HAYAT İŞTE!

2155 Words
Elif, ertesi sabah işe gitmek için hazırlanırken dünü düşünüyor sürekli elinde olmadan. Düşündükçe canı yanıyor ama bundan vazgeçmiyor. İnsanın bazen kendine acı vermeyi sever. Belki bilinçli direnç kazanmak adına, belki de bilmeden karmaşada kaldığından. Yüzleşmesi bazen çok zordur kişinin duygularıyla. Elif onu beklemişti çünkü kendinden ısrarla istenen bir söz vermişti fakat Mert onu aramamıştı dün. Alkolün dağıttığı aklı ile yaptığı bu ısrarı kendi çoktan unutmuş olsa bile sıkıntısı ve derdi Elif'e kalmıştı. Elif ondan çok kendine kızdı. Ne diye sanki hemen umutlanmıştı?! Neden hep böyle zayıftı sevilme olasılığı karşısında?! Oysa karşısındakiler hep anlık ve planlıydı. Hazırlıksız yakalandığı bu hallerden nefret ediyor. Sonuçta Mert'in de ne olduğu belli. Dün de zaten kendine yakışanı yapmıştı. Ne bekliyordu ki bu tür ilişkilerden? Bir an önce sınırlarını güçlendirmeli ki bunun gibiler canı istediklerinde gelip canı istediklerinde gitmesinler. Maalesef aşka dair hiçbir şey anlatıldığı gibi değil. Günümüz insanı onunun da benzerini üretmiş ve geçinip gidiyor kendince. Kimin gerçek, kimin sahte olduğu belirsiz. Böyle bir ortamda sevmeyi düşünmek de gerçekten cesur yüreklerin harcı. Elif, bunlar aklından geçerken kendi kendine gülüyor. Özellikle cesaret kısmına. İnsan kendine zarar verecekse neden bunu yapsın? Cesaret de sanki bazen aptallık gibi bir hal. Bir filmde duyduğu söz geliyor birden aklına: Önce cesurlar ölür. Aha ha ha! -''Ne oldu kız böyle gülüyorsun?'' diyen annesi odasının kapısında ve yine meraklı. -''Aptallığıma gülüyorum da!'' Yaşlı kadın dün olanların ve kızının nasıl üzgün olduğunun farkında. Onun acısına avuntu bulmak için kendini zorluyor ama bir türlü uygun konuşmayı yapamıyor. Sonunda rutin haline dönüp konuşuyor kızıyla: -''Kahvaltı hazır.'' Elif annesinin karamsarlığını anlıyor ve buna da geriliyor çünkü ona da üzüntü oluyor kendi yaşadıkları. İşte tam da bu yüzden o sınır konusunu yapmalı! Günün en önemli meselesi güven sorunuyken şimdi ona inanmışlığını gerçekten ama gerçekten çok aptalca buluyor. Dün gecesi de aklında. Garip nöbetlerle dolu ve sancılıydı dün gece. İnsanın ruhundaki fırtınalar fiziki olarak da kendini gösteriyor. Kendine yapılanı kabullenememesi, bir sıtma gibi etkilemişti bedenini. Kah yanmış kah titremişti. Kabuslar da cabası. Sabah aynaya baktığında yüzünün görüntüsü her şeyi belli ediyordu genç kadına. Çantasını alıp odasından çıkmak üzereyken bir daha o haberi görmek istiyor. Telefonundan o siteye girdiğinde haberin kaldırılmış olduğunu görüyor sanki hiç olmamış gibi. Bu da enteresan bir durum. Acaba kimler rahatsız oldu da kimler gücünü kullandı? Telefonunu çantaya atıyor ve daha güçlü olacağına dair kararlı haliyle odasından çıkıyor. Aslında hiç de aç hissetmiyor fakat annesi üzülmemeli. Formaliteden birkaç lokma yemeli. Kapının yanındaki dolabın üzerine çantasını bırakıp hemen karşısındaki mutfağa geçiyor. Sandalyesine geçip annesinin aceleyle önüne koyduğu çayının şekerini dalgın dalgın karıştırmaya başlıyor ki gelen bir mesajın sesi ile bir an irkiliyor. Şaşkınlık hemen yerini sinire bırakıyor. Mert efendi yine kendisiyle oynamak istiyor galiba fakat yemezler! Önündeki ekmekten ve peynirden isteksizce küçük parçalar atıyor ağzına. Onları yavaş yavaş çiğnerken dişlerinin arasında Mert'in olduğunu farz ediyor. Ağzındakileri yutmadan çiğnedikçe çiğniyor. -''Kızım yesene, bütün gün çalışacaksın!'' sözlerinde annesi o uzun hareketin garipliğinin farkında. Elif boğazından çok sert bir cisim geçiyormuş gibi zorla yutuyor yediklerini. Ve bir mesaj sesi daha duyuluyor. -''Kim bu acaba? Sabahın köründe sana yazıyor, rüyasında görmüş galiba seni!'' -''Kimse kim, hiç umrumda değil!!'' Ama mesaj sağanağı durmak bilmiyor, üst üste sabahın sessizliğinde çınlamaya devam ediyor, duracağa da benzemiyor. Elif gergin haliyle kalkıp çantasından telefonunu alıyor. Mert olduğuna o kadar emin ki! Lakin mesajları görünce donup kalıyor yerinde. Murat! Onunla ayrılalı neredeyse iki yıl olmuştu. Hiçbir şekilde iletişimleri olmamıştı. Bu nereden çıktı şimdi düşüncesiyle okuyor kendine yazılanları. Bir hata yapmış ama çok özlemiş falan. Elif, bir vakitler ölüp bittiği o adam için hiçbir şey hissetmediğini görüyor hayretle. Gergin yüzü ortada. -''Kimmiş?'' diyen annesi kendini tutamıyor. -''Önemli değil, üniversiteden bir arkadaş.'' -''Haaa Murat!'' -''Aman anne sabah sabah anma şunun adını!'' -''Ne istiyormuş?'' Elif annesinin durmayacağının farkında ve o yüzden onu yanıtlıyor: -''Özlemiş falan.'' -''Kabul edecek misin tekrar?'' -''Elbette hayır! Bir şey bozulunca düzelmiyor, artık hiçbir şey eskisi gibi değil.'' -''Belki gerçekten pişman olmuştur. İstersen bir konuş.'' -''Hiç sanmıyorum! Bir kere yaptı da bir daha yapmaz diye bir kural yok, ona güvenmiyorum.'' Annesi karşılık vermiyor kızına. Ardından düşünceli düşünceli ve temkinli söze giriyor: -''Şöyle aklı başında, efendi bir delikanlı ile bence artık yuvanı kurmalısın, ha iyi olmaz mı sence?'' Elif önce bir şey anlamıyor. Ardından tiye alıyor annesini: -''Kaldı mı bu devirde öyle düzgün biri?'' -''Belki de kalmıştır.'' Elf annesinin son cümlesinden işkilleniyor ve önce uzun uzun ona bakıyor. -''Anne bilmediğim bir şey mi var?'' Yaşlı kadın sanki söz etmeye korkuyor ama kızına da artık söylemeli. -''Var gibi.'' -''Off anne sabah sabah neler saçmalıyorsun sen? Zaten canım sıkkın!'' -''Neden canın sıkkın?'' -''Hala aynısın, sanki bilmiyorsun!'' -''Bence bizim gibi birine denk gelirsen her şey geçer.'' -''Ne geçer anne, olan bir şey de yok! Ben sadece boş bulunup bir an kendimi kaptırdım, o kadar!'' Anne bir zaman susuyor kızının karşısında, Elif bunun hiç de hayra alamet olmadığını düşünüyor. Annesinin zaman zaman kendi kafasında bazı planlar yaptığını görmüştü önceden. Acaba yine ne düşünüyordu kızına dair? Kadının tek ve en büyük isteği kızının evlendiğini görmek ve torun sevmek. Hala kendi günlerinde yaşadığı için şimdilerde o istediğini çok da kolay olmadığının farkında değil. Ona göre, kızla oğlan birbirini sever, evlenir ve sonsuza dek mutlu yaşarlar. Andersen'den masallar yani! Azıcık akıl edebilse kendi evliliğinin neden bittiğini anlar. Dünya ve insan değişimin zirvesinde ne yaptığının farkında bile değil çoğu vakit. -''Tamam söyle, kızmayacağım sana, kimi buldun yine bana koca diye!'' -'' Şu Necla Teyzen vardı ya eski mahallede.'' -''Anne o kim ya! Ben eski mahalledeyken daha çocuktum!'' -''Amannnn bilirsin işte, hani hep oğluyla dövüşürdünüz oynarken!'' Elif, hafızasını topluyor ve düşünüyor. Bir zaman sonra hayal meyal bir çocukluk anısı yakalıyor. Durmadan saçını çeken sevimsiz bir oğlan çocuğu geliyor gözün önüne. Kendisini korumak için durmadan tokat attığı bir çocuk. Anımsadığı bu şey yüzünün buruşmasına neden oluyor ve hemen annesine itiraz ediyor: -''Hayır anne! Sakın aklından bile geçirme!'' -''Nedenmiş o?'' -''O çok şeyyy!'' -''Neeee?!'' -''Çok aptal bir şey!'' diyebiliyor nihayetinde genç kadın. -''Aha ha ha! Şimdi çok başka, yakışıklı bir delikanlı. Hem de çok iyi bir işi var!'' -''Anne ya nereden buldun onları, sabah sabah içimi baydın ha!'' -''Necla teyzen aradı beni dün. Havadan sudan konuştuk önce, derken artık Sinan'ın evlenme çağına geldiğini ve şöyle uygun bir kız aradığını söyledi.'' -''Anneeee artık görücü usulü diye bir şey kalmadı!'' -''Sen öyle desen de hala geleneklerine bağlı insanlar var. Neyse, okumuş Sinan oğlum, büyük bir bankada işe girmiş hem de müdür yardımcısı olmuş kısa sürede!'' Anne, Sinan'ı allayıp pullayıp kızına satmaya çalışıyor o an. -''Annnne! Hayır olmaz!'' -''Ah be yavrum neden olmasın? Kısmet denen bir şey var. Bir görüşün ha!'' Elif'in yüzü birden kıpkırmızı oluyor ve daha yüksek bir sesle soruyor annesine: -''Sakın! Yoksa bana danışmadan bir söz mü verdin sen?!'' Yaşlı kadın suçlu bakışlarla kalıyor kızının karşısında. Başını getirdiyse sonunu da getirmek zorunda: -''Biraz.'' -''Allahım inanamıyorum sana! Başımda bir sürü dert varken sanki hayatımı daha da zorlaştırmaktan zevk alıyorsun!'' -''Kızım öyle şey olur mu, ben senin iyiliğini istiyorum. Olmayacak insanlar artık seni üzmesin, bir yuvan olsun! Hem ben daha ne kadara yaşarım belli değil.'' -''Anne dur, yaş maş ve yaşarım derken bel altı vuruyorsun, yapma! Belki ben senden önce ölürüm hem. Ölümün yaşı yok ki!'' -''Aaaaa ağzından yel alsın! Sus kız! Hem bir kere görüşsen ne çıkar?!'' -''İstemiyorum anne! Neden anlamak istemiyorsun bunu?!'' Sonunda yaşlı kadın pes eder gibi bir havaya giriyor ve kızını tersler gibi konuşuyor: -''Aman be, ne halin varsa gör!'' -''İşte bu kadar!'' diyen Elif aslında bu konudan kurtulmadığını biliyor. Bir gün mutlaka Sinan ile karşı karşıya getirileceğini biliyor. Şimdilik tehlikeyi savmıştı, sonrasında Allah kerim! Elif, son çıkışını fırsat bilip kalkıyor yerinden. -''Nereye? Daha bir şey yemedin!'' -''İştah falan kalmadı bende! '' Elif hışımla yerinden fırlarken sanki herkesin canını sıkmak için kendine karşı birleştiğine inanıyor. O kadar çaptan çıkıyor ki annesine dönüp son sözünü söylüyor: -''Hayatımda bir erkek de istemiyorum, evlenmek de istemiyorum, yeter ya!'' O sırada telefonun yeni mesajlar gelmeye başlıyor ve bir an içinde bulunduğu hali tımarhanelik olarak görüyor. Mert belli, Murat iğrenç, Sinan ise hiç olmayacak bir adam! Çevresini saran erkeklere baktığında hepsini toplasa bir tane düzgün erkek etmiyor gözünde. Elif, merdivenleri bu sinirle inerken üst kattan bir kapının açılma sesini duyuyor ve kim olduğunu da gayet iyi biliyor. Annesiyle biraz bağırmaya dönük konuşmaları duyulmuş olmalı. Meraklı tazeler de doğal olarak bunu kaçırmaz! Anlık duruşunun ardından daha hızlı çıkıp gidiyor evden ve biliyor ki Gülten ile annesi bu sabah kesinlikle annesine sabah kahvesine gidecek ne olduğunu öğrenmek için. Off giderlerse gitsinler! Aslında Sinan'a Gülten hiç de fena olmaz! Eve döndüğünde bunu annesine söylemeli. Temiz hava zihninin ve bedenini açıyor, Elif kendini biraz iyi hissediyor. Ağır adımlarla yürüyor. Telefonu çalmaya başlıyor derken. Baktığında Murat'ın aradığını görüyor ve tüm sinirini ondan çıkarmak için aramayı yanıtlıyor: -''Ne var Murat?!'' -''Seni özledim.'' -''Biz yaklaşık iki yıl önce ayrıldık, hatırlıyor musun?! Hem de senin yüzünden!'' Murat, aynı pişkin ve yüzsüz adam halinde. -''Hata yaptım.'' -''Güzel, hatanı kabul etmen çok iyi! Sana güzel günler diliyorum!'' diyen Elif telefonu adamın yüzüne kapatıyor ve telefonu sessize alıyor. Çünkü onun en az birkaç kere daha kendini arayacağını biliyor, tanıyor onu. Elif'in asıl sinirlendiği insanların yüzsüzlüğü idi. Sıkılıp gidiyor hazret, birileriyle bir şey yaşıyor, sonra bir gün kendini hatırlıyor ve de hiçbir şey olmamış gibi kaldığı yerden devam etmek istiyor. Yok öyle bir dünya! Bu, resmen ikiyüzlülük! Hiçbir şey olmamış gibi onu kabul edemez ki! Aşk, denen şeyin bir tılsımı var. Bir kere kayboldu mu geri gelmiyor üstelik. Duygularının da farkında. Onunla beraber olduğu günlerde Murat çok yakışıklı ve dayanılmaz görünüyordu gözüne. Sonrasında tavırları, huyları, yaptıkları ile çirkinleşmişti de çirkinleşmişti! ve ona dair bir duygusu kalmamıştı artık Elif'in. Yaşadıkça öğrenilen gerçeklerden biri bu. Sadece sevmekle olmuyor aşk, karşındakinin de sana aynı değeri vermesi lazım. Oysa Murat sevildikçe tuhaf bir hale girmişti. Şımarmıştı öncelikle ve genç kadını zorlamıştı bazı konularda. Ve Elif gençliğinin toyluğunda onun bu hallerini sevgi sanmıştı, hep kendisiyle olacağına inanmıştı. Oysa şimdi sadece acı acı gülebiliyor o günlerdeki haline. Meğer ne kadar zayıf ve savunmasızmış! Boşver Murat'ı, diye geçiriyor içinden ve şimdiki yaşamına devam kararı alıyor. Saati öğrenmek için telefonuna baktığında bir sürü arama görüyor, bunlardan ikisi de Mert'e ait. Hayırdır diye alay ediyor içinden onunla da. Aramaların hiçbirine dönmüyor. Okulun bahçesine girdiğinde ise ruh hali tamamen kendine acımaya dönüyor. Şimdi okuldakilerle uğraşmak zorunda. Müdür bahçede dolaşıyor, kendini görünce aynı imalı tonuyla sesleniyor genç kadına: -''Günaydınnnn Elif Hanım!'' -''Günaydın.'' diyen Elif hızla okula girmek için yürüyor, sabah sabah onunla uğraşamaz! Dosyasını ve kitaplarını almak için öğretmenler odasına girdiğinde diğer öğretmenler pek onu fark etmiyor, biri hariç. Bu içlerinde yaşı kendine en yakın, bir kadın öğretmen. Bir tek o uzun ve alaycı bakışlar atıyor kendine. Sanki, bak papucun hemen dama atıldı der gibi memun bakışlar bunlar. Elif bu içten pazarlık ve sinsilik hallerinden de nefret ediyor. Herkesin hayatı kendine. Onu eleştirenler acaba yaşamın akışına müdahale edebiliyorlar mı? Elif, büyük öfkesinin ardından yatışan haliyle dingin bir güne başlıyor. Derslerine girip çıkıyor ve okul şaşırtıcı derecede sakin o gün. Efe bile hiç zorluk yaşatmıyor genç kadına. Öğle arası ve teneffüslerde yalnız kalmayı tercih ediyor. Çünkü bir patavatsız konuşmayı daha çekecek gücü ve sabrı yok. Günün sonrasında arayan soran kimse de olmuyor. Son dersten çıktığında Elif, bir şey yapmadan aylak aylak uzun süre yürümek istiyor. Meraklı gözlerden uzak ve kendiyle kalmak istiyor. Çıkışa kapısından adımını attığı an biri kendini önüne atıyor. Uzun boylu, hafif yapılı, gözlüklü, siyah saçları itina ile yana ayrılıp yapıştırılmış, hafiften gergin bir genç adan bu, otuzlarına yakın olmalı. Elif bir an duraklayıp kim bu dercesine ona bakıyor. Karşısındaki adam cebinden çıkardığı bir mendille önce elini siliyor sonra elini tokalaşmak için genç kadına uzatıyor. Bu hareketi onun titiz ve takıntılı olduğun belli ediyor. -''Merhaba ben Sinan!'' diyen adam tertemiz, beyaz dişlerinin hepsini gösterircesine Elif'e gülüyor. Elif birden hiç olmadığı kadar kasılıyor. Demek annesi kendini dinlememişti ve şu karşısındakinin annesi ile bir plan yapmıştı. -''Sinan burada ne işin var?'' derken amacı onu birden başından def etmek. -''Görüşsek fena olmaz dedim.'' -''Pekiyi ben öyle bir şey dedim mi?'' Sinan önce ne diyeceğinde kararsız kalıyor yerinde ama hemen kendini toparlıyor. Annesinin tembihleri üzerine ısrarlı davranmaya karar veriyor genç kadına. -''Bir yere gidip bir kahve içelim mi? Lütfen beni kırmayın!'' Elif, gereken cevabı ona vermek üzere hazır ama çevrelerindeki öğrencilerin uzaklaşmasını bekliyor. Çünkü sıra dışı bir şey olduğunun farkındalar, durmadan kendilerine bakıyorlar. Çok uzun geçen birkaç dakikanın ardından Elif lafa giriyor: -''Sinan Bey kardeşim...'' -''Kardeşim mi?'' diyen adamın yüzü bir parça morarıyor. -''Evet, aynen öyle! Sinan Bey kardeşim, bence sen yoluna git çünkü bu olacak bir iş değil!'' -''Neden? Daha birbirimizi tanımıyoruz bile, konuşalım, tanışalım.'' Elif, onun bu pişkinliğine hiç şaşırmıyor çünkü bu hali diğerlerinde de görmüştü. -''Sizinle ne tanışmak ne konuşmak istiyorum! Annelerimizin senaryosunu oynamak zorunda değiliz! Haydi size iyi günler!'' Son sözlerini çok hızlı bir şekilde sarf eden Elif, bir an önce oradan uzaklaşmak için yoldan geçen bir taksiyi çeviriyor ve telaşla araca biniyor: -''Çek kardeşim!'' -''Nereye abla?'' -''Güniz Sokak'a! Acele et!'' Şoför hızla hareket ediyor. Elif kaçamak bir bakış atıyor Sinan'a. Adam hala yerinde ve şaşkın. Oh olsun diyor kadın içinden. Annesine de haddini bildirmeli. Evlilik denen şey bu kadar basit mi ya?! Ve ardından için için gülüyor. Kim ne plan yaparsa yapsın hayat bildiğini okuyor, hayat işte!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD