Annem surat astı. Ona göre Eren’in işi gücü yerinde olması bile damat adayı olmasına yetiyordu.
“Kızım, seni seviyor işte. Hem eli yüzü düzgün bir çocuk. Gözü de dışarıda değil. Senin böyle yalnız olman hiç hoşuma gitmiyor.”
Biraz daha konuşursak annem işi oraya bağlayacaktı. Bu yüzden konuyu değiştirmem gerekiyordu.
“Anne, benim daha okulum bitmedi. Biliyorsun ne zorluklar çektim de o üniversiteye gittim. Sen gelmiş bana burada diyorsun evlen.”
Yaptığım duygu sömürüsü şimdilik işe yaramıştı. Annem konuşmayı bırakmıştı ama bu konuyu tekrar açacağı belliydi. Artık bu, onun için ciddi bir mesele olmuştu.
Yol boyu Mehmet amcam Semra yengemi defalarca aramıştı. Karısını göremediği için çıldırmış gibiydi.
Semra yengemi de evine bıraktıktan sonra kendi evimize doğru gittik. Bir daha Semra yengeyi yanıma alacağımı sanmıyorum. Kocası iki dakika görmese, öldü sanıyor.
Eve vardığımızda babam bahçede bizi bekliyordu. Oldukça sinirli gözüküyordu. Arabadan indik, babamın yanına gittik.
“Bu saate kadar neredeydiniz? Nasıl bir gezme bu?”
“Rıfat, kırk yılda bir Şevval gelmiş, dedim bari gezelim. Sen de hep bizi eve tıkıyorsun. İyi o zaman, biz de bir daha evden çıkmayız; sen de rahatlarsın.”
Mırıldanarak “Gene başladık.” dedim. Kavgaları hep vardı ama annem kocasından başka kimsesi olmadığı için susuyordu. Kabulleniyordu.
Babamın bu atar giderleri hep amcamların aklını doldurmasıyla oluyordu. Babaannem ve dedem öldüğü için herkes “Ben yöneteceğim!” diye tutturuyordu. Başlarda mirası bölüşmüş gibi yapmışlardı ama sonunda en büyük amcamla ortanca amcama kalmıştı tüm miras. Bu da yetmezmiş gibi babamın ve küçük amcamın kendi emekleriyle kazandıkları servete de konmaya çalışıyorlardı.
Küçük amcam bu konunun açılmasına bile izin vermiyordu ama babam, “Herkesten önce aile.” deyip duruyordu. Zaten bu da amcamların para için uydurduğu zırvalıklardı.
“Nurban, ne dediğimi anlayıp lafı başka yerlere çekme! İlla sabahtan akşama kadar gezmek zorunda değilsiniz!”
Sonra bana döndü.
“Sen neden anneni oraya buraya çekiyorsun? Bu kız büyüdü, iş güç sahibi oldu, bir de okuyor diye seviniyoruz. Sen ise sabahtan akşama kadar oradan buraya geziyorsun!”
“Arayabilirdin baba. Bir telefon uzağındaydık.”
“Ben değil, sen beni arayacaksın! ‘Baba ben buradayım, bunu yapıyorum’ diye!”
“Baba, anladık sinirlisin ama bu kadar ileri gitme. Belli ki birileri senin ayarlarınla oynamış ama bize bulaşma. Annemle gezdik, biraz geç geldik o kadar.”
Bağırarak söylemiştim. Bugün yeterince kötü şey yaşamıştım. Bir de babamın kaprisleriyle uğraşmak beni delirtmişti. Devam etmemek için kendimi tutacaktım ama yapamadım. Ağzıma geleni söyledim:
“Kendini saygı duyulan biri mi zannediyordun? Amcamlar seni kandırıp duruyor! Hiç mi acımıyorsun? Senin üç tane çocuğun var be! Onların rızıklarını amcamlara yedirmekten bıkmadın mı? Ya ben bu kadar para kazanmasaydım, ya size sırtımı çevirseydim… Ne olacaktı biliyor musun? Annem açıkta kalacaktı, kardeşlerim aç! Hem—”
Şiddetli bir tokat attı. Kafam geriye doğru savruldu. Gerçekler canını acıtmıştı, benim de canımı acıtmıştı ama ben kimseye hırçınlaşmamıştım.
Annem önümüze atladı. Bir anda beni savunacağını sanmıştım. Belki de ona fazla bel bağlamıştım.
“Sen ne diyorsun Şevval! Babamla düzgün konuş! Senin paranla mı biz bu haldeyiz? Allah’a şükür ne aç ne de açıkta değiliz. Sana mı kaldı bunun hesabını yapmak!”
Ellerimle yanaklarımı tutuyordum. Saçım başım dağılmıştı. Sinirden ağlayacaktım ama onların önünde değil. Şimdilik sadece yukarı gitmek istiyordum. Kafamı kaldırdım. Onlardan nefret etmiyordum çünkü nefretimi bile hak etmiyorlardı.
Söyleyecek bir şeyim yoktu. Ama onlar, ne dediklerini bilmeden konuşmayı çok seviyordu.
Babam tükürerek:
“Git gözümün önünden!” diye bağırdı.
Hızla oradan ayrıldım ve odama gittim. Kapıyı üzerime kilitledim. Bu sefer kapıyı kilitlememe laf edeceklerini sanmıyordum. Zaten ben de bu sefer onları gıcık etmek için yapmamıştım; sadece uzaklaşmak istiyordum. Sırf böyle bir olay oldu diye vazgeçmeyecektim. Buradan ağlayarak değil, istediğim şeyi alarak gidecektim.
Hızla duşa girdim. Görünürde kır yoktu ama benim de arınmak istediğim şey yaşadıklarımdı. Hafızamdan gitmiyordu:
Aras ve kızıl saçlı kadın… Sevdiği biri vardı. Aras’ı nasıl ayıracaktım ki ondan?
Duştan çıktım, bu sefer bornozla yatmadım. Kısa bir şort ve sütyenimle yatağa girdim.
Bugün annemlerle kavga ettiğime göre kahvaltıya beni çağırmazlardı ama Deniz odaya gelebilirdi. Ya da belki de annem olanları abartarak beni kötü gösterirdi. Onunla hep didişmemizin sebebi buydu. Onun düşünce tarzı öyle öğrenip öyle gördüğündendi ama ben de öyle büyütülmüştüm. Yine de öyle olamamıştım.
Hayatımı idame ettirmek için bir erkeğe ihtiyacım yoktu.
Ya da var mıydı? Eğer yoksa ben neden bu kadar Aras’ı istiyordum? Belki de aramızdaki asıl fark, benim Aras’ı sevdiğim için istememdi. Annem ise elaleme laf olmasın, ortamda adım çıkmasın, arkamda dağ gibi kocam olsun diye düşünüp istemesiydi. Ama ben Aras’ı bunun için istemiyordum.
Bir de beni baş göz etmeye çalışıyordu… Üstelik Eren’le! Evlilik…
Yatağımdan doğruldum. Aklıma hiç de mantıklı olmayan bir fikir geldi:
“Maalesef Aras’ım, senin nasıl biri olduğunu ancak böyle anlarım… Seninle evlenerek!”
Evlenme fikri kafama yatmaya başladı ama nasıl yapacaktım? Bir sevgilisi vardı ve o kızıl saçlının bu duruma sessiz kalacağını sanmıyordum. Annem beni Eren’e vermekte kararlıydı, Eren’in de bu duruma gönlü vardı… Ne yapmalıydım?
Şu an alacağım kararla pek de iyi şeyler çıkmayacaktı. Evlilik fikri hariç. Nasıl yapacağımı yarın Eren’le konuşarak bulacaktım.
Komodinin üzerinden telefonumu aldım. Saat gece yarısına geliyordu. Umurumda değildi; isterse sabah beş olsun.
—Şevval: Yarın öğleden sonra stüdyoya geleceğim.
Mesajı attım. O cevap verene kadar i********:’a baktım.
Bir takip isteği vardı. Birden bire gelen bu istek fazla şüpheliydi.Hesap ismine baktım: Didem Koşar. Profiline girdim. Bu, Aras’ın yanındaki kızıl kadındı. Benim i********:’ımı nereden bulmuştu? Yoksa beni tanıyan biri miydi?
Hâlâ profilinde geziyordum. Yukarıdan bir bildirim geldi. Eren’den:
—Eren: İstediğin zaman gel. Konu Aras olsa da…
Yine alttan alta laf atıyordu. Dediğini görmezden gelmek en iyisiydi.
—Şevval: Bana bugün attığın fotoğraftaki kadın kim? Aras’ın sevgilisi olması dışında.
—Eren: Didem Koşar, tanımıyor musun cidden?
—Şevval: Hayır. Neden tanımam gerekiyor ki? O kim?
—Eren: Aras’ın amcası Reşit, 10 yıl önce kan davası yüzünden öldürülmüştü ya. Duymuşsundur belki.
—Şevval: Eee, yani? Onunla ne alakası var Didem’in?
—Eren: Reşit’i öldüren adam, Didem’in babası.
Yazmadan önce biraz düşündüm. Didem’le Aras’ın sevgili olma ihtimali bile yoktu. Buna izin vermezlerdi. Kesin olarak aileleri bunu bilmiyordu.
—Şevval: Bu çok iyi bir haber!
—Eren: Didem’in babasının katil olması mı?
—Şevval: Üff, o değil. Neyse, yarın devamını konuşuruz. Şimdilik beklemede kal.
—Eren: Tamam. İyi geceler.
Aklıma harika bir plan gelmişti. i********:’a tekrar girdim, Didem’e biraz daha baktım. Şimdilik isteğini kabul etmeyecektim. Bir planı olduğu için bana istek atmıştı. Beni nereden tanıdığını bilmiyorum, heyecandan sormayı unutmuştum ama bu konu yarına kalabilirdi.
Telefonu kapattım. Yatağa huzurla uyumak için uzandım. Çok yorgundum ama güzel bir uyku çekeceğimi sanmıyordum. Yine de yaptığım planı düşünerek ve hayalini kurarak uykuya daldım.