YETER AMA!

2737 Words
Günün ilk ışıkları belirene dek Elif ile Can konuştular. Bu, öyle bir şeydi ki ikisi de yıllardır içinde biriktirdiklerini hiç çekinmeden ortaya dökmüştü. Konuşmak güzeldir ama herkesle olmaz. Bazı kişilerin enerjisi öyle güzeldir ki onu sanki çok önceden tanıyor gibi rahat edersiniz yanında. İkisi de böyle bir sıcaklığın kollarında konuştular da konuştular. Önce farkına varmasalar da sabaha karşı gördüler ki artık geleceğe dair planlar kurmaya başlamışlar bile. Can, yine düşünceli davrandı ve genç kadına artık uyuması gerektiğini söyledi gün ağarırken ama Elif'in umrunda olmadı çünkü ertesi gün cumartesiydi. -''Heyyyy artık uyumalıyız! Ben bir iki saat sonra kliniği açacağım.'' -''Aaaa ne kadar bencilim! Sanki bu sabah senin için de tatil gibi düşündüm. Tamam, haydi uyuyalım.'' diyen Elif hafiften kıkırdıyor. -''Bir şey daha söyleyeceğim sana , az daha unutuyordum.'' -''O kadar konuştuk ve hala bana söylemek istediğin bir şey daha var ha aha ha ha! Söyle, dinliyorum seni.'' -''İşler umduğumdan iyi gidiyor ya, o yüzden planladığımdan önce bir yardımcı alabileceğim yanıma.'' -''Çok iyi yaa!'' -''Hatta biri var aday olarak, bir veteriner asistanı. Bugün görüşmeye gelecek. Veeeee!'' deyip duraklıyor Can. Elif merakla lafa atlıyor: -''Veeee?!'' -''Veeee eğer onunla anlaşırsak sürekli klinikte durmama gerek yok, yani seninle daha fazla zaman geçirebilirim, dışarıda bir yerlere gideriz. Harika değil mi?!'' -''Evet ama bence işini gevşetme! Bak batarsın sonra!'' -''Bir şey olmaz! Günlerdir oradan ayrılamıyorum, bunaldım. Biraz hava alsak fena mı olur?!'' -''Olmaz!'' karşılığını veren Elif bir an kendi sesini tanıyamıyor. İstekli ve sıcak bir tonda konuşmuştu. -''Bak, bugün dediğim gibi olursa seninle bir yere gidelim baş başa. Ha bir de kliniğe gel kahvaltıya.'' -''Olur da ben biraz geç uyanabilirim.'' -''Olsunnnn!'' diyen Can bir parça çocuksu. -''Tamam o zaman, uyanınca seni ararım ve planımız netleşir.'' -''Anlaştık, görüşürüz, öptüm seni!'' -''Görüşürüz.'' sözüyle görüşmeyi bitiren Elif, onun öptüm demesine takılıp kalıyor bir an. O sabah okula giderken dudaklarına bıraktığı ufacık, kaçamak öpüşün tadı damağında. Bir an onu yanında hayal ediyor, yine dudakları birleşmiş, beline sarılmış, vücutları bir olmuş. Elif anında vücuduna yayılan sıcaklığın etkisinde yitiyor. Aynı anda başlayan bir karıncalanma içindeki isteği hırçın bir denize çeviriyor. Ürpererek anlıyor ki bedeni onun olmak için sabırsızlanıyor. Elif, yatağında yan dönüyor, bacaklarını sıkı sıkı kenetliyor, içindeki ihtirası dizginlemek ister gibi. Fakat bu heyecan ve ateş hoşuna da gidiyor. Kanı damarlarında daha hızlı ve delice akıyor. Birden düşündüklerinden utanıyor. Yanlış mı bunlar diye kafa yoruyor bir zaman ama genç bir vücudun aşk etkisinde bunları hissetmesi öylesine doğal ki! Vücudundaki bu değişim onu yorgun düşürüyor sanki, ihtiyacı giderilmeyen beden gerildikçe gerilir. İşte o hali de yaşıyor uzun uzun ve ardından uykuya teslim olmak üzere olduğunu anlıyor. En son duyduğu ses, penceresinin önüne konan bir kumrunun çektiği hu sesi. Elif, bir anlığına kapattığını sandığı gözlerini açtığında, kapının çalındığını duyuyor. Kesin meraklı komşularımızdır diye düşünüp diğer yanına dönüyor uykusuna kaldığı yerden devam etmek için. Dakikalar içinde kulağına çalınan sesler güçlenmeye başlıyor. İki kadın konuşuyor ve biri sanki diğeri ile kavga eder gibi adeta bağırıyor. Elif, yattığı yerden kalkıp oturuyor ve dikkat kesiliyor duyduklarına. -''Hanım hanım kızına sahip çık! Yoldan çıkmış, bir de oğlumun masum duygularıyla oynuyor!'' -''O ne demek?! Kızım öyle bir şey yapmaz!'' Elif, hiç beklemediği bu sözlerle yatağından fırlıyor. Pijamalı haliyle, dağınık saçlarıyla salona koşuyor adeta. Gözlerine inanamıyor, Sinan'ın annesi bu! Sabahın köründe rüyasında mı görmüştü kendilerini?! Kadın, öylesine pervasız ki her lafı hakaret gibi ortalığa dökülüyor: -''Kızının gezmediği adam kalmamış! Dün Sinanımı tartaklamışlar! Yedirmem oğlumu size!'' Genç kadın annesinin donup kaldığını görünce hırsla atılıyor bu hadsiz konuşmaya. -''Ben zaten senin oğlunu istemiyorum ki! Allah yolunu açık etsin!'' Yaşlı kadın bu sözlerin karşısında Elif'e dönüyor: -''Haaa istemem, yan cebime koy! Oğlumu kandırdın sen!'' Elif: -''Kadın sıyırmış mı ne?! Nasıl kandırmışım oğlunu? Hem sen böyle canın istediğinde buraya gelip bağırıp çağıramazsın! Haydi yoluna! Al o değerli oğlunu da! Artık kavanozda mı saklarsın yoksa çerçeveletip bir yere mi koyarsın sana kalmış!'' -''Saygısız, terbiyesizzz!'' diyen yaşlı kadın adeta çıldırmış gibi. -''Haydi lütfen gidin artık!'' -''Aaaaa bir de evden kovuyor a dostlar başımıza taş yağacak!'' Elif, onun mimiklerine ve hareketlerine baktıkça kendini gayet başarılı bir komedide hissediyor ve gülmeye başlıyor. Annesi ise ne diyeceğini bilemeden durumu toparlamaya çalışıyor: -''Deme öyle kızım, ayıp!'' Bundan gaz alan Sinan'ın annesi hırsını alamamış haliyle konuştukça konuşuyor: -''Kardeş sen bu kıza saygıyı falan verememişsin!'' Her sözü ile Elif'in annesini suçluyor ve kendince aşağılıyor ve tabii Elif buna izin veremez: -''Yeter ama! Lütfen evimizden çıkar mısınız?'' Kadın bir hışımla çıkıp giderken hala söyleniyor: -''Sen kaybettin sen, dağ gibi yakışıklı oğlumu artık rüyanda görürsün oğlumu!'' -''Rüyalarda buluşuruz o zaman aha ha ha!'' diye Elif kadınla alay ediyor. O sırada üst kattan gelen bir kapı sesi duyuluyor. Elif, onlara da hemen laf yetiştiriyor: -''Merak etmeyin canım sadece kavga ediyoruz!'' Onun bu sinirli sesi çınlayınca boşlukta üst dairenin kapısı usulca kapanıyor ama meraktan çıldırdıkları bir gerçek. Elif, içindeki isyanla kapıyı çarpıyor, gürültülü ses merdivenlerde yankılanıyor. Elif, geriye döndüğünde annesinin sessiz sessiz ağladığını görüyor. -''Ne oldu da ağlıyorsun şimdi? Kadın edepsizin teki, anlamadın mı? Bir de onun oğluyla evlenmemi istedin. Biz bunlarla yapamayız, hem ben onun oğlunu istemem!'' Elif'in annesi koltuğun kenarına ilişmiş, bir kolu koltuğa dayalı, diğer eli başında çok büyük kederler içinde. Elif onu anlamakta zorlanıyor. -''Anne ya bunun için ağlanır mı? '' Yaşlı kadın içini çekerek söze başlıyor: -''Senin hakkında söyledikleri çok ağırıma gitti. Yoldan çıkmışsın falan.'' -''O ne demek ya?! Hangi zamanda yaşıyoruz?! Sence benim öyle bir halim var mı?!'' Annesi, gözlerini silerek ona soruyor: -''Kim bunun oğlunu hırpalayan o zaman? Benden sakladığın bir şeyler var!'' -''Evet sana söylemediğim bazı şeyler var ama inan ki gereksiz. Senin bir de onu kafana takmanı istemedim.'' -''Anlat!'' diyen annesi kararlı haliyle onu bekliyor. -''Aslında anlatılacak pek bir şey de yok. Şunu anladım ki birisini geri çevirdiğin kadar değerli oluyorsun!'' -''O ne demek kız?!'' -''Hani şu Mert Şanlı vardı ya, o işte! Ben ve o olmayacak bir şey. Onu reddettim, o da alınmış sanırım okula gelmiş. Sinan efendi de gelmiş, benimle konuşurken Mert onu görünce bir kenara çekti ve .... Anlarsın işte gerisini.'' Elif, birden annesinin yüz ifadesinin değiştiğini görüyor. Az önceki üzülen, ağlayan kadın gitmiş; yerine gözleri keyiften parlayan bir kadın gelmişti. Bu halin nedenini anlamaya çalışırken annesi ona yardımcı oluyor: -''Aferin kızzz! İşte böyle ol, kaçan kovalanır!'' Elif, annesine boş boş bakıyor ve dediklerini anlamsız buluyor çünkü Mert de Sinan da istemediği kişiler. Yani naz veya taktik yapmıyor ki onlara annesinin düşündüğü gibi olsun! Annesi bir anda taze can bulmuş gibi yerinde enerjik bir halde kalkıyor yerinden. Sanki kızının değeri artmış da paylaşılamıyor gibi bir havaya giriyor. Elif, şimdilik bir şey demiyor ona çünkü onun da kendini iyi hissetmeye ihtiyacı var ve az çok annesinin aklından geçenleri tahmin edebiliyor. -''Elif gel kızım, kahvaltı yapalım!'' diyen annesine şaşırıyor Elif. Hangi ara mutfağa gitti de kendine sesleniyor? O sıra aklına Can ile yaptıkları plan geliyor. -''Anne ben kahvaltı yapmayacağım.'' -''Nedenmiş o?'' diyen annesi yine birden yanı başında bitiyor. -''Kahvaltıyı dışarıda yapacağım.'' -''Oooooo! Yeni gelişmeler var demek!'' -''Aman anne öyle çok şey biliyor gibi laflar etme!'' -''Kiminle kahvaltı yapacaksın?'' -''Can ile tabii!'' -''Oh oh oh çok iyi!'' karşılığında annesi bir tüccar gibi ellerini sıvazlıyor ve bu genç kadının hiç hoşuna gitmiyor. Aşk, evlilik ticari bir anlaşma değil ki! Kapının zil sesi ile irkiliyor ikisi de derken. -''Hah tamam! Ben de geç kaldılar diyordum!'' sözlerinde Elif üst katın yeni bir atağa geçtiğini anlıyor. -''Anne sen baksana kapıya, hiç onlarla uğraşamam!'' Annesi derin bir iç çekerek kapıya gidiyor ve kapıyı daha araladığı an Gülten kendini içeriye atıveriyor: -''Günaydınnn teyzeciğim! Elif uyandı mı?'' diyor ama sorusunun yanıtını beklemeden salona dalıyor. Elif, ona sert bakışlar atsa da o hiç üzerine alınmıyor: -''Hayırlı sabahlar arkadaşım! Bir sesler duyduk da iyi misiniz diye geldim.'' -''Gördüğün gibi gayet iyiyiz!'' -''Amannn hep iyi olunnn!'' diyen Gülten koltuğa iyice yerleşmiş, hiç gitmeye niyeti yok. Elif onu biraz dürtüklemek ihtiyacı duyuyor: -''Aha gördün, iyiyiz, artık gidebilirsin!'' -''Kızz sabah sabah bu ne gerginlik?! Ben de bugün tatil ya, beraber bir şeyler yaparız diye düşünmüştüm.'' Elif, içinden sen düşünme dese de dışarı yorumu farklı oluyor: -''İşim var!'' -''Ne işin var ki? Bugün cumartesi!'' Elif: -''Açıklama yapmak zorunda değilim kimseye!'' derken açıkça öfkeli ama Gülten hala şansını zorlamaya devam ediyor: -''Hııııı anladımmmm! İşin şu yakışıklı veteriner olmasın!'' -''Gülten sence de biraz haddini aşmıyor musun? Sana ne?!'' Elif'in çıkışması karşısında Gülten'in birden omuzları çöküyor, neşesi kaçıyor, adeta gözleri doluyor. Elif'in öfkesi de biraz acımaya dönüyor. Elif'in annesi ise anlamsız bakışlarıyla iki kızı süzüyor. Elif, Can ile baş başa zaman geçirmek istiyor ve Gülten belasını nasıl başından savacağını bilemiyor, ihale üzerine kalmak üzere! -''Gültenciğim seninle de başka zaman dışarı çıkarız.'' -''Hep böyle diyorsun ama beni atlatıyorsun.'' karşılığında dokuz on yaşlarında bir çocuk gibi Gülten. Elif, onun biyolojik olarak büyüse de aklının biraz geri kaldığını düşünüyor. Ona halini nasıl anlatacağını kestiremiyor. -''Bak şimdi sen bu sabah evde kal, ben dönünce seninle çok önemli şeyler konuşacağız.'' -''Gerçekten mi?!'' -''Yani, senin gidişatının bir kritiğini yapalım. Ama bu sabah benimle gelemezsin. Anladın mı güzel kardeşim?'' -''Anladım sanırım.'' diyen Gülten'in yüzü tekrar düşüyor ve aynı karamsarlığına dönüyor. -''İyi o zaman, ben gideyim bari!'' derken oldukça manidar ve isteksiz aslında. Annesi misafiri geçiriyor ve hemen kızının yanına geliyor: -''Bunlar da bir yapıştılar yakamıza ki düşmek bilmiyorlar!'' Elif, düşünceli düşünceli konuşuyor: -''Aslında bazen kızın haline üzülüyorum ama elimden bir şey gelmez.'' -''Aman sakın karışma onların işine, iyi olursa Allahtan kötü olursa kuldan derler, zaten bizim derdimiz bize yetiyor!'' -''Yani, orası öyle!'' Annesi hınçla konuşuyor sonrasında: -''Hani avukatlar, mühendisler istiyordu bu kızı? O zaman da inanmamıştım şimdi de inanmıyorum!'' -''Aman anne bize ne!'' -''Orası öyle de bari ufaktan atsalardı!'' Elif, keyifle geriniyor yerinde ve konuşuyor: -''Bir duş alayım, hazırlanıp çıkayım!'' Annesi yüzünde hınzır bir gülüşle ona karşılık veriyor: -''E çık bari!'' Elif, hızla duşa girip çıkıyor ve dolabının karşısına dikiliyor. Kıyafetlerine uzun uzun bakıyor ama hala kararsız. Nihayet kısa kollu, vücuduna oturan, etekleri uçuş uçuş bir elbiseyi beğeniyor. Kışa yaklaşsalar da bu kıyafet bahar tadında. Üzerine ince bir hırka alırsa gayet hoş olacak. Gelen kışa inat içinde açan çiçekleri haykırmak istiyor genç kadın. Bu arada geldiğini haber veren kısa bir mesaj gönderiyor Can'a. Elbisesini giyip kendine bakıyor aynada, gayet doğru bir seçim diyor kendi kendine. Dizlerinin üzerindeki etek boyu aynı zamanda onu daha çekici yapıyor. Kırmızı da çok yakışıyor kendine. Saçlarını kurutuyor, ardından fırça yardımıyla şekillendiriyor ve makyaj malzemelerini abartmadan kullanıyor, en son hoş dolduğunu düşündüğü parfümünden kullanıyor. Bu arada saatin kaç olduğunu merak ediyor. Güne öyle hızlı başlamışlardı ki zamanı düşünememişti Elif. Saatin on bire geldiğini görünce şaşırıyor, o kadar oldu mu ya derken. -''Çok güzellll çokkkk!'' Annesi beğenmişti halini.Kapıda durmuş, kızına hayran hayran bakıyor. -''Bugün de böyle olsun dedim. Hep spor olacak diye bir şey yok.'' -''Ben diyorum sana ama sakalım yok ki sözüm dinlensin!'' -''Aman anne sende de ne laflar varmış!'' -''Yaşam deneyimi! Bana bak merak ederim seni, bana arada yaz.'' -''Olur anne yarım saate bir sana rapor veririm.'' diyen Elif alaycı. -''Çok bilmişşş! Ne olur bir haber versen?!'' -''Günlerce kalmayacağım orada, gelince anlatırım olanı biteni.'' -''İlla meraktan çatlayacağım yani!'' -''Orası sana kalmış!'' Elif, kuş gibi adeta uçarak çıkıyor evden. E ne de olsa aşkına doğru kanat çırpıyor. Hızlı hızlı yürüyüp varıyor kliniğe. Ama girişte yabancı bir adamla karşılaşıyor. Adam gelen malzemelerin kutularını içeriye taşıyor. O sırada Can görünüyor: -''Günaydınnnn güzelim! Seni Beko ile tanıştırayım. Bekir Bey bu arkadaşım Elif. Elif, yeni asistanım Bekir Bey ama kısaca Beko diyoruz ona.'' -''Memnun oldum.'' diyen Elif Can'ın hızına hayran kalıyor. Artık tüm gün kliniğe bağlanıp kalmayacak üstelik! Bekir biraz çekingen Elif'e gülümsüyor. -''Gel şöyle masamıza. Aslı kahvaltıyı hazırlıyor.'' diyen Can genç kadını beklemediği bir anda kendine çekiyor ve bir kolunu onun beline doluyor. Elif anında bu yakın temasın etkisini alıyor ve yine hafif bir titremeye kapılıyor. Can onu bir sandalyeye oturtup hemen yanına yerleşiyor ve elini tutuyor. Bekir bir an kucağındaki kolilerle dönünce onların bu yakın halini görüp alttan alta gülüyor. Elif. -''Ne kadar çabuk oldu. Akşam konuştuk ve yeni eleman bu sabah işe başlamış bile.'' -''Aslında uzaktan tanıyordum onu. Annem de referans verince oldu. Annemin eski mahalleden komşusunun oğlu. Yani babamın yaşadığı zamanlardan. Ben pek hatırlamıyorum!'' Elif, geçmişin etkisinin hayırlı olmasını diliyor içinden ama Bekir'i de merak etmiyor değil hani. Nedense kafasında Gülten ile Bekir durmadan yan yana geliyor. Elif: -''Evli mi Bekir?'' -''Hayır.'' diyen Can şaşkın. -''Sevgilisi falan var mı?!'' -''Tam bilmiyorum ama galiba sevgilisi de yok. Ama neden bunları soruyorsun şimdi?'' -''Sonra anlatırım sana.'' Bekir, otuzlarının başında gösteriyor. Hafiften yapılı, uzunca boylu ve hiç fena değil Elif'e göre. Annesinin uyarısı da çoktan aklından çıkıp gitmişti. -''Elif abla günaydınnn!'' diyen Aslı bir tepsiyle geliyor yanlarına. Ufak tabaklara konmuş kahvaltılıkları ve çayları masaya yerleştiriyor. Can bir poşetten çıkardığı simit ve poğaçaları da diziyor masaya ve Bekir'e sesleniyor: -''Haydi Bekoooo kahvaltı yapıyoruz!'' Beko içeriye bıraktığı kutuların ardından yanlarına geliyor. Can keyifle rastgele konuşmaya başlıyor: -''Artık Beko yanımızda olduğuna göre ara ara seninle gezmeye çıkabiliriz!'' Elif, kendine gönderilen bu müjde dolu sözcüklere sadece gülümseyerek karşılık veriyor. Fakat Bu konuşmanın ardından Beko'nun hüzünlendiğini fark ediyorlar. Can: -''Beko ne oldu birden sana böyle dertlendin?'' Beko önce konuşmaya çekiniyor gibi dursa da sonunda baklayı ağzından çıkarıyor: -''Hoşuma gidiyor böyle çiftleri görünce ama yalnızlık zor be!'' İşte o an hepsi onun kederinin nedenini anlıyor. Elif de aradığı cevabı buluyor. Can: -''Hiç dertlenme, herkesin bir kısmeti vardır bu dünyada!'' -''Otuzuma geldim ama hala ben o kısmeti bulamadım!'' diyen Beko isyankar. Elif, giriyor söze: -''Şeyyyy bilmem nasıl olur ama bir arkadaşım var, hani nasıl anlatsam!'' Can: -''Biz anladık onu! Hadi ara da gelsin kahvaltıya!'' Bekir: -''Valla mı?'' Elif: -''Valla!'' derken Gülten'in sevinçten delireceğini düşünüyor. Elif, telefonunu alıp Gülten'i arıyor onlardan uzaklaşarak. Elif: -''Alo Gülten, ne yapıyorsun?'' Gülten sıkıntılı konuşuyor: -''Aman ne yapayım, yeşil fasulye ayıklıyorum, annem yemek yapacak da!'' -''Şimdi beni sakince dinle.'' -''Dinliyorum.'' karşılığında Gülten umutsuz. -''Güzelce giyin ve kliniğe gel. Seni tanıştırmak istediğimiz bir bey var.'' -''Ahhhhhhh! Şimdi mi?!'' -''Evet, şimdi kız!''diyen Elif geri plandan gelen bir takım sesler ve söylenmeler duyuyor. Galiba Gülten bu müjde ile elinde ne varsa fırlatıyor. Arkadan annesinin sesi duyuluyor, ah benim sakar kızım, bu gidişle evde kaldın sen! Gülten: -''Hemen geliyorum!'' diyor sonra da annesine laf yetiştiriyor: Galiba bir koca buldum sonunda anne!'' Telefon kapanıyor. Elif kahvaltı masasına dönüyor ve Beko'yu oldukça heyecanlı buluyor. Beko: -''Can nasıl görünüyorum? Kızlar nasılım?'' gibi sorular yöneltiyor durmadan çevresindekilere. Can: -''Dostum sakin ol! Gayet yakışıklısın!'' Beko: -''İçeri gideyim de saçımı falan düzelteyim ben!'' diyor ve hızla içeri giriyor. Can: -''Galiba şu an büyük bir sevap işliyoruz! Yeni bir yuvanın temelleri atılıyor!'' deyip Elif'i ve Aslı'yı güldürüyor. Sonra aklına gelen şeyi soruyor Elif'e: -''Şu dünkü mü yoksa, hani kasaptan dönerken seni gören?!'' Elif: -''Ta kendisi!'' -''Hayırlısı!'' Can sözlerini bitirdiği an Gülten geliyor yanlarına. Bu ne hız?! Elif gibi sade bir elbise giymiş, saçlarını toplamış ve çok ama çok heyecanlı. Yanakları al al. Can ev sahibi olarak onu karşılıyor: -''Hoş geldiniz, şöyle buyurun lütfen!'' diye ona yer gösteriyor. Gülten biraz değişmiş gibi, sanki ayağına gelen kısmeti kaçırmamak için daha olgun davranmaya çalışıyor ya da kendini buna zorluyor. Can içeri sesleniyor: -''Bekir Beyyyy sizi bekliyoruz!'' Gülten birden mahçup bakışlarını yere eğiyor. Aslında tatlı kız ama bir de saçmalıkları olmasa! Ve Beko kapıda görünüyor. Oldukça dik durmaya çalışıyor, göğsünü öne çıkarıp hafif yapılı vücudunu sergiliyor gibi. Sonunda Gülten ile tanışıyor, o an bakışları aradığını bulmanın tadında kenetleniyor. Birbirlerini beğenmiş gibi duruyorlar üstelik. İkisinin de gözleri ışıl ışıl parlıyor. -''Ben Bekir ama arkadaşlar bana Beko derler.'' sözlerinin ardından elini Gülten'e uzatıyor. Gülten titreyerek konuşuyor onunla: -''Ben Gülten Beko, şey yani Bekir Bey.'' -''Sizin gibi güzel bir hanımla tanıştığım için çok mutluyum.'' diyen Bekir bir anda kendinden emin, çekici bir adam havasına giriyor. Gülten: -''O sizin güzelliğiniz efendim.'' derken Yeşilçam filmlerinden bir kareyi andırıyorlar. Bekir Gülten'in yanına oturuyor ve sonrasında diğerleri o ikisini kaybediyorlar adeta. Gülten ve Bekir fısır fısır derin bir konuşmaya girişiyorlar. Elif, onlara bakarken birbirlerine çok yakıştıklarını düşünüyor hoşnutlukla. Aslı içeriye gidiyor. Can: -''Biraz dışarı çıkalım mı seninle?'' -''Olur, çıkalım.'' diyen Elif dünden razı. Can: -''Beko biz çıkıyoruz, mekan sana emanet! Bir randevu yok ama hasta gelirse buyur et, az beklesin.'' -''Tamam Can!'' diyen Bekir kendilerine bakmıyor bile konuşurken. Gülten'in elini tutmuş, onun gözlerine bakıyor sadece. Can ve Elif onların bu haline bakıp gülüyorlar ve caddeye çıkıyorlar. Can: -''İyi bir iş yaptık diye düşünüyorum. Sahile gidelim mi?'' -''Yani neden olmasın!'' Can onu kendine çekiyor ve o ufak öpücüklerinden birini bırakıyor yine aceleyle genç kadının dudaklarına. Bir kolunu Elif'in omzuna atarak göğsüne çekiyor onu ve hülyalı hülyalı yürümeye başlıyorlar. Eskiden çok sıradan gelen şeyler bile artık gözlerine harika görünüyor. Hep bildikleri yollar, ağaçlar, kuşlar, gökyüzü bile bir başka duruyor karşılarında. Bir kez daha kendilerini aşkın büyüsüne bırakıyorlar. Can arada bir kendine yakın genç kadının saçlarında dudaklarını gezdiriyor. Keşke hep böyle kalsalar. Hayat sürekli sıkıcı olacak değil ya! Artık onların da bu güzelliği yaşama zamanları gelmişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD