Tekrar geri gelse bile ona bu izni verseydi.. Merhameti yok.. Onun gibi değil.. Oda acımasiz ama ateş gibi olamaz. Thor ateşe hukmetyihini söyler ama Vanadis ona asla itiraf etmeyecek olsa bile, o ateş kadar kötü değil. Kolları, bacakları, dudakları, kulakları onlar... Yanıyor. Duraksadı. Ağlamaya başlayacak gibi hissediyordu. Ve bu iyi olurdu. Sıcaklığı söndürme şansı olurdu. Ama ağlamadı. Bu gece ilk kez ezberlediği o vücudunda yanan notaların üstünden bu kez tekrar geciliyordu. Ama bu ateş farklıydı. Canı acıyordu. Tekrar ve tekrar hep aynı şeyler oluyordu ama anlamasına izin vermeden şekil değiştiriyordu. Bu boğucuydu. Ateşin elleri yoktu ama nefesini alıyordu. Kendi nefesleri onu sondurebilir miydi? Belki çok güçlü birisi olsa evet. Kurtuluş için aradığı çözümler zayıf.. Kulakları uğuldamaya başladı. Şuan nerede olduğunu bilmiyordu. Ama oradan uzak olduğunu biliyordu. Buna sevinmesi gerekti ama istediği yerde değildi. Burada ailesi yoktu. Yalnızdı. Bundan hiç korkmamışti. Çünkü bir gün yalnız olabileceği hiç aklına gelmemişti. Onları bu kadar severken ve onlar onu bu kadar severken neden yalnız olsun ki bunun bazen istemeyerek de olduğunu unutmuştu. Burada rüzgar yok, havada uçuşan soğukluk yok. Burası oranın tam tersi ama ama güzel değil. Buranın bir yalan olduğunu hissediyordu. Buraya nasıl gelmişti.
Bir dileği oldu. Oradan Thor'un topraklarından bir rüzgar gelsin ve onu yakan bu ateşleri söndürsün. Buradan çıkmalı, ayakları adım atamayacak kadar yorgun ama sürünerek de olsun buradan çıkmalı. Geri dönmek isteyeceği güzel bir hayatı yok ama bazen dönmek gerekir ölesiye istemesen bile.
Bunu yapmayı unutmuş gibi birkaç adım atıyor. Her adımı ateşle daha çok bir oluyor gibi. Daha fazla ısındığını hissediyor, bu adımlar birer ihanet gibi. Durduğu yerde daha iyi hissediyor ama bunu yapamaz. Parmakları titreyerek boynuna uzanıyor. Islak, neredeyse tüm parmakları ıslanıyor. Hızla siliyor.. Çıplak ayakları zeminde yanarken midesi birinin yumruklarının ezimeti altında gibi. Ellerini karnına sarıyor. Hissettiği felaket kötülükten dolayı boğulmuş hissediyor. Bu yepyeni bir acı. Daha önce böylesini hissetti. Canı çok acıdı. Tüm hallerini ezberledi, ne şekilde gelebildiğini biliyordu dokunarak uzaktan konuşarak susarak 'acı' öyle güzel bir şekil değiştirenki kendini bir balo kraliçesi gibi hevesle şekilden şekile sokar. Parti her gece sürer gibi asla aynı gelmez. Ama ezberlese bile gözden kaçırdığı biri varmış gibi görünüyordu upuzak tanıdık değil acıdan korkmamaya başlamıştı. Çünkü ona karşı silahı vardı. Hep bastığı yerler uyusuktu. Ama böyle bir acının daha olduğunu bilseydi korkardı. Bir gün onu bulma ihtimalinden buradan daha çok kaçmak istiyor. Burada sıkışmak istemiyor. Şimdi yanında birinin olmasını isterdi. Yalnız yürürken birinin durmasını. Bu acı oyununu birlikte oynayabilecekleri biri tanrının başka bir oyunu olduğunu düşünüyor. Ve ne yazık ona eşlik edebilecek tek kişi Thor olsa da burada değil. Bunu istemese bile artık başka birini düşünemez.. Artık tanıdığı biri var. Hiç tanımadığı bir adamı yanında isteyemez. Vücutları ayrı olsa bile o an uzakyan yakalayamadıklari kadar hızlı geçen o anda bir oldukları o adamı isteyebilir. Ama görebildiği hiçbir yerde yok. İçinde yükselen bir şey var. Sanki ona bir söz vermiş ve tutmamış gibi kızgın ona. Burada olmalıydı. Bu gerekliydi. Acı dolu ruhları can çekisirken ya da veda ederken bir arada olmalıydı. Vanadis bunu yapardı. Tanrı şahit. Ödeyeceği her şeye onu katardı ve onun ödeyeceği tüm ızdıraplara giderdi. Bu hala aşk değil. Bu bir güven değil. Onu korumazdı. Belki bir uçurumda olsa ve onu aşağı atsalar tutmazdı. Ama orada inatçı bir yer var. Gelenek. Birbirlerine ne yönden değer vereceklerini ona iyi öğrettiler. Eskiler. Gitmiş olanlar. Belki aşk yaşamadılar ama evliliğin ne olduğunu iyi anladılar. Vanadis ezberlediği şeyi tekrar etmekten korkmaz.
Küller yağıyordu. Bir bir aşağı düşüyor ve yüzünün her yerine yapışıyorlardı. Söyleyecek hiçbir şeyi olmamasına rağmen ağzını açıp boğulmak istiyordu. Burası o kadar ıssız olamazdı. Burada bir göz olmalıydı.
Koştu. Ayakkabıları altında küller ezildi. Önüne bir beden çıktı. Bu kendiydi. Durmak istedi ama yapamadı. Karnı kocamandı. İlk kez kendinden bu kadar korktu. Çılgınca sürüklenirken karnına bir kılıç saplandı.
"HAYIR!"
Çığlığı bir canavar kadar korkunçtu. Bu sondu. Nefes nefese uyandı.
Nefesleri durmadı. Şiddetli. Korkunç. Eller gibi yüzüne dahi dokunuyor. Eli karnına gitti. Bu boştu. Ama gelecekten bir şey görünür gibiydi. Bu yeniden doğmak gibi bir şeydi. Acıyla ve şiddetle yeniden doğmak. Bilgisiyle tanrının doğumdan sonra verdiği aklı ilk anda kullanmaya başlamak gibi.
Şeytana bile gerek yok fısıltısına uzanislarina apaçık ortada bir serap gibi değil çölde vaha gibi değil kendi kadar damarlarında akan kan kadar gerçek. Bunu kaybetmek istedi. Korkuyu tıpkı hızlı akan bir nehir gibi onunla yok olup gitmesini. Gelecekle ilgili bir bebekle ilgili dusunebildigi tek şeyin o küçük canlının getireceği dizginlik yenilik ve kalbinde actoravagi yeni bir sevgi ama bu imkansız.
İmkansız.
Onlar bile senin buna ulaşamayacağını biliyor. Neden ümit Tanrı neden bunu yarattı. Tanrı neden ümit ekti bize, eğer olmasaydı sonunu kör bir gözle bile görse ne olacağını bildiği halde ortasında bir yerde değişime uğrayacağını düşünmezdi. Aklını yitirecekti. Ve bu ona iyi gelmezdi.
Yüzüncü kez aynı düşünceler aklına eziyet etti. Her seferinde son olmasını umarak o ölümü gözlerinin önünden atmaya uğraştı. Çok daha derin bir savaşa girdiğini gözlemledi. Bunu bilmek onu kurtaramiyordu kurtaracak bir yol açmıyordu. Ağladı. Deli olduğunu düşünerek ağladı. Delireceğini düşünerek ağladı. Daha gerçekleşmemiş bir şeyin ne derece yakın olduğunu görüp ağladı. Kayıp olmuş bir zamandı bu. Nereye giderse git yanında sana hiç ait olmamasını isteyeceği korkuyu getirir.
Bu haldeyken kilometrelerce koşsa bile hiçbir etki etmeyecek gibi geliyordu. Belki o kadar hızlı koşarken düşüp kalkarken kabaca kaçıyordu ama doğru bir yer yoktu. Bir yarış gibiydi. Zamanla yaşamla ve ölümle zihni onu ele geçirmeden kaçmak biraz imkansızdı veya çok tepeye kaçmak gibiydi ve sonunda oradan atlamak kim kendinden kaçabilirdi ki ölümde bile yeniden kendinle buluşacaksın bu acı verici bir hatta kalpsizce ve bu mesajları gönderen dünyasına sanat kalemi ile geleceğin karanlığını boyayan tanrıyken ondan kaçmaya çalışmak da bir o kadar umutsuzdu bir kuş gibi ona uçmayı veren kişiyken en ufak saygısızlığında elinden alacağı ın uçmasını daha iyi göze alması gibi ama o göz ağlamıyor ona verilecek canı en büyük parçasını vermeyi göze alamıyor ve koşuyor kaçıyor bir sonu yok onu karşılayacak kurtuluş yok sonunda bir ortakta duruyor ama hala devam ediyordu Bir çark gibi uyudu Hepsi uyudular ve geriye o kaldı gözleri açık kalbi suçlulukla Zihni ölümle bulanmış kendi kollarını açtı onu ellerine aldığında öpücüğü saniyeye sığdırdığı her öpücüğü son öpücüğü olacaktı
"Aaaaaaa!..."
Çığlığı kimsenin duymaya cesaret edemeyeceği kadar yüksekti
Bu kadın. Her duyan ona deli diyecekti. "Bu kadın delirdi. Hadi, boşver. Kabul ettiği şeyi göze alamayacak kadar cesaretsiz." ve neler.
Bu noktadayken bu akılla bu kayıp ruhuyla. Onu eziyor gözlerini kapattı ve korkuyla kendini de kendine baş başa kalmaktan korktuğu hiç olmamıştı küçük bir bir Kızken anne babasının varlığı ona fazla geldiğinde ve biraz yalnızlık dilendiğinde kaçıp bir kuytuya sığındığında bir o anlar rahatlardı bilinçaltı ona hiçbir oyun oynamaz Suskun sessizlik ona kötülük sözleri etmezdi gözleri korkunç filmleri oynatmazdı dinlerdi. Birlikte sakinleştirlerdi. Rüzgar eserse o yalnızca serinlediğini düşünürdü biraz gölge oynardı ve o bunun minik bir hayvan olduğunu düşünürdü. onlar uyumluydu. Saatler boyu birbirlerine hiç dokunmazlardı bu değişmemeliydi elini boynuna götürdü ve nefeslerinin kesildiğini hissederek etrafında döndü.
Biri ona Seslendi "Vanadis."
Rüzgar her zamankinden farklı esiyor.
Bu bir istek. bu gerçek değil
Bir nefes aldı ve susmasını bekledi.
"Vanadis."
Daha yakın arkasını dönmesine
gerek kalmadan Hagan önünde durdu.
Burada geçirdiği o kazayı unutmak istiyordum bu kadar dağıldığını gördüğü için onu geri itmek Ve zamanın geri akmasını istiyordu ama bu lanet dünya ne istediğini veriyordu
Hagan bir şey söylemedi ellerini tuttu Vanadis onu Tutan ellere baktı
"Ben lanet bir korkağım." Bu doğruydu ama olmaması gerekiyordu. Onun gibi doğan biri böyle olmamalıydı. Onun gibileri gözünü kırpmadan öldürmüş bir adamın önünde gelen tam bu acı yaşanmamalıydı.
" Ne kadar korksan da yapıyorsun. yapmak zorundasın."
Gözlerinin içindeki bir yerler daha çok yandı ama kalbinde bir yer daha fazlasına tahammül edemiyordu. Vanadis öne atıldı ve sarıldı tek dileği en azından birkaç saniye onu geri itmekten kaçınmasıydı. Bu ateş yalnızlık da büyüyen acı o lanet anların içinde nefessiz bırakan yer sustu. Vanadis gözlerini kapattı ve o kolların içinde başka bir yerde kaybolmaya gayret etti. Hagan kollarını düşünmeden Vanadis'in bedenine sardı. Oradan baktığında ne kadar garip olsa da bu çok iyi hissettirdi. Düşünceyle yanarken o oluşun içinde onu özgür bırakmıştı. Bir an olsa bile.