FAZLASI!

2671 Words
Elif, geçirdiği kalp kıpırtılı gecenin ardından okula gitmek için evden çıkıyor. Fakat artık başka bir kadın. Yüzü ışıl ışıl parlıyor, oldukça mutlu ve düşlerle dolu. Apartmanın dış kapısından çıkıyor ve bir an duraklıyor. Başını hafifçe kaldırıp kaçamak bir bakış atıyor üst kata ve derin bir soluk alıyor. Genelde herkesi gözetlemeyi seven üst kat komşularının balkonu boş, perdesi kapalı. Elif, bugün beni kaçırdılar diye düşünüp gülüyor. Ama bu halden de oldukça hoşnut kalıyor. İnsanların gereksiz meraklarının ürünü saçma sorularla muhatap olmamak gayet hoş. Galiba bugün şanslı günü. Gözlerini gökyüzüne kaldırıyor bu hafif haliyle. Uzun uzun sonsuz boşluğa bakıyor. Gayet sakin görünse de bulutlu bir hava var bugün. Elif gördüklerinin şairane bir atmosfer olduğunu düşünüyor, tam kalbine göre. Romantik bir sonbahar günü kendini bekliyor. Ara ara zihninde akşamki konuşmaların kısa tekrarı çınlıyor. Ağır adımlarla yürüyor kaldırımda. Yere dökülen sarı yapraklara bakıyor garip bir huzur hissiyle. Sanki aşkını süsleyen taç yapraklarına benziyorlar. Aslında bu aşık haliyle biraz da aptal göründüğünün farkında ama olsun! İnsanın buna da ihtiyacı var, bazen heyecandan öleceğimizi sandığımız anlar yaşanmalı! Kaldırımın sonuna geldiğinde kestirme diye kullandığı ufak bir ara sokağa sapıyor. Köşedeki çöp konteynırının müdavimleri yine yerinde. Siyah beyaz alacalı bir köpek çöpün dışına düşmüş bir poşeti yırtmaya çalışıyor. Bir iki uyuz sokak kedisi ise çöpün üzerine tünemiş, arada bir köpeği kontrol ederek nasiplerini arıyor ve buram buram, ağır bir koku yayılıyor açık kalan konteynır kapağından. Elif, hızlı adımlarla geçiyor oradan, adım attıkça kokunun etkisi azalıyor. Nihayetinde ara sokağın sonuna ulaşıyor, ana caddeye çıkmak üzere. -"Pssstttt!" sesi ile yerinde duraklıyor. Bunu yapanın hangi hadsiz olduğunu bulmaya çalışıyor aklında. Çevresine bakınıyor ama kimse yok. Gayptan sesler mi duyuyor ne?! Ve aşkın böyle bir belirtisi olabilir mi? Belki de kendisine öyle geldi bir an. Tekrar bir adım atıyor. -"Pıssttt güzel kadın!" Cümlesi yankılanıyor. Elif artık bunun gerçek olduğundan emin ve bir anda kızıyor. Bu ne cüret?! Hışımla sesin sahibine haddini bildirmek için arkasına dönüyor ama yine donup kalıyor. Karşısında parlayan gözleriyle gayet yakışıklı ve çok tatlı gülümseyen bir genç adam görüyor. Can bu! -"Sana layık değil ama bunlar senin için!" Can hemen elindeki küçük bir gül demetini Elif'e uzatıyor. Elif adeta zerre zerre dağılan ruh haliyle ve yüzünde aynı aşk gülümsemesiyle gülleri alıyor ama gözleri Can'ın gözlerine takılı. -" Sen çok tatlısın ama sabah sabah bu gülleri nereden buldun?" -"Annemin bahçesinden, belli olmasın diye uğraştım ama sanırım anlayacak. Ama olsun, bence bunlar senin olmalı!" -" Çok kızar mı annen?" -"Eh biraz! Boşver onu şimdi görüşmeyeli sen nasılsın?"" -"Aha ha ha! Görüşmediğimiz son dört saatte iyiyim!" Can, çok şey söylemek isteyip de bunu beceremiyor gibi duruyor karşısında. Elif onun da en az kendisi kadar heyecanlı olduğunu görüyor. -"Okula kadar beraber yürüyelim mi?" sorusunda Can'ın bütün dayanılmazlığı üzerinde. Elif: -"Yürüyelim!" yanıtında yine hafiften titrediğini hissediyor. Bir süre yan yana konuşmadan ilerliyorlar. Birden Elif, Can'ın elini tuttuğunu görüyor, bu orta çaplı bir elektirik çarpması duygusunu veriyor genç kadına. Zaten hafiften başlayan titremesi artıyor. Can onun bu halinin farkında ve avucundaki ufacık eli daha güçlü kavrıyor, sanki onu okşuyor gibi ama narin ve düşünceli. Elif, önce avucunda duyduğu ateşin kısa sürede tüm bedenine yayıldığını duyumsuyor derken ve yanaklarının kızardığını anlıyor. Başını biraz öne eğiyor Can'dan bu halini saklamak istercesine. Can da kendi ruhunda olup bitenlerle dolu dolu. Aşk dolu bir ele sarılmak, uzun zamandır tatmadığı bir his. Erkek ruhu hem telaşlı hem endişeli. Fakat bu halinin geçmiş kırgınlıklarını hatırlatmasına izin vermiyor, insan hep iyiyi yaşamıyor bu dünyada. Önemli olan kötünün geleceği engellememesi. Birbirine tutulmuş genç bir kadın ile genç bir adamdan daha muhteşem bir duygu çok nadir bulunur yaşamda, hele ki duygular gerçek ve menfaatten uzaksa! Galiba yaşadıkları tam da bu! İkisinin de geçmişe dair anımsamak istemediği tatsız yaşanmışlıkları var ama her şeyi birbirlerinde unutabilirler veya hiç yaşanmamış sayabilirler. Belki de gerçek anlamda yaşamak, asıl şimdi başlıyor ikisi için. Elif okula yaklaştıklarını görünce duruyor ve hiç istemese de Can'a söylemek zorunda olduğu için konuşuyor: -" Bu sabahı benim için unutulmaz kıldın ama okula çok yaklaştık. Öğrenciler bizi böyle görmesin. Beni anlıyorsun değil mi?" -" Evet, anlıyorum ama bir şartım var." -"Neymiş o?" -"Bugün işin bitince hiç oyalanmadan bana geleceksin! Aslı çay demler, konuşuruz ve seni bir daha görmüş olurum." Elif, hâlâ elini bırakmayan, kendine güven ve sevgi veren ele bakıyor. Can bunun üzerine kızın elini bırakıyor. -" Tamam, işten çıkınca gelirim." -"Söz mü? Uzun süre görmezsem seni özlüyorum." Elif, başka bir şaşkınlığa düşüyor. Çok hızlı gelişiyor bazı duygular aralarında, bu beklediğinden çok daha fazlası! Ve Can'a verecek bir karşılık bulamıyor. Çünkü o an birden kendini on altı, on yedi gibi buluyor. İlk defa bir erkekle çıkacak sanki. Can ondaki bu şaşkınlıktan biraz faydalanıyor. Elif'i hafifçe kolundan çekerek yanlarındaki sokağın duvarına yaslıyor, eğilip kadının dudaklarına yumuşak bir öpücük bırakıyor ve hemen çekiliyor ondan sonrasında. Elif, bir elinin parmaklarını dudaklarına bastırıyor. Aniden yaşanan bu gelişme karşısında donuk. Can yine en dayanılmaz haliyle ona gülümsüyor ve o sabahki son sözlerini söylüyor kadına: -" Ben gidiyorum, öğleden sonra beni unutma!" Elif, elindeki güllerle önce ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Bunlar gerçek ve yaşandı deyip kendini toparlaması gerektiğini anımsıyor ama dudaklarına değen dudakların bıraktığı kor hâlâ alev alev kendini hissettiriyor. Sırtının yaslandığı duvardan ayrılıyor, kendine bir çekidüzen veriyor ve okulun yolunu tutuyor. Ne kadar uğraşsa da halindeki başkalığı perdeleyemediğinin de farkında ama elinden bu kadarı geliyor şimdilik. Bir eli çantasında dururken öteki elindeki güller muhteşem geliyor gözüne. Durmadan gülümsüyor ve aslında o gün canı hiç çalışmak istemiyor. Keşke özgür olsa da bugünü Can ile geçirseydi. Hemen kızıyor kendine bunu düşündüğü için. İnsan işte, oldukça daha fazlası der! Şansını zorlamamalı. Elif, okulun kocaman bahçe kapısından giriyor, üzerindeki romantizm kendini terk etmiyor. Galiba bahçedeki öğrenciler de ondaki bu değişik havayı fark ediyor. Çünkü bir kadına bir de elindeki güllere bakıyorlar durmadan. -"Ooooo hocaaa bu ne hal?! Çok mutlu görünüyorsunuz!" Elif, dönüp bakınca ağaçların altındaki bir banka yerleşen Efe'yi görüyor. Artık bu çocuğa haddini bildirmeli. Ona yaklaşıyor. -" Neden bu kadar saygısızsın sen?" -"-Ne alaka?! Kötü bir şey demedim ki!" Elif, biraz kaşlarını çatarak ona bakıyor ve devam ediyor: -"-Bir öğrenci öğretmeniyle bu tarz konuşamaz!" -" Nedenmiş o? Ben sıradan bir öğrenci değilim, sen de gerçek öğretmen değilsin! Sözleşmeli öğretmensin!" Elif, az önceki mutlu halinin kaybolduğunu ve bir öfke patlamasına yakalanmak üzere olduğunu hissediyor ama hiç sırası değil. Derin birkaç nefes alıyor ve Efe'ye bakıp son sözlerini sarf ediyor: -"Hadsiz! Ve senin için üzülüyorum aslında, bu huyun yüzünden çok kişi tarafından tersleneceksin. Ha eğer laf duymak hoşuna gidiyorsa o başka! Gerçi o a bir tür ruhsal bozukluk kabul ediliyor!" Efe ne diyeceğini bilemiyor ama altta kalmamalı. Bu yüzden saçmalıyor: -"Fena bir niyetim yoktu. Sandım ki ağabeyim ile..... Haaaa anlarsın işte! " Elif aslında daha konuşmayı düşünmezken bu kışkırtma ile ikinci bir patlama yaşıyor: -"Siz ne hasta insanlarsınız böyle! Dünyada ağabeyinden başka adam mı kalmadı?!" Efe, yılışık bir ifade ile konuşuyor sonra: -" Ağabeyim hem çok yakışıklı hem çok varlıklı! Hiçbir kadın ona hayır diyemez de!" Neydi bu sözler şimdi?! Çocuk hakaret ederken övündüğünü sanıyor. Elif ona gerçekleri göstermeli: -" Ağabeyin dünyanın en yakışıklısı ve varlıklısı olsa da sahip olduğu huylarıyla beş para etmez! Ne yapayım ben senin dengesiz ağabeyini?!" Efe, ağzı açık bakıyor kadına, hiç ummadığı sözler kafasına kayalar şeklinde düşmüştü. Şaşkın ve kekeleyerek bir şeyler söylemeye devam ediyor: -" Ne yani o gülleri sana ağabeyim vermedi mi?" -"Verrmedi! Kendinizi bu kadar önemsemeyin bence!" -"Aaaa! Ağabeyim bunu bilmeli, ona söylemeliyim!" -"Aman ne yaparsan yap! Zaten sözleşmeliyim burada senin de dediğin gibi, olmazsa başka okula giderim!" Efe, hâlâ şaşkın cebinden telefonunu çıkarmaya uğraşıyor. Elif onun bu halini yadırgıyor doğal olarak çünkü onun ağabeyine ait bir mal değil sonuçta. Özgür bir kadın kendisi ve kişisel iradesini kullanıyor. Elif, kısa süreliğine bozulan halini hemen değiştiriyor. Öğretmenler odasına girdiğinde elindeki gülleri vazoya bırakıyor ve dolabına gidiyor. Daha önce Mert ile çıkan haberine yorum yapan genç öğretmen yanına yaklaşıyor. -" Bir hayrandan sanırım bu güller." derken niyeti, bir şeyler öğrenmek. Elif, ona bakmadan konuşuyor dosyasını dolapta ararken: -"Bizim bahçeden, odaya yakışır diye düşündüm." Arkasına dönüp o meraklıya baktığında ise gayet sakin. Bir şeyler öğrenemeyen kadın ise Elif'in karşısında hayal kırıklığı yaşıyor. O gün Elif, her teneffüs kendini bahçeye atıyor ve kimseyle görüşmek istemiyor ama öğleye doğru nöbetçi öğrenci müdürün kendisini odasına çağırdığını söylüyor kadına. Elif'in aklına gelen ilk şey, angarya bir işin olduğu. Genelde yeni başlayanlar da bu işlere biçilmiş kaftandır. Elif, müdürün odasına adabıyla giriyor kapıyı çalarak ama müdürün kurulmayı çok sevdiği masası boş. Misafirleri için hazırlanmış koltuklarda da sadece bir kişi var,Mert Beyefendi. Elif, sıradan bir veli ile konuşur gibi bir havaya giriyor: -"Hoş geldiniz! Müdür bey beni çağırmış ama kendisi yok. Nerede olduğundan haberiniz var mı?" Mert, kasım kasım kendine güvenen haliyle kıza bakıyor önce ve ardından konuşuyor: -"Arşivden bir dosya almaya gitti, gelir birazdan." Mert, nedense kadına sert bakışlar atıyor ve Elif'in anlayamadığı bir durumun hesabını sorar gibi. Elif, onun karşısındaki koltuğa oturmak yerine kapınım yanında beklemeyi tercih diyor. Mert onun halini farkında: -" Bence oturun, müdürün işi biraz uzayabilir." -"-Hayır, böyle iyiyim ben." Mert, bu kez sesini biraz yükselterek konuşuyor genç kadınla: -"Hep böyle inatlaşmak zorunda mısın benimle?!" Elif, bu soruyu bir kuruntu olarak görüyor ve gülmemek için kendini zor tutuyor. Bu nasıl hastalıklı bir özgüven?! Sanki her kadın ondan etkilenmek zorunda veya ona bayılmak zorunda gibi bir garip hali var genç adamın. Elif ona bir yanıt vermesi gerektiğinin farkında konuşuyor: -" Bence size öyle gelmiş olmalı. Sizinle neden inatlaşayım ki?!" Mert, alaycı haliyle bir an susuyor. Elif geriliyor, nerede kaldı bu müdür diye. Konuşmuyorlar artık, sadece saatin sinir bozucu tiktakları duyuluyor bir süre. Elif, dayanamıyor: -" Ben gideyim, sonra gelirim." diyor. Ve Mert hiç ummadığı bir soruyu yöneltiyor kadına birden: -" O gülleri sana kim verdi?" -"Aaaaa! Hemen Efe yetiştirdi mi? İyi de size ne bundan?!" -"Önemli bulduklarını bana anlatır." -"İlginç, deseninize aramızda bir ajan vara aha ha ha!" -" Bana ne kısmına gelince... Beraber iyiydik bence." -"Siz neler söylüyorsunuz?! Aramızda bir şey yaşanmadı ki?!" Mert tavrını bozmadan konuşuyor: -"Yaşanabilir bence, yeter ki araya parazitler girmesin!" Elif, yeniden kabaran öfkesini tutamıyor: -"Ona parazit diyemezsin!" -"Vayyyyy bir aşk mı yoksa?!" -"Size ne?!" -" Bir yönden haklısın, bana ne ama seninle önce ben tanıştım?" -"Aha ha ha hiç güleceğim yoktu? Kalp benim, istediğime aşık olurum!" Mert'in yüzündeki tüm kaslar birden geriliyor, kadının beklemediği şekilde hızla yerinden kalkıyor. Elif'i kolundan tutup kendine çekiyor önce, ardından istekli dudaklarıyla onun kenetli ağzını aralamaya çalışıyor. Elif, tüm gücüyle onu itiyor kendinden ama başaramıyor. Adamın zorba dudakları dudaklarını kavrıyor büyük bir ateşle. Elif canının yandığını duyumsuyor ve yeniden onu kendinden itiyor. Genç kadının karşı koyması erkeği daha fazla tahrik ediyor. Bir elini kızın kendine bastırdığı kalçalarında gezdirmeye başlıyor. Elif, kendine yapılan bu utanç halindeki saygısızlığa daha çok öfkeleniyor ve sanki ona karşı koymayı bırakmış gibi yerinde kalıyor bir an ve onun boşluğundan yararlanıp kurtuluyor o canını yakan kollarından. Kendini karşı duvara doğru atıyor, bir yandan saçlarını ve üzerini düzeltmeye çalışırken konuşuyor: -"İğrençsin! Bencilsin ve kabasın! Kapının yanından çekil, çıkmak istiyorum!" Mert kapının yanında onu engelleyen haliyle duruyor ve yerinden kıpırdamıyor. Gözlerinden alevler fışkırırcasına kadına soruyor: -"Kim o? Bana tercih ettiğin kim?!" -"-Sana ne?! Yetişkin bir kadınım, tercihlerim bana ait! Çekil şu kapının yanından!" O sırada kapı aralanıyor ve müdür görünüyor. Ne olduğunu anlamadığı için şaşkın şaşkın bakıyor ikisine ve soruyor: -" Bir şey mi var, kavga mı ediyorsunuz?" Elif, tüm hırsını müdürden çıkarmak ister gibi yanıtlıyor onu: -"Mert Beye sorun, o size durumu açıklar!" Elif hızla çıkıyor odadan ama az önce yaşadıklarını aklı almıyor. Resmen bir saldırıya uğramıştı. Bu nasıl iğrenç bir durum?! Mert kim olursa olsun bunu yapmaya kendinde nasıl hak buluyor?! Okulda kalmak istemiyor. Çantasını alıp müdür yardımcısının odasına giriyor ve ağlamaklı haliyle onunla konuşuyor: -"Kendimi iyi hissetmiyorum, hastaneye gidiyorum ben." Müdür yardımcısı orta yaşlı kadın garip bir şeyin olduğunu seziyor ama henüz içeriğine aklı ermiyor. -" Tamam Elif Hanım. Ama öğleden önceki bir dersiniz ile öğleden sonraki üç dersinizin ücreti kesilir." -"Sorun değil!" diyen genç kadın bir an önce oradan uzaklaşmak istiyor ve bunu yapıyor. Adeta koşarcasına okuldan çıkıyor. Nereye gideceğini bilemeden koşar adımlarla caddelerde kalıyor bir süre, içindeki öfkeyi atmaya çalışıyor. Eve veya Can'a gidemez bu saatte, bir açıklama beklenir kendinden muhakkak! Elif, bilinçsizce uyduğu ayaklarının kendini bulundukları semtin parkına götürdüğünü fark ediyor sonra. Fena değil diye düşünüp ağaçların çevrelediği bir banka oturuyor. Ortalıkta kimseler görünmüyor. Çok uzağındaki köşede bir simitçi görüyor, gidip ondan bir tane alıyor ama aç da değil. Ufaladığı küçük parçaları bankın önüne serpiyor yavaşça. Bu kırıntıları önce bir kuş, sonra diğerleri fark ediyor. Genç kadının önünden kalabalık bir kuş kümesi oluşuyor. Elif bunu oyalanmak ve kafasını dağıtmak adına yapmıştı. Kalbi epey sarsılmıştı. Sabahki Can'ın aşk dolu öpüşünün ardından Mert, sadece kendini düşünen salyalarıyla ne kadar çirkin kalmıştı karşısında. Can sayesinde varolurken Mert'in bencil yapısı ruhunu parçalıyor. Yok sayılmak ne kadar berbat bir his! Duyguları, düşünceleri yokmuş gibi kendine dayatılanı kabul edemez! Elif elinde kalan son simit parçasını da ufalayıp atıyor kuşlara. Öylesine kırgın ki akıtamadığı yaşları gözlerini yakıyor. -"Heyyy sen burada ne yapıyorsun?!" Elif, başını kaldırınca Can ile burun buruna geliyor. -"Şeyyy biraz boşluğum vardı, hava alayım dedim." Öyle bir konuşmuştu ki Can asla inanmamıştı dediklerine. -" Bana ne olduğunu anlatsana!" -" Bir şey yok , sadece ufak bir tartışma. Hem senin ne işin var burada?" -"Aslı buradaki simidi seviyor, mahalledeki fırından istemedi ama iyi ki de istememiş yoksa seni göremezdim!" Elif, elleri bağlı oturuyor konuşmadan. Can ise onun iyi hissetmesi için adeta kendini parçalıyor: -" Gel benimle!" -" Yok gelmeyeyim! Okula dönmeliyim, çıkışta görüşürüz." diyen Elif ona elbette detayları anlatamaz. Can dikkatle ona bakıp soruyor: -" İyi misin şimdi?" -" Evet, sakinleştim sanırım." Can ona inanmaz bakışlar atıyor önce ve yine lafa giriyor: -" Bence içine sinmiyorsa gitme." -"Gitmek zorundayım, işim o benim. " -" Kalk o zaman ben bırakayım seni okula." teklifine Elif ani bir refleksle karşılık veriyor: -" Hayır hayır, gerek yok!" Mert'in Can'ı görmesini istemiyor. Bu sert çıkışını Can kabulleniyor: -" Sen bilirsin. Öğleden sonra görüşürüz." Elif bir süre onun uzaklaşmasını bekliyor, sonra isteksiz adımlarla okulun yolunu tutuyor yeniden ve mecburiyetlerden nefret ediyor. Okula vardığında tedirgin, tekrar Mert ile karşılaşmak istemiyor, öğrenciler bahçede, demek ki öğle arası. Bahçe duvarının yanından kimsenin dikkatini çekmeden kantinin arka kapısına gitmek istiyor. Yavaş yavaş ilerlerken Efe'yi görüyor. Hışımla yanına gidip ondan hesap soruyor: -" Sen aptal mısın?! Neden her şeyi ağabeyine rapor ediyorsun?! Bu senin için hiç iyi olmadı, bilesin!" Efe aynı ukala haliyle ona bakıp konuşuyor: -"Ay çok korktum hoca!" Elif diline gelen küfrü zor tutuyor ve sadece: -"Seninle görüşeceğiz!" diyebiliyor. Elif, kantinin arka kapısının önüne yerleştirilen masanın çevresindeki sandalyelerden birine oturuyor. Kimseler yok, zaten genelde öğle arası herkes dışarı çıkıyor. Bu çok işine yarıyor. Çantasından telefonunu çıkarıyor ve başlıyor oyalanmaya. Derken Can'dan bir mesaj geliyor: -"Güzel kadın nasıl hissediyor?" Elif yeniden kavuştuğu neşesi ile ona yanıt veriyor: -" Çok iyiyim!' Ve ona bir fotoğrafını çekip gönderiyor. "Öğle arası, kantinde takılıyorum."açıklamasını da ihmal etmiyor. "Seni görmeme üç saat kaldı ama sanki zaman geçmiyor" yazan Can yine farkını gösteriyor genç kadına. Bu mesajı okuyan Elif bir parça şımarmayı hak ettiğini düşünüyor ve ona yazdığını bu duygu belirliyor. "Beni özle, hem de çok özle?" Emoji henüz çok iddialı oldu ama zararı yok diye düşünüyor. Hem Can zaten kalbine giden yolu sonuna dek açmıştı kendine. Keyfi yerine gelen Elif, Can ile tatlı tatlı flört ediyor. Kötüler olmasa yaşamak çok güzel aslında. Bu düşüncesi sanki evrene bir ileti olarak anında gidiyor çünkü sevdiği mesajlaşmanın arasına bir karaçalı giriveriyor. Mert:" Çıkışta buluşalım." Elif:"Asla!" diye yazıyor ona ve hemen sevdiğine dönüyor. Can:"Keşke yanımda olsan şimdi?" Elif:"Az kaldı, dayan?" Can:"Asırlar gibi geliyor bana ama?" Elif:"Bir şeycik olmaz?" Mert:" Çıkışta oradayım!" Cümlesiyle yine araya giriyor. Elif:" Bence gelme, sana kararımı söyledim. Hem bu kez sessiz kalmam, rezil olursun çevreye!" Can: "Şu an ne düşünüyorsun?" Elif:"Seni tabii." Mert:"Beni geri çeviremezsinnnnn!" Elif:" Çevirdim bile!" Can:" moralinin düzeldiğine sevindim," Elif:" Seninle her şey güzel! Ama artık bir şeyler yemeliyim, mola isyiyorum senden." Can:"Emrin olur güzel kadın, görüşürüz." Aslında Elif hiç de aç değil, sadece araya giren paraziti yok etmek istiyor. Mesajlaşmanın ardından telefonunu tamamen kapatıyor. Alışkanlığı olmadığı halde zor zamanlar için sakladığı paketinden bir sigara yakıyor. Zaten şu an oturduğu bölüm sigara içen öğretmenlere ayrılmış bir yer. Elinde olmadan iki erkeği kıyaslıyor beyni. Biri ne kadar kötü ve bencilse diğeri bir o kadar iyi ve gelecek dolu. Can beklediğinden fazlası, Mert olmazın olmazı!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD