NEYSE

2653 Words
Elif, okuldan çıkacağı an, aklına o ana dek gelemeyen bir ihtimalin dehşetine düşüyor. Ya Mert kendini bekliyorsa?! Böyle bir şeyin olmaması için adeta evrene yalvarıyor. Ama işini de şansa bırakamaz. kalbindeki kişinin kim olduğuna dair acayip bir merak besleyen Mert elbet onun kim olduğunu öğrenmeye çalışacak. Can ile karşı karşıya gelmeleri ise bir felaket anlamına gelebilir. Henüz ilk yaprağını veren aşkının hoyrat bir elle başlamadan yok edilmesine izin veremez! Aşkını korumalı! Bu sıkıntılı ruh hali ile okulun bahçesine varıyor. Çıkış yine karmakarışık. Bazı veliler lüks araçlarıyla çocuklarını almak için dizilmiş halde. Elif, belli etmeden o araç kalabalığı içinde malum kişinin olup olmadığını kontrol ediyor. İlk bakışta onu görmemek epey iyi geliyor genç kadına. Bir anlığına yitirdiği huzuru yeniden bulup kendini caddeye atıyor. O kalabalıktan birkaç metre uzaklaşınca derin bir nefes alıyor çünkü artık seyrelen trafikte eğer geldiyse onu tespit etmek daha kolay olacak. Galiba şansı yardım ediyor diye düşünüyor. Ve ilginçtir ki Mert gibi birinin olayı bu kadar sürdürmesi hiç hesap etmediği bir durum. Zamanla sıkılıp uzaklaşacağından emin. Nasıl olsa çevresinde dikkatini çekip onu oyalayacak pek çok güzel kadın mevcut. -''Merhabaaaa!''sözcüğü ufak bir nida ile kulağına çalınınca Elif, başını yerden kaldırıyor. Bu hali de normal değil. Sanki başı öne eğik yürüdüğünde kendini kamufle edecek. Bazı sıkıntılı anların tutarsız tepkilerinden biri bu aslında. Elif, sesle irkilip başını kaldırıyor ve Sinan ile göz göze geliyor. İlk karşılığı sadece susmak oluyor ona. Sinan yine aynı şablonun içinde. Saçları annelerin ilkokul yıllarında oğullarının saçlarını yaptığı gibi. Yana ayrılmış ve özenle yapıştırılmış. Hatta kalıp gibi duruyor, bu haliyle garip bir peruğu andırmıyor da değil. Kaliteli takım elbisesinin içinde, gömleği son düğmesine dek kapalı, kravatı sıkı sıkı bağlı. Sinan bu haliyle otuz, kırk yıl öncesinin kalem efendilerini anımsatıyor genç kadına. Kuralcı, titiz, işgüzar ve pimpirikli. Kısacası tarihi çoktan geçmiş bir halde. -''Biliyorum böyle pat diye karşına çıkmam biraz garip oldu ama ben seni bir daha görmek istedim. Değişik değil mi?!! Elif, ilk şaşkınlığından kurtuluyor ve biraz alaycı bir tondan ona soruyor: -''Annenizin buraya geldiğinizden haberi var mı?'' Sinan, biraz köşeye sıkıştırılmış gibi rahatsız konuşuyor: -''Yani ama her şeyi bilmesine gerek yok bence.'' Genç adam, özgürlüğünü ilan etmek isteğinde kendince büyük bir adım atmıştı ama bu annesini bertaraf etmeye asla yeterli değil. Elif bunun farkında. Eğer biraz deneyimi varsa annesinin bu cüret karşısında elinden gelen her şeyi yapacağına emin ve zaten asla böyle bir karmaşada kalmayı kabul edemez. -''Anlıyorum sizi. Ama öğrenince sizin için hiç iyi olmaz. Bildiğim kadarıyla en son onu gördüğümde kendinin hakarete uğradığını düşünüp koparıp atmıştı her şeyi. Aha ha ha şimdi sizin böyle yaptığınızı duyarsa vay halinize!'' Sinan, Elif'in söylediklerini gayet iyi anlıyor ama yine de erkekliğine b.. sürdürmek istemiyor: -''O kadar da değil canım! Yetişkin bir erkeğim, işim de var! Kendi irademle karar verebilirim!'' Elif, hala onun karşısında alaycı bir gülümseyişle duruyor. -''İnşaallah!'' derken ona hiç inanmadığını gayet net belli ediyor. Hem zaten Sinan ile aşk babında bir araya gelebilmeleri de imkansız. Kalbinin verdiği adam kendi gibi tuttuğunu koparmalı ve daima kendi olmalı. Sinan, bir zaman sonra genç kadının sözlerini umursamıyor ve onun yanında yürümeye başlıyor. Fakat Elif bu durumdan son derece rahatsız. Bir bahane ile onu yanından uzaklaştırmalı ama ne?! Arada bir onun yapışkan bakışlarını üzerinde hissediyor ve daha bir kötü oluyor, sanki içi bulanıyor gibi bir hal bu. Kaba da olmak istemiyor. ne yapmalı?! Bu arada yanlarından geçen tek tük öğrencileri de gözüne çarpıyor Elif'in. Çocukları yüzünde gayet anlamlı ifadeleri görüyor ve daha bir içi daralıyor. -''Benim bir işim var, sizden ayrılmak zorundayım, size iyi günler.'' deyip olayı kestirip atmayı istiyor ama olmuyor. -''Benim vaktim var, hatta size yardımcı olabilirim işinizde. Hem daha size içimdekileri söyleyemedim ki!'' diyen Sinan artık işin dozunu kaçırma noktasına oldukça yakın. Elif, içinden söyleniyor ona. Hay senin ben söyleyeceklerine.....! Fakat Sinan belasını ararcasına ısrarlı: -''Şöyle güzel bir mekana gideriz sonra, konuşuruz sizinle.'' Elif, bir an yanında yürüyen Sinan'ın büyük bir şiddetle yana savrulduğunu görüyor. -''Bence biz ikimiz konuşsak daha iyi olur canım!'' cümlesi bir bomba gibi düşüyor ortaya. Elif, arkasına dönünce Mert ile burun buruna geliyor. Sanki bir süre arkalarından sessizce gelip konuşmaları dinlemiş gibi. İyi de nerden çıkmıştı bu adam birden bire? Aslında Elif'in yanıtı bulması hiç de zor olmuyor. Başka birinin varlığını öğrendiği için ve de onun kimliğini öğrenmek için pusuya yatması gayet doğal. -''Ne yapıyorsun sen?! Bırak adamı! Eşkıya mısın nesin sen? Hem de böyle kocaman bir şehrin göbeğinde!'' diye ilk tepkisini gösteren Elif, aslında durumdan memnun. Bu , resmen hedef saptırmaya benzer bir şeydi. Mert, gizemli aşkının Sinan olduğunu sanmıştı. Mükemmel! -''Sen hiç konuşma, git evine!'' sözlerinde Mert ne kadar cahil ve zorba görünüyor gözüne. Böyle bir adamla yapılabilecek bir evliliği kabusa benzetiyor genç kadın. Dediğim dedik, höthöt bir adam! Iyyy, kırk yıl bekar kalsa daha iyi! Tipi ve varlığı bile kurtarmaz onun bu çirkin yanını. -''Size iyi günlerrrr!'' cümlesini adeta neşeden bayılacak gibi söylüyor Elif. İkisinden de kurtulmuştu şimdilik. Bir süre sonra hafifçe dönüp arkasına baktığında, Mert'in Sinan'ı yakasından tutup duvara dayadığını ve ona öfkeyle bir şeyler söylediğini görüyor. Sinan'ın yüzü korkudan bembeyaz, Elif olduğu yerden bu hali rahatlıkla görebiliyor. Elif, gördüklerinin sonrasında hızlanıyor, amacı bir an önce evine giden sokağa sapıp izini kaybettirmek. Dalgalı geçen günü galiba iyi sonla bitecek. Hiç hesapta olmayan bu karşılaşma Sinan'ın aldığı en büyük derslerden biri olabilir ve büyük bir olasılıkla bir daha Elif'in karşısına çıkmak cüretini gösteremez! Elif, kestirmesi olan ara sokağa girdiğinde önce arkasına bakıyor, sonra derin bir nefes alıyor. Çok sıkıcı olabilen yaşam bazen çok heyecanlı hale gelebiliyor. Elif, çevrede kimsenin olmadığından emin bir kahkaha atıyor. Ve eve gitmeye karar veriyor önce. Doğrudan Can'a gidip başka bir riski göze alamaz, Mert şimdilik asıl oğlanı bilmemeli! Artık tamamen sakinleşmiş haliyle apartmanlarının dış kapısından içeri giriyor, merdivenleri çıkarken artık ekstra bir durumun olmayacağından emin. Kapıyı çalıyor hafifçe, annesi kendini bekliyordur. Fakat, kapı açıldığında hiç beklemediği biri ile karşılaşıyor, Gülten! Birden geriliyor yerinde ve bunun ne işi var bizde diye hafiften sinirleniyor. -''Elifciğim gelmiş! Gel kız, kendi evin gibi gir içeri aha ha ha!'' diyen Gülten kendince espri yapmıştı ama Elif'in tüyleri diken diken olmuş ve bir üşüme hissetmişti her yanında. Ona karşılık vermeden salona geçiyor. Aha annesi de gelmiş, hem de başköşede! Bir şeyleri ne kadar saklasa da anne ve kızı sanki kokusunu alıyor. Beklenmedik kişilerle karşılaşma günü olmalı bugün. Oysa görmek istediği tek kişi Can! -''Hoş geldiniz!'' cümlesini savrukça söyleyen Elif, aynı zamanda gittikçe sıklaşan bu ziyaretlerden hoşnutsuzluğu anlatıyor kendince. Ama nerede o anlayış anne ve kızda! Hep olduğu üzere alınmıyorlar bile. Elif, annesinde duygularını ifade eden kısa ve etkili bir bakış atıp odasına gidiyor hızla. Oda kapısını sıkıca kapatıyor ardından ve düşünmeye başlıyor. Bunları atlatıp Can ile buluşması şart ama nasıl?!!Bir an karmaşadan duran beyni ile kalıyor. Yatağını çok seven ve hep orada olan Tatlış'ın başını ve boynunun altını okşuyor. Üzerini değiştirmeye karar veriyor önce ama acil işi Can'a kısa bir mesaj göndermek oluyor. Bir işinin çıktığını ve biraz gecikeceğini yazıyor ona. Gömleğinin düğmelerini çözerken oda kapısı açılıyor. Gülten teklifsiz ve sıkıntı veren varlığı ile yanına geliyor. -''Nasıl gidiyor işler?!' Elif, başını çevirip yanıt veriyor ona: -''İyi.'' Gülten istediğini elde edememenin takıntısında konuşuyor sonra: -''İstersen dışarı çıkalım beraber, hava alırız!'' -''İşim var. Bugünkü toplantının tutanağını yazmalıyım.'' diyen Elif kibarca onu geri çeviriyor ama karşısındaki yapışkan ve ısrarlı. Ne kadar çok Sinan'a benziyor bu kız! -''Amannnn iş bitmez, şöyle bir gezelim seninle!'' -''Yorgunum ve canım hiç gezmek istemiyor!'' Gülten sonrasında onu kışkırtmak ister gibi sözlere giriyor: -''İçin geçmiş senin! Nasıl gençsin sen, bir de benden küçüksün!'' -''Ben de böyle bir şeyim!'' derken Elif, içinden ne öğrenmek istiyorsan sor da git başımdan diyor. Gülten tekli koltuğa oturmuş, üzerini değiştiren Elif'i seyrediyor, hiç de onu yalnız bırakmayı düşünmüyor. Bir zaman süren suskunluğu yine Gülten bozuyor: -''Sinan'ı gördün mü bir daha?'' ve merak konusu ortaya çıkmış oluyor. Elif: -''Hayır! Ama bence siz ikiniz için yaratılmışsınız!'' deyip karşısındaki kızı şaşırtıyor. -''Aaaaa öyle mi kız?!'' -''Tabiii! Neden olmasın!'' Elif'in sihirli cümleleri birden Gülten'i başka bir aleme atıyor. Sanki Sinan ile bağlantı kurmanın yollarını arıyor kendince. Annesi ile kafa kafaya verirse bunu kesin başarır da. Elif, tişörtünü giymek için bir ara arkasına dönüyor ve sonrasında Gülten'i göremiyor odasında. Memnuniyetle kendini tebrik ediyor. Akıl bedava! Elif, üzerini değiştirip salona geçtiğinde annesini yalnız buluyor. Alaycı bir şekilde annesine soruyor: -''Nerede misafirlerimiz?!'' -''Aman ne bileyim ben! Kızı anasına fısır fısır bir şeyler söyledi, sonra apar topar gittiler. Deli gibi bir şey bunlar, hiç uğraşamam vallahi! Zaten kaç saattir kafamı şişirdiler!'' -''İyi olmuş öyleyse, biraz uzan da dinlen.'' -''Sen neler yaptın bugün?!'' -''Her zamanki gibi işe gittim, çalıştım ve evdeyim!'' bunların arasındaki yaşanan detayları annesinin bilmesine hiç gerek yok. Mutfağa gidip masanın üzerindeki tepsiye konmuş elmalardan birini alıyor ve iştahla ısırıyor onu. Annesi yine paratoner gibi çekiyor kızını: -''İyi iyi, seni böyle keyifli görmek güzel!'' Asıl amacı ise bu neşenin nedenini öğrenmek. Sessizce bir açıklama bekliyor kızından ve bu bekleyiş fazla uzun sürmüyor: -''Anne biraz sonra dışarı çıkacağım haberin olsun. Can ile buluşacağım.'' -''Haaa şimdi mesele anlaşıldı. Buluşun tabii, konuşun, birbirinizi tanıyın, sonu da hayırlı olur umarım! Kısmet!'' -''Anne ya senin bu hallerine bayılıyorum! Meraklı ama meraksız, gergin ama sakin!'' -''O ne demek kız öyle?!'' -''Sen anladın beni!'' Annesi bir an durup yine bir soru yöneltiyor kızına: -''E doğrudan gitseydin ya, neden eve uğradın?'' Elif işin aslını annesine anlatmak istemiyor çünkü onun huyunu biliyor. Kurdukça kurar aklında. -''Belki de senin istediğin gibi ağırdan satıyorum kendimi!'' -''Aferinnnn! Kız kısmı böyle olmalı ki değeri bilinsin.'' Elif, gülüyor ona, verdiği akıl yıllar öncesine ait çünkü. Şimdilerde her şey çok hızlı gelişiyor, hatta ağır kalırsan bazı güzellikler çalınabiliyor. Salonun penceresinden sokağı kontrol ediyor önce, şüpheli bir durum görmüyor. -''Anne ben çıktımmmm!'' diyen Elif, yavaşça kapıyı açıyor ve dışarı süzülüyor. Duvar kenarlarından yürüyor apartmandan biraz uzaklaşana dek. Ve artık özgür. Kalabalık caddeye varıyor, insanların arasına karışıyor derken ve nihayet veterinerin olduğu sokağa varıyor. Birkaç adım sonra onun yanında. Neyse ki bugünün densizliklerini bertaraf etmeyi başarmıştı. Kendini bazen bir sirkte incecik bir ip üzerinde dengesini korumaya çalışan bir akrobata benzetiyor. Oraya vardığında Can ile Aslı'yı o ufacık masanın çevresinde buluyor. Yüzündeki kocaman, aşk dolu hali ile konuşuyor: -'Selammmm!'' Can biraz sitemkar konuşuyor genç kadınla: -''Sonunda gelebildiniz güzel bayan!'' Aslı hiç oralı değil: -''Selam Elif abla, gel şöyle aramıza otur!'' Can yerinden kalkıp Elif'e yol veriyor ve sonrasında o harika gözleri ile Elif'e uzun uzun bakıyor. Elif bu bakışlarda her bir zerresinin dağıldığını duyumsuyor. Can kalbini delice attırmayı başarıyor, hem de bunu becerebilen tek erkek. -''Çok mu geç kaldım? Eve uğramak zorunda kaldım o yüzden böyle oldu.'' Bu sözleri, sanki Can'ın az önceki halini bir anda yok ediyor. Elif, hiç beklemediği romantik bir karşılık alıyor onda. -''Seni bir ömür boyu bekleyebilirim! İnsan sevdiğine naz yaparmış!'' diyen Can eğilip Elif'i yanağından öpüveriyor. Elif şaşkın, bugün bu ikinci öpücük oluyor. Aslı'nın çapkınca bir gülüşle kendilerine baktığını görünce utanıyor biraz, yanakları kırmızı kırmızı oluyor. Ve Aslı onları yalnız bırakması gerektiğini düşünüyor: -''Bize birer çay getireyim bari'' deyip içeri giriyor. Onun bu sözlerini Can ve Elif duymamış gibi sadece birbirlerine bakıyorlar. Galiba bu kalbin dili. Tek sözcük etmeden anlaşabiliyorlar o an. Can sandalyesine ona doğru çekiyor, artık bedenlerinin sıcaklığı da birbirine karışıyor. Elif, yine bir titremenin başladığını hissediyor kendinde. Öpüştekinden daha yoğun bir sıcaklık basıyor bedenini. İnsan yerinde eriyip bitebilir mi?! Tam da aynısını yaşıyor. Can elini tutuyor ve o büyülü sözlerine dönüyor: -''Ne olacak benim bu halim?! Sabahtan beri saatler geçmek bilmedi. Keşke hep beraber olsak!'' Elif birden oldukça artan duygusallıkta boğulmaktan son anda kendini kurtarır gibi soruyor ona: -''Eeee neler yaptın bugün?!'' -''Bir doğuma gittim, birkaç muayene ve tedavi yaptım sonrasında ama aklım hep sendeydi.'' -''Aaaa kim doğurdu?!'' -''Merkeze çok yakın bir köyde bir ineğin doğumunu yaptırdım.'' -''Demek oralara da gidiyorsun?!'' -''Aynen.'' -''Ayyyy çok da şirin olur o buzağı şimdi! Kocaman gözleri ve kulakları ile kim bilir ne güzeldir!'' -''Senin kadar güzel olamaz!'' karşılığında Can, Elif ne kadar uğraşırsa uğraşsın asıl konudan çıkmayacağını belli ediyor. Elif bunu anlıyor ve gülümsüyor. Fakat duyguların bu kadar hızlı gelişmesinden endişeleniyor. Biraz da suçlu buluyor kendini çünkü Can'a anlatması gereken bir geçmişi var. Bu geçmişin anımsanması, genç kadının yüzünün asılmasına neden oluyor. Can tıpkı annesi gibi anında görüyor değişen hallerini: -''Ne oldu?'' -''Bir şey yok! Çok iyisin! Ben bunu hak ediyor muyum sence?'' -''Elbette hak ediyorsun! Hem bunu söylemen çok tuhaf. Neden böyle düşünüyorsun?'' Elif, bazı şeyleri anlatmak için henüz erken olduğunu düşünse de aralarında geçen zaman Can'ı daha da kendine bağlayabilir ki bu da suçlu hissetmesinin asıl kaynağı. -''Boşver, bazen böyle saçmalıyorum!'' Aslı çay fincanları ile geliyor derken. Her şeyin yolunda olduğunu düşünen haliyle konuşuyor: -''Eeee nasıl gidiyor?'' Can: -''Ortadan hallice!'' Aslı bunu duyduğuna memnun. Artık hepsi susmuş, çaylarını yudumluyor. -''Elifffff! Kız sen burada ne arıyorsun!'' çığlığı Gülten'in varlığını gösterirken tehlike çanlarının çalmasına neden oluyor. Elif bir an ne olduğu anlayamıyor gibi sersemliyor. Gülten teklifsizce yanlarına gelip oturuyor hemen. Gözleri genç kadında bir yanıt bekliyor ondan. -''Tatlış'ın aşısı için.'' diyebiliyor Elif. Gülten'in gözleri Can ile yakın hallerini anında yakalıyor. -''Kız sen ne yere bakan yürek yakan bir şeysin yaaa!'' derken seni nasıl yakaladım diyor esasında ona. Elif, bu vıcık vıcık yaklaşım karşısında birden gelen sinirini durduramıyor. -''Sen de ajan gibisin ha!'' -''Tesadüf şekerim! Kasaba gitmiştim, dönerken bir de baktım sen buradasın!'' -''Yaaaa ne tesadüf!'' diyen Elif'in sesi Can'ın bazı şeyleri anlamasına yardımcı oluyor. Gülten hadsiz rahatlığı ile Can ve kardeşiyle tanışıyor. Aslı'nın yüzünde onu hiç de beğenmediğini gösteren bir ifade apaçık. Can ise sanki ortamı idare etmeye çalışıyor. Elif: -''Gülten bizim üst katımızda oturuyor. Biraz da meraklıdır gördüğünüz gibi!'' sözerinde Can'a çok önemli mesajlar veriyor. Gülten ise hiç oralı değil: -''Hani yorgundun, hani dışarı çıkmayacaktın?!'' -''Sonra fikrimi değiştirdim Gültenciğim! İstersen bundan sonra her yaptığımı sana rapor edeyim!'' Gülten bu sert uyarı ile durması gerektiğini sonunda akıl edebiliyor. Masaya koyduğu poşetten gelen ağır et kokusu diğerlerinin yüzünü buruşturmasına neden oluyor. Bir de yayılmış ki sandalyesine gören de onu saatlerce oturacak sanır orada. Elif duruma müdahale etmesi gerektiğini düşünüyor: -''Ben de kalkmak üzereydim, haydi gidelim!'' Can Elif'in rahatsızlığını anlasa da biraz daha kal der gibi bakıyor ona. Elif de bunu ister ama karşısındaki yürüyen merak ile bunun şimdilik olmayacağını biliyor. -''Biz gidelim! Tanıştığımıza memnun oldum! İyi günler size! Haydi Gülten!'' Gülten istemeye istemeye yerinden kalkıyor. Can ve Aslı Elif'in son sözlerinden epey bir durumu anlıyor ve sessiz kalıyor. Elif, önden yürüyüp dışarı çıkarken Can'ın kendine telefonunu işaret ettiğini görüyor. Anlaşılan bu gece de sabahlayacaklar konuşarak. -''Haydi Gültenciğim!'' diyen Elif kızın koluna girerek adeta onu çekiştiriyor dışarı çıkmak için. -''Kız dur, kolumu koparacaksın! Acelen ne?!'' derken bir Can'a bir Elif'e bakıyor hala. Kaldırıma çıktıklarında Elif aynı şiddetle onun yürütüyor. -''Sen var ya sen! Aranızda bir şey var değil mi?'' gibisinden hala konuşuyor Gülten. Elif onu duymuyor bile. Bir süre sonra zaten onun kolundan çıkıyor ve içindeki öfkesini bastırmaya çalışarak önden hızlı hızlı yürüyor. Bu sefer de Gülten ona yetişmeye çalışıyor ve durmadan konuşuyor: -''Yakışıklı çocuk ama! Beğendim! Nereden buluyorsun, nasıl yapıyorsun?! Pess!'' Elif, yürüdükçe uzuyor hissine kapıldığı yolun sonuna varmak için çırpınıyor. -''Kızz bana da akıl versene biraz ! Ha olmaz mı?! Benimde böyle bir sevdiğim olsun! Yoksa annemin dizinin dibinde kuruyup gideceğim ne olurrrr!'' Elif, onca öfkesi içinde bir parça onun bu haline üzülüyor. -''Akışa bırak kendini, elbet biri çıkar karşına!'' derken Gülten'i hafiften teselli bile ediyor. -''Çıkar değil mi?'' -''Çıkar çıkar!'' Bu konuşmalar eşliğinde evlerine geliyorlar. Elif, bir an önce yalnız kalmak istiyor ama Gülten dibinden ayrılmıyor. Sonunda: -''Sen eve gitmeyecek misin?'' diye soruyor ona. -''Aaaaa doğru, annem yemek yapmak için beni bekliyor! Ama bak, söz ver, bana yardım edeceksin!'' -''Haydi iyi akşamlar sana, sonra konuşuruz!'' Elif sonunda evine girebiliyor ve acı acı gülüyor. Kelin ilacı olsa önce kendi başına sürer. Benim yaşamım bunca karışıkken benden ne umuyorsun?! Günün tek olumlu gelişmesi, Mert'in Can ile karşılaşmaması. Ve de Sinan'ı o sanması. Aha ha ha harika bir şey! Gelen mesaj sesi ile eli telefona gidiyor, kesin Can olmalı diye düşünüyor ama yanılıyor. ''O pısırık adam da ne buluyorsun?'' diyen soru Mert'ten geliyor. Ona cevap bile verme gereği duymuyor. Sonrası iyi ve hoşşşş! O geceyi de Can ile konuşarak sabaha erdiriyor. Durumları hem çok romantik hem çok komik. Gündüz iş güç olsa da geceler ikisinin! Anlaşılan o ki Can ve Elif aşkın ilk şiddeti geçene dek, sabahlar olmasın modunda yaşayacaklar!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD