Bölüm-5 Olası Yüzleşme

1064 Words
Arkam dönük bir şekilde kafamı ona doğru çevirdim. Beni kolumdan tuttu. Konuşacaktı aam ben onu sesimle susturdum. "Yarına kadar vaktin var. Benim yanımda kalmak istiyorsan, dediklerimi yap." "T-Tamam." Ağzını bir şey söylemek için tekrardan açtı. Bir şey söyleyecekti; seçimlerimin sonuçlarını bildiğini düşünüp yüzüme vuracaktı ama beni kaybetmekten korkuyordu. Bu yüzden ağzını kapattı ve ellerini kolumdan çekti. Önüme döndüm ve stüdyodan ayrıldım. Dışarı çıktığımda derin bir nefes aldım, etrafıma bakındım. Hava kararmaya başlamıştı. Telefonuma baktım; saat 8’e doğru geliyordu. Sokaklarda boş boş turlamaya başladım. Herhangi bir parka gittim ve bir banka oturdum. Caddedeki çiftlerin geçişlerini izliyordum. Kendimi Aras’la hayal ettim ama onun yüzü bende eksikti. Aklıma bir fikir gelmişti: Eren benimle alakalı her şeye bu kadar ilgiliyse, Aras’ın fotoğrafı da vardır. Hemen mesaj attım. — Şevval; Eren. Aras’ın fotoğrafını atsana. — Eren; Ne? — Şevval; Atmıyorsan engelliyorum. — Eren; Dur, sadece anlamadım. Bekle, atıyorum şimdi. — Şevval; Bekliyorum. — Eren; Bir fotoğraf gönderildi. Fotoğrafa baktım. Bu Aras mıydı? Ne çok değişmiş… Onu canlı olarak da görmek istiyordum. Aras, boydan bakıldığında uzun boylu görünüyordu. Güneş ışığı yüzüne vururken ona daha dikkat çekici bir hava katıyordu. Üzerinde sade ama şık bir kombin vardı. Kollarını hafifçe cebine atmış bir şekilde duruyordu. İlk bakışta hem karizmatik hem de doğal bir enerjisi vardı. Sarışın saçları güneş ışığında parlıyordu; saçları hafif dağınık ama özenliydi, sanki doğal bir şekilde şekillenmiş gibiydi. Kaşları belirgin ve yüzüne karakter katıyordu. Yeşil-ela karışımı gözleri güneşten dolayı parlıyor, bakışlarına derinlik katıyordu. Burnu yüzüne orantılı, keskin hatlıydı. Dudakları ise belirgin, fazla ince olmayan bir yapıya sahipti. Çene hattı net, keskin ve güçlüydü; yüzünü daha maskülen ve çekici gösteriyordu. Gülümsemesi yüzüne sıcak bir hava katıyordu. Ama fotoğrafta sadece Aras yoktu; yanında kızıl saçlı, çekici bir kadın da vardı. Bildiğim kadarıyla kız kardeşi onun gibi sarışın ve kızıl renkte hiçbir akrabası yoktu. Peki bu kadın kimdi? Ayağa kalktım. Eren bu fotoğrafı bana kesinlikle bilerek atmıştı. Kalabalık arasında yürüyordum; neredeyse ağlayacak durumdaydım. Gözyaşımı tutamıyordum ve tüm yüzümü ıslatıyordu. Serin hava, ıslak yüzüme çarpıyordu. Artık önüme bile bakamıyordum. Gözüm telefondaki fotoğraftaydı. Omzuma biri çarptı. O kadar sert çarptı ki dengemi kaybedip düştüm. Yerden kalkmaya çalışıyordum; her şey üst üste geliyordu. Hızlı olup Eren’in yanına gitmem gerekirdi. Yukarıdan bir ses geldi, bana çarpan adamdan: “Pardon, kusura bakma. Sana yardım edeyim.” Başımı kaldırdım. Gözlerime inanamıyordum. Aras’tı bu. Ellerini bana uzatmış, tutmamı bekliyordu. Yanında… Yanında fotoğraftaki kızıl saçlı kadın vardı. Kadının gözleri, beni öldürmek ister gibi bakıyordu. Aras’ın yüzü düşmüştü. Ağladığım için gözlerim kızarmış olmalıydı. “İyi misin?” Dona kaldım; tek bir kelime bile edemiyordum. O anda kadın aramıza girdi. Aras’a gözlerimin önünde cilve yapıyordu: “Aşkım, benim yanımda böyle şeyler yaparsan seni kıskanırım. Bırak, kadına ben yardım edeyim.” Aras kadını gülümsemesiyle onayladı. Kadın da aynı tepkiyi veriyordu ama yapmacık bir şekilde. Bana döndü ve elini isteksiz bir biçimde uzattı. Bir kadına ve kadının arkasındaki Aras’a bakıyordum. Kadın elimi tutmam için sinirli bir şekilde bana bakıyordu. Onun yardımına ihtiyacım yoktu. Bu yaptığı kibarlık değil, küçümsemeydi. Islanmış yüzümü ellerimle sildim. Ellerimi yere dayayarak, kıçımın üstünden ayağa kalktım. Toz olan ellerimi temizledim. Tepkisiz görünmeye çalıştım. Duygusuz bir biçimde kadına döndüm: “Sağol, ama ben kendim ayağa kalkabilirim.” Kadın bana göz devirdi ve Aras’a döndü: “Hadi aşkım, gidelim.” Aras onun belini tuttu. Bana son kez baktı. Bana acıdığı için mi, yoksa beni hatırladığı için mi böyle bakıyordu, bilmiyordum. Beni hatırlamasını bekledim ama hatırlamadı. Kadınla birlikte bana sırtını çevirip kalabalığa karıştılar. Kalbim o anda paramparça olmuştu. Keşke benim, Şevval olduğumu hatırlasaydı ya da ben söyleyeydim. Elimden bir şans kaçmıştı. Ne bekliyordum ki zaten? O pısırık Şevval’i kim, neden hatırlasın ki? Üstüne üstlük bir sevgilisi vardı. Bunu Eren’e ödetecektim. Bana bunu önceden söylemesi gerekiyordu. Yarın Eren’in çırasını yakacaktım ama şimdi yüzünü bile görmek istemiyordum. Sigara içmek istiyordum. Olanları düşünecektim: Aras’ın o kadınla ne işi olduğunu, o kadının kim olduğunu ve onları nasıl ayıracağımı… Ya benim olacaktı ya da hiçkimseyle, ta ki onun nasıl biri olduğunu öğrenene kadar. Tenha sokaklara girmeye başladım. Çantamdan telefonumu çıkardım, anneme mesaj attım: “Bir saat sonra sizi almaya geleceğim.” Bulunduğum sokaktaki en karanlık yere gittim. Yere çömledim, çantamdan sigaramı çıkardım ve ciğerlerimi yakmasına izin verdim. İkinci sigaraya geçtiğimde, Cemre arıyordu. “Seni her gün arayacağım” dediğinde öylesine söylediğini sanıyordum. Aramayı açtım: “Efendim Ceren?” “Alo, Şevval, orada durumlar nasıl? Sesin kötü geliyor, bir şey mi oldu?” Ceren zaten Aras’a takık olduğumu biliyordu. Sigaramı içime çektim, dumanı dışarı bıraktım. Sanki bıraktığım sigara dumanı değil, beni mahveden hayatımın yükleriydi. “Aras… Aras’ın bir sevgilisi varmış.” Büyük bir iç çekti. Buradan bile anlaşılıyordu. “Bak Şevval, bu zaten öngörülecek bir şeydi. Sen sadece bu ihtimali görmezden geldin.” “Haklısın…” “Ahhh… Şevval, seni durdurmaya çalışmayacağım. En son doğru kararı vereceğini biliyorum çünkü. Elinden geleni yap ama pişman olacağın şeyler yapma. Anladın mı?” Sigaramı tekrar içime çektim. “Anladım, yapmam.” “Tamam, kapatıyorum şimdi. Yarın tekrar arayacağım.” Telefonu kapattım, kulaklıklarımı taktım. Dünkü yarım bıraktığım sigara paketini sonuna kadar getirdim. Annemleri almak için kalktım. Nefes aldım. Eren’in bize gönderdiği arabanın şoförü vardı ama ben gerek duymamıştım ve arabayı benim kullanmam gerekiyordu. Arabayı stüdyoya yakın bir yere park etmiştim. Arabayı park ettiğim yerden aldım. Annemler, beni bıraktığım yerde bekliyorlardı. Ellerinde bir sürü poşet vardı. Onlara verdiğim kartı kabul etmemişlerdi; ısrarla kendi kartlarından alışveriş yapmışlardı. Ne diye bu kadar alışveriş yaptılarsa artık… Annem kapıyı açtı ve yanıma oturdu. Yengem arkaya yerleşti. “Alışveriş nasıl geçti? Eminim yorulmuşsunuzdur, ellerinizdekilere bakarsak.” “Biraz yorulduk ama değdi.” Poşetleri bana gösterdiler. “Bunlar ne biliyor musun?” “Ne?” “Bunlar senin çeyizin için aldıklarımız.” “Anne! Benim evleneceğimi nereden çıkardın? Evlilik falan yok!” “Hadi hadi, vardır senin sevdiğin birisi.” Birini ima ediyorlardı ama kim? Bu çeyiz alışverişinin bir nedeni olmalıydı. “Anne, sen yine neyi yanlış anladın?” Arkada oturan yengeme bakış attı. Yengem gülümsedi ve konuşmaya başladı: “Senin Eren’den bahsediyor.” O gıcığın ismini duymak bile sinirlerimi bozuyordu; bunlar onunla evleneceğimden bahsediyorlardı. “Ne saçmalıyorsunuz! Onu sevmiyorum, o gözle de bakmıyorum.” “Kız, valla tüm herkes ondan bahsediyor. Hem bak, Sana da ilgi duyuyor.” “Ne ilgisi yenge? Siz nereden biliyorsunuz? Ben buraya geleli iki gün bile olmadı.” “Çocukluğundan beri senin dibinde, sana aşık olduğunu anlamamak imkânsız.” Arabayı çalıştırdım. Sinirimden direksiyonu ısıracak gibi oldum. Bu it Eren yüzünden adım onunla anılacaktı. “Bana aşıksa aşık, ben ne yapayım? Ben onu sevmiyorum ki!”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD