TIMARHANELİK

2258 Words
Eve varana dek aklından çok şey geçti takside. Çevresindekiler her ne kadar normal davrandıklarını, onun için en iyisini istediklerini düşünseler de hiç de akıllı değiller. Çeşitli yönlerden eksik insanlar genç kadın adına karar vermeye çalışıyor ve Elif onlara dehşetle bakıyor. Oysa sadece bir tane hayata sahip ve idare tamamen kendinde olmalı. Mesela en son yaşadığı Sinan durumu, kesinlikle annesinin halt yemesi. Hala yetmişli, seksenli yıllarda olduğunu sanıyor çünkü o dönemlerin aklını kullanıyor şimdilerde. Hani eğitim almamış, üst kat komşularının kızı gibi bir şey olsa belki diyecek ama onun durumunda annesinin düşüncesi imkansız. Sinan'a gelince, onun hali de öylesine belli ki! Kıyafetinin ve davranışlarının aşırı titizliğinden onun hala ana kuzusu olduğunu anlamıştı çoktan. Hiç de sevmez böyle tipleri, bir yönden karakteri tam oluşmamış kişiler bunlar. Eğer annesinin dediği gibi okuyup sonrasında gayet iyi bir konuma geldiyse kendi kararlarını alabilmeli. Yanlış hatırlamıyorsa Sinan otuzunda falan olmalı ve bu yaşında hala birinin sözüyle kız görmeye gidiyorsa hiç şansı yok Elif'in gözünde. Çivisi çıkmış dedikleri dünyada düzgün bir genç kız arıyorlar kendilerince. Daha da ilginç olanı, acaba Elif'in onu hazırda beklediğimi mi sanıyorlar? Sinirden gülüyor genç kadın. Bir an dünyayı kocaman bir tımarhaneye benzetiyor. Herkes kendi aklını beğenip kafasına göre takılıyor. Neden aynı hali Elif de yapmasın?! Bunu da haksızlık olarak görüyor. Büyüklerin gençler için onların akılları ermez diye düşündükleri konular, günümüz dünyasında aslında onların anlayamayacakları bir aşamada. Elif bunları kura kura yolun bitmesini bekliyor ama aklının bir ucunda da Mert sallanıyor. O da sözüm ona yaşıyor bu hayatta. Her nimet önüne hazır konmuş bir adam gerçek hayatta mücadele verenlerin yaşamını ne kadar anlayabilir ki?! Güya aynı toplumun kişileri onlar ama Nasrettin Hoca'nın dediği gibi, damdan düşenin halini damdan düşen bilir. Mert, nereden bilecek geçim sıkıntısını?! Nereden bilecek ihanetin acısını?! Apartmanın önünde iniyor genç kadın. O an istekleri, sinirlerini yatıştıracak ılık bir duş ve yalnızlık. Annesiyle bile malum konu hakkında konuşmak istemiyor. Girişi kapısına doğru bir iki adım atmışken gözü yerde hafiften kımıldayan bir şeye takılıyor. Apartmanın dar bahçesinin duvarının dibinde ufacık, tüylü bir şey. Elif bir an onun fare olabileceği düşüncesi ile irkiliyor ama evlerinde şimdiye dek hiç öyle bir canlıya rastlamamıştı ve gördüğü sanki desenli bir şey. Hemen yok, bu bir fare olamaz diyor kendi kendine. Ürkek adımlarla duvarın dibine yaklaşıyor ve o kıpırdayan şeyin yanına çömeliyor. Aslında bu şey, aklındaki tüm düşünceleri bir anda dağıtmıştı. İlgisi sadece ona yönelmişti. Bir elini uzatıp hafifçe ona dokunuyor ve bu temas üzerine o tüylü, ufak şey daha kuvvetle kıpırdıyor ve açmaya çalıştığı gözlerini Elif'e çeviriyor. Bu bir kedi yavrusu. Ya yolunu kaybetmişti ya da birisi ondan kurtulmak için onu buraya bırakıp gitmişti. Elif, vicdanını sevdiklerimin diye söylenip öfkeleniyor. O kadar küçük ki! İltihaplanmış gözlerini açamıyor bile, kemikleri fırlamış adeta, çok sefil bir halde. Birden ufacık başını genç kadının avucuna bırakıyor, kendi dilinde yardım isteyip Elif'e sığınıyor. Kim bilir kaç saattir burada, kimler kimler yanından gelip geçti ama onu fark etmedi. Son gücünü kullanarak patileriyle genç kadının ellerine sarılıyor, hafiften mırlıyor. Elif, bir an onu kendine benzetiyor, çok çaresiz çünkü. Onu kucağına alıyor kararlı bir şekilde. Annesinin ne tepki vereceğini biliyor ama kendine sığınan bir canı orada kaderine terk edemez. Eğer öyle davranırsa babasından, Murat'tan ne farkı kalırdı? Onlarda genç kadını hiç düşünmeden yollarına devam etmişlerdi. Elif, onlar gibi gaddar olmayı reddediyor içinde. Ufaklık Elif'in kucağında kendini bulunca başını büyük bir minnetle onun göğsüne dayıyor ve mırıltısına devam ediyor. Genç kadın artık tarihi olmaya yüz tutmuş apartmanın eski merdivenlerini ağır ağır çıkıyor ve kucağındaki yavruyu okşuyor. Sevmek ve sevilmek ne güzel diye düşünüyor. Niyeti anahtarıyla kapıyı açıp eve girmek, hemen yavruyu odasına bırakmak ve annesine alıştıra alıştıra durumu anlatmak. Kapıyı açıp da içeri girdiği an büyük bir gürültünün ortasında kalıyor. Anlaşılan annesinin misafirleri var. Odasına gitmek için ne kadar sessiz olsa da annesine yakalanıyor: -''Elifff gel kızım gel, misafirlerimiz var!'' Elif kucağındaki yavru ile salona geçmek zorunda kalıyor. Annesi bir çığlık atıyor onu görünce: -''O kucağındaki şey ne?! Pistir o!'' -''Ben onu temizlerim anne.'' -''Hastalığı falan vardır, at onu dışarı!'' -''Hayır anne!'' derken Elif sözcüklere basa basa bir anlığına unuttuğu misafirleri hatırlatıyor annesine. Annesi sinyali alıyor ve hemen yüzüne zoraki bir gülümseme kondurup konuşuyor: -''Çok merhametlidir yavrum! Bıraksam sokakta ne var ne yok eve taşır.'' Annesi tam karşısında oturan kadına bunları söylerken kaş göz işaretiyle Elif'e bir şeyler hatırlatmaya çalışıyor sanki. Genç kadın bilerek onu umursamıyor, kucağındaki yavru kedi ile kapıda dikiliyor daha. -''Kızım misafirlerimize hoş geldin desene. Bak bu hanım, Necla teyzen, Sinan'ın annesi, bizi ziyarete gelmiş.'' Elif zoraki hareketlerle gidip kadının elini öpüyor ve bu hallerden nefret ediyor aslında. Necla ise genç kadını baştan aşağı süzüyor. Bu haliyle, eski zamanlarda hamamda oğluna kız beğenen kaynanalara benziyor. Elif, geçmişin tozlarında kendini buluyor ve yüzünü buruşturuyor. Necla yalnız değil. Durumu öğrenince üst kat gelmeden durur mu hiç?! Gülten ve annesi de damlamış hemen. Olan biteni öğrenmeden gitmezler de! Elif formaliteden onlara da bir hoş geldiniz diyor ama soğuk bir sesle. Çünkü her gün geldikleri için pek misafir olarak göremiyor anneyle kızını. Misafirden çok evlerinde ne olduğunu öğrenmek için bekleyen ajanlara benziyorlar. Necla: -''Hoş geldin kızım sen de! Sinanım bugün seni görmeye gelecekti.'' Elif: -''Geldi geldi ama gitti!'' karşılığını veriyor ve onun aklını karıştırıyor. Necla her şeyin yolunda gittiğini farz ederek söze yeniden giriyor. -''Oğlum diye söylemiyorum ama Sinanım bir tanedir! Evden işe, işten eve, pırlanta gibidir benim oğlum!'' -''Maaaşallah maaşallah!'' diye memnun memnun konuşan annesine bakıyor Elif önce ters ters. Ardından Sinan hakkında düşündüklerinde yanılmadığını görüyor. Iyyyyy! Bir tiksinti geliyor içine. O kılıbık mı kocalık yapacak kendine? Dünyanın sonu gelse bile bunu kabullenemez! Bu arada Gülten ve annesi dikkatle dinliyor Necla'yı. Belki de iyi bir kısmet diye düşünüyorlar. Aslında Sinan Gülten gibi bir kızla daha uygun olur. Annesinin kızmayacağını bilse bunu açık açık söyleyebilir ama susuyor, ortamı germek istemiyor bu sırada Gülten'in hareketlerinin de farkında. Genç kız arada bir saçını geriye doğru atıyor, göz süzüyor, sürekli bacak değiştiriyor onları üst üste atarken. Sanki kendi güzelliğini sergiliyor. Bu arada annesi de kızını en abartılı cümlelerle süsleyerek anlatıyor: -''Gültenimin benzeri pek azdır. Terbiyeli, hamarat, becerikli hem de. Liseden sonra pek çok kursa katıldı, yabancı dili bile var!'' Elif'in annesinin yüzü bir an gerilse de Elif o anki konuşmalarla oldukça eğleniyor. Üzerinde gerginlik falan kalmıyor. Anlamsızca iki kadın, yani Sinan'ın ve Gülten'in annesi adeta s...k yarıştırıyorlar. Bunlar dünür olsalar ne kıyametler kopar ama! İki kadın da aynı frekansta çünkü. Biri oğlum, öbürü kızım dedikçe ortalık karışır! Elif kucağında uyuyup kalan yavruyu okşayarak canlı bir komedi seyrediyor adeta. Bu gösteriden oldukça keyif alıyor. -''Ne oldu kız, Sinan ile buluştunuz mu?'' sözlerini annesi Elif'in kulağına eğilerek söylüyor. Elif gözlerini karşısındaki temsilden ayırmadan gayet sakin cevaplıyor annesini: -''Yoooo!'' -''Gelmedi mi oğlan?'' diye soran annesi sabırsız. -''Geldi!'' -''Eeee ne oldu, söylesene kız, çatlatma beni!'' Annesi son çıkışmasını yine sadece kızının duyabileceği bir tonda yapıyor. Onun gerginliğinin tersindeki genç kadın gayet sakin konuşuyor: -''Bir şey olmadı anne, teklifini reddettim ve ben seni bu konuda daha bu sabah uyarmıştım!'' Salon gerçekten değişik bir ortama geçiş yapmıştı. Annesi Elif'e çıkışırken Sinan'ın ve Gülten'in annesi rekabette sınır tanımıyor, hatta sesleri daha da yükseliyor, Gülten de annesine destek veriyor, yani herkes kendi havasında. Elif bu sayede yakalanacağını düşündüğü kıskaçtan kurtuluyor ve bir anda tüm gerginliği yok oluyor. -''Odama gidiyorum ben, nasıl olsa herke kendi havasında.'' diyen Elif'e annesi karşı çıkıyor: -''Sakın yerinden kıpırdama!'' -''Oldu anne, bir de zincir tak ayağıma da tam olsun!'' Elif, gayet sakin yerinden kalkıp odasına gidiyor, ardından banyoya geçiyor. Ufak bir tasın içine hazırladığı ılık suyu alıp hemen geri dönüyor. Ilık suya batırdığı bir pamuk parçasıyla önce yavrunun gözlerini temizliyor. İyice halsiz düşen yavru artık ne olursa olsun halinde tamamen kendini genç kadına bırakmıştı. Bu arada salondaki yüksek sesli konuşmalar devam ediyor. Elif kısmen temizleyebildiği yavruyu kendi yatağına yerleştirip üzerini ince bir battaniye ile örtüyor. Bu bebeğe uygun mama almalıyım diye düşünüyor sonra. Salonda ortam biraz tartışmaya dönmüştü sanki. Annesi siz yanlış anladınız, hiç öyle şey olur mu gibisinden bir şeyler söylüyor ama kime söylediğinin ne önemi var ki Elif için. Genç kadın kimseye görünmeden evden çıkıp gidiyor. Ana caddeye çıkan Elif o civarın tek hayvan bakım ürünleri satan mağazasına giriyor ve aradığını buluyor. Elinde beş paket yaş mamayla çıkıyor oradan. Üzerinde tatlı bir his var. Bir canlıya yardımcı olduğuna memnun. Hele de bu dünyada kendini düşünmekten başka bir iş yapmayan kişileri düşündükçe iyi ki onlar gibi değilim diye seviniyor. Bu hisle eve doğru yürüyor. Apartmanın kapısına geldiğinde neredeyse Necla kendine çarparak yanından geçiyor, yüzü oldukça asık ve sinirli olduğu her halinden belli, Elif'e tek laf etmiyor. Kadının o hali Elif'in hoşuna gidiyor, başarmıştı işte hem de hiç zor olmamıştı. Annesi de artık bir daha böyle bir şeye kalkışmaz. Eve girdiğinde keyifle sesleniyor annesine: -''Annneeee!'' Salondaki dağınıklığı toplayan annesi birden işini bırakıp ona dönüyor: -''Nerdesin kız sen?!'' -''Yavruya mama almaya gittim.'' Annesi onun bu haylaz halini görünce kendini yakınındaki koltuğa bırakıyor ama azarı devam ediyor: -''Aferin sana! Gelen bütün iyi kısmetleri böyle kaçır!'' -''İyi kısmet Sinan mı? Bırak Allah aşkına! Anasının sözünden çıkmayan bir pısırık o! Zaten öyle koca hiç olmasın daha iyi!'' Annesi bir elini başına dayamış nerdeyse ağlayacak: -''Rezil ettin beni, kadın giderken sana seslendim ki ne göreyim kız yok ortada. Artık seni kesinlikle istemez!'' -''Aman istemesin ben de onun sünepe oğlunu beğenmedim zaten! Ben odama gidiyorum!'' diyen Elif bir iki adım sonra geri dönüyor. -'' Anne aslında bu Sinan Gülten ile çok uyumlu, aralarını yapalım bence.'' -''Sus! Görmedin mi iki kadın senin çocuğun benim çocuğum derken ortalık karıştı! Git işine ve bir süre bana görünme!'' -''Görünmem!'' diyen genç kadının canına minnet. Üniversite mezunu ve belli bir yaşa gelmiş halinde kendisine hala yeni yetme gibi davranmalarından hiç hoşlanmıyor. Mutfaktan aldığı ufak bir kase ile odasına gidiyor sonra. Aldığı mamalardan birini tabağa boşaltıyor ve yavrunun önüne bırakıyor. Ufacık şey aldığı koku ile adeta mamaya saldırıyor ve bir süre nefes almadan yiyiyor tabaktakini. Boynu incecik, çömeldiğ yerde sırtının kemikleri fırlamış haliyle genç kadının içini acıtıyor. Onu asla sokağa bırakmamaya karar veriyor. Mamayı silip süpüren yavru sanki teşekkür etmek ister gibi Elif'e sokuluyor ve ona sürtünüyor. Beyaz, sarı, gri, siyah karışımı kırçıllı bir hayvan. Elif onu yarın bir veterinere götürmeyi de planlıyor aklında. Sonunda yorgun düşmüş bedenini yatağa bırakıyor, yavru da gelip yanına yatıyor. Zorlukla araladığı gözleriyle genç kadına bakıyor. Onun bu hali oldukça tatlı geliyor Elif'e. Çoğu kişide göremediği sevgiyi bu ufacık şey ne kadar yoğun hissettirmişti kendine. Onu alıp göğsünün üstüne yatırıyor, o başını kadının boynunun altına yerleştiriyor. Elif bir eliyle onun sırtını okşuyor ve yaşadıklarını düşünüyor en baştan. Çoğu şey, gerçekten yaşamın doğal akışına uymuyor. Oysa sadece normalleri yaşamak istiyor. Huzur istiyor yaşamında. -''Bana bak onu öyle almışsın ama hastalığı falan vardır!'' sözlerini yine odasının kapısında gardiyan gibi dikilen annesinden geliyor. -''Bir şey olmaz, yarın onu veterinere götüreceğim.'' -''Sal, sokağa gitsin! Çok da çirkin bir şey bu!'' diyen annesi yavruya tiksinir gibi bakıyor. -''Hayır anne, o bana sığındı! Hem de çirkin falan değil, gayet tatlı bir şey. Adını Tatlış koydum ben onun!'' -''Hiç tatlı görmesem inanacağım aha ha ha!'' sözlerinde annesi aslında kendince günün intikamını alıyor. -''Anne başım ağrıyor, azıcık uzanayım, yemek hazır olunca beni kaldırırsın.'' -''Oldu haşmetlim! Ben hizmetkarınız emrinize amadeyim sonuçta!'' -''Aha ha ha! Estağfurullah anneciğim!'' Elif, yavruyu yan tarafına bırakıp ona doğru dönüyor sonra ve annesinin hala yerinde olduğunu hissediyor. Galiba içindeki zehrin son damlası hala atılmamış. -''Aynı baban gibisin! Vurdumduymaz, aylak!'' Bunları söyleyen kadın kapıyı gürültüyle kapatıp oradan ayrılıyor. Elif ona karşılık vermiyor ama kendi kendine gülüyor, nihayet zehrin son damlası da yüzüne fırlatılmıştı. Kendine iyice sokulan yavruya bakıyor dikkatli dikkatli, ardından yine onu okşuyor. -''Tatlış hayatıma hoş geldin. Belki sen beni anlarsın.'' diyor ona. Tatlış ise yemekten kocaman olmuş göbeği ile çoktan derin bir uykuya dalmış bile. Elif de gözlerini kapatıyor ama düşünceler kendini terk etmiyor. Olsun diyor sonra, uyuyamasa bile vücudu dinlenir. Mutfaktan gelen tabak seslerini duyuyor derinden. Bazen annesi gibi olmayı kuruyor aklında. Aklı öyle her şeye çalışmayacak, detaya girmeyecek ve hayırlı biriyle hemen yuvasını kuracak falan ama aklında bile bunu oturtamıyor. Şimdinin yaşamları öyle farklı ki geçmişten! Telefonu çalıyor. Genç kadın söyleniyor. Sanki benim dinlenmek istediğim anları seçiyorlar özellikle. Ama müdür beyin aradığını görüyor ve telaşla ona yanıt veriyor: -''Buyurun müdür bey!'' -''Elif Hanım şu son yaptığımız etkinliğin raporunu hazırladınız mı? Bugün söylemeyi unuttum.'' -''Hazırladım müdür bey, yarın elinizde bilin.'' -''Güzelll! Bir şey daha var.'' diyen adam bir an duraklıyor sanki söylemesi çok zor gibi. -''Dinliyorum sizi.'' -''Yaptığımız koordinasyon epey beğenildi ve takdir topladı. Hani diyorum okulumuzda buna benzer başka bir program düzenlesek nasıl olur?'' Elif duraklıyor. eğer böyle bir şey yapılacaksa neden okulun diğer öğretmenleri olaya el atmıyor? Bu düşüncesini ve sorusunu müdüre doğrudan söylemiyor ve onu geçiştirmeye karar veriyor: -''Müdür bey yarın okulda görüşelim isterseniz bu konuyu.'' -''Pardon benimki işgüzarlık işte, aklıma güzel bir fikir gelince hemen olsun istiyorum. Neyse yarın görüşürüz. İyi günler.'' -''İyi günler.'' Elif, onun ortalarda görülmeyi ne kadar çok sevdiğini biliyor. Üstelik böyle etkinlikler özel bir reklam kampanyasında çok daha ucuza geliyor. Şeytan diye düşünüyor müdür hakkında ama kendini kullandırmaya da niyeti yok, sonuçta kendisi dışında bir sürü öğretmen var. Hem böyle bir şey olduğunda Mert Beyefendinin de olaya gireceği kesin. Neden uğraşsın ki olmayacak insanlarla?! Daha profesyonel davranmayı düşünüyor bundan sonra. Nasıl herkes kendini düşünüyorsa kendi de aynısını yapacak. Hem geçen sefer müdürün sanki çok büyük bir ödemeymiş gibi lanse ettiği miktar da kendisiyle dalga geçer gibi bir mahiyet taşıyor. İş çok, karşılığı az bir zihniyete kendini bir daha kullandırmayacak. Üstüne bir de Mert'in o kasıntı halleri çekilir cinsten değil. Daha elinden bırakmaya zaman bulamadan telefonu yine çalıyor. Mert arıyor. Elif onu kabul etmiyor. İçinden, bu da amma yapışkan çıktı, diye söyleniyor ve bu noktaya varabilmekten hoşnut. Anlamsızca kendini etkilemesine artık izin vermiyor. Telefonu sessize alıp yere bırakıyor. Tekrar yanındaki yavruya yüzü dönük bir şekilde uzanıyor. Sadece bir parça huzur istiyor, o kadar! -
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD