"2.BÖLÜM Άδης "
Άδης, Hades
&
Hissettiğim aşırı sıcaklıkla gözlerimi yavaşça açtım. Bedenim terlemiş, alnımda ve boynumda damlacıklar oluşmuştu. Zihnimin puslu aynası açılmadan kendime gelmeye çalıştım. Gözlerimi kırparak bulanık görüntünün netleşmesini sağladım. Gördüğüm siyah örtüler ile kaşlarımı çattım.
Ne zaman siyah perde almıştım?
Kaşlarımı hafifçe çatarak bedenimi hareket ettirdim. Çıplak bedenimin üzerimdeki örtüye süründüğünü hissedince gözlerimi kocaman açarak bedenime çevirdim.
Çıplak omuzlarım ve boynum, sıcak örtüden sıyrılmış neredeyse kadınlığıma kadar sıyrılan bacağım örtünün altından sivrileşmiş göğsü uçlarım.
Ellerimi örtüye koyarak kaldırdım. Örtünün altında çırılçıplak idi bedenim. Kaşlarımı çatarken dün yaşananlar geldi aklıma.
Dün benim denize girmem.
Birini arkamda hissetmem.
Onun çıplak bedeni ve bedenimde hissettiğim sert aleti.
Dün olanlar kısa bir an gözümün önünden geçince bedenimden bir ürperti geçti. Örtüyü tutarak göğüslerime bastırdım. Elimi yatağa koyarak destek aldım. Gözlerimi uyuduğum odada dolaştırdım.
Kocaman büyük bir odaydı. Siyah örtülerle kaplanmış büyük bir yatak, hemen yatağın karşısında küçük bir havuz vardı. Havuzun bu odada ne işi vardı?
Oda büyüktü ama çok bir şey yoktu. Siyah örtüler iç karartıcı değilmiş gibi tüm duvarları kaplamış daha da boğucu bir hava katmıştı odaya. Odanın tam ortasında tavanda mumlardan oluşan hoş bir ışıklandırma vardı. O da ne kadar boğucu olsa da mumlar loş bir ışık yayıyordu ortama.
Odayı taramam bittiğinde daha fazla yatakta kalmamın bir anlamı olmayacağını fark ederek yataktan kalkmaya çalıştım. Odanın içinde yankılanan kilit sesiyle bakışlarım hemen yan tarafta bulunan büyük siyah kapıya takıldı. Kapı hareket ederek iki yana açıldı.
Ellerimi göğüslerime bastırarak kendimi saklama amacına giriştim. Kapının açılmasıyla içeri o girdi.
İri ve sert olan koca gövdesi çıplak bir şekilde kapıdan içeri girerek bakışlarını yüzüme çevirdi. Yüzü yine karanlıkta kalınca incelemek istedim ama görünmüyordu. Göğsünün üzerinde duran seyrek tüyler kaslı bedenini sarıyor, kasık çizgisine kadar uzanıyordu.
Bedenin alt tarafında ise bedenini sıkıca saran bir kumaş parçası vardı. Gözlerimi karşımda duran iri bedenin sahibinden alamadım.
"K-kimsin s-sen?" dedim bedenimi sararak.
Soruma cevap vermedi. Kapının hemen önünde durmuş, yatağa dağılan bedenime bakıyordu. Bakışlarıyla ürpererek örtüyü sıkmaya devam ettim. İri bedenini hareket ettirerek birkaç adım attı. Odadaki loş ışık bedenini parlattı.
Bu düşlerim de gördüğüm adamdı.
Gözlerimi şaşkınca açarak yüzünü izledim. Kalın iri dudakları hafif aralık, dudaklarında minik bir gülümseme vardı. Yanakları elmacık kemiklerine kadar kısa sakallardan oluşuyordu. Kirli sakalları yüzünde çok güzel duruyordu. Elmacık kemikleri çizgisini belli ediyordu. Kirpikleri gür, kaşları kalın bir kalemle çizilmişti sanki.
Gece karası siyah saçları ve simsiyah gözleriyle kirpiklerinin arasından beni izliyordu. Bedenim gözlerinin tesiri altında kalıyordu. Bedenim bir yaprak gibi heyecandan titremeye başladı.
O beni nasıl bulmuştu?
Gözlerini gözlerimden ayırmadan yatağa doğru yaklaşmaya başladı. Gidecek yerim olmadığı için bedenimi yukarı çektim. Ayaklarımı kendime çekerek küçük bir top haline geldim. O ise adımlarını duraklatmadan yatağın önüne geldi. Dizini yavaşça yatağa yaslayarak üzerime doğru geldi.
Dokunuşlarından kaçmak için geriye gitmeye çalıştım ama sırtım yatak başlığına değdi. Korku dolu bakışlarım ona değdi. Avuçlarım terlemiş, bedenim heyecandan titriyordu.
Üzerime eğilerek dudağındaki minik kıvrılma ile bana baktı. "Persephone'm." diye fısıldadı tenime.
"S-sen k-kimsin?"
Sözlerime yanıt vermeden aynı bakışlarla beni izlemeye devam etti. "Minik tanrıçam sonunda burada hayal ettiğim yerdesin"
Yüzüme yaklaşarak tek elini göğüslerimin üzerinde tuttuğum örtüye koydu damarlı elini. "Şşştt benden korkma tanrıçam." dedi elini elimin üstüne koyarak.
Elimi çekmek isteyerek ona öfkeyle baktım. "Bırak beni!" dedim elini iterken.
Sözlerime aldırmadan baktı bana. "Bu artık imkansız tanrıçam, çünkü sen bana sonsuz bir kaderle bağlandın."
"N-ne saçmalıyorsun sen?" dedim korku dolu gözlerimle.
Yüzünü yüzüme yaklaştırarak fısıldadı. "Yeraltı dünyasına hoş geldin minik tanrıçam."
"Yeraltı mı?" dedim korkuyla. Yeraltı dünyasını biliyordu. Hades'e titanların savaşından sonra yeraltı dünyası verilmişti. Bu dünyada cennet, cehennem ve araf vardı. Küçükken anlatılan masallardan biliyordum. Söylediklerine göre Hades acımasız bir canavardan farksız değilmiş. Üç başlı köpeği cennet cehennem ve araf kapısında bekliyor, nöbet tutuyormuş.
"Evet kızıl tanrıçam" dedi.
"S-sen yoksa?" dedim gözlerimi irice açarak. Verdiğim tepkiye gülümsedi. Elini elimi üzerinden çekmeden okşadı.
"Yoksa?" dedi tek kaşını kaldırarak.
"Hades?" diye fısıldadım ölüm tanrısının ismini.
Dudaklarındaki gülümsemeyi sildi. Az önce yumuşak olan yüzü sertleşti. Gözlerinin siyahı daha da koyu oldu sanki. Gözlerini gözlerime sabitleyerek fısıldadı.
"Bir kez daha söyle!" dedi dudaklarını aralayarak.
"N-neyi?"
"Adımı."
"Hades." dedim korkuyla. Neredeyse aylardır gördüğüm adam ölüm tanrısı mıydı?
&
"Bu ne demek! Nasıl hiçbir yerde yok!"
Demether öfkeyle bir sağa bir sola gidiyor, kızının nereye gitmiş olabileceğini düşünüyordu. "Tanrıçam dediğiniz denize de baktık ama orada yoktu!"
"Gözümün önünden çekilin!"
Zeus eşi Demether'in yanına adımlayarak elini omuzuna koydu. "Demether biraz sakin ol! Bulacağız onu!"
"Anlamıyorum o hiç böyle kaybolmazdı!" dedi Demether üzgün gözlerle Zeus'a bakarak. Zeus aklındaki şeyin olmaması için iyi şeyler düşünmeye çalışıyordu.
"Tamam şimdi arayacağız onu! Muhafızlar!" dedi gür sesiyle Zeus. Muhafız komutanı öne çıkarak selamladı yüce Zeus'u.
"Buyurun efendim!"
"Derhal kızımı istiyorum! Her yeri arayın!" dedi Zeus Demether'e sarılırken. Muhafızlar dışarı çıkarken Hera olanları keyifle izliyordu.
"Merak etme eminim buralardadır!" dedi Zeus geri çekilerek. Demether aklı karışık bir haldeydi. Kore nereye gitmiş olabilirdi?
Poseidon büyük kapıyı kuvvetle açarak içeri girdi. Herkes ona selamını verirken hızlı adımlarla Zeus'a ilerledi.
"Onu buldum!"
Demether hızla Poseidon'a ilerledi. "Nerede?"
"Senin söyledğin denizdeydi onu hissettim ama bir anda yok oldu. Karanlık bir güç tarafından" dedi sinirli sesiyle.
"Ne demek yok oldu?"
"O güçlü sihri hissettim. O çok karanlık ve bulanıktı." dedi Poseidon Zeus'a bakarak.
Zeus anlamıştı.
"B-bu ne anlama geliyor? Yoksa H-Hades?" Cümlesini tamamlayamadı Demether. Karanlık güçlere ait sihre tek yetkisi ve gücü olan Hades'ti.
"Hades" dedi Zeus Demethere'e bakarak.
"Ne istiyor Kore'den? Neden yapsın bunu!"
"Onu istiyor" dedi Poseidon gerçekleri dile getirerek.
Demether şaşkın gözlerle baktı Poseidon'a. "Neden bahsediyorsunuz siz! Onun taş kalbinin kızım için attığını mı söylüyorsunuz?"
"Kore'yi istiyordu Apollon'la neden evlendiriyorum sanıyordun?" dedi Zeus.
"Sen biliyor muydun?"
"Evet sana söylemedim çünkü endişelenmeni istemedim. Bunun heves olduğunu sandım."
"Heves öyle mi! Kızım nerde yüce Zeus?" Demether öfkeyle Zeus'a yürüdü. "Sence sadece heves olsa Olimpos'ta ki toplantılara gelmeyen Hades, yeraltına düşkün olan Hades, kızım için yerin altından çıktı. Sence gerçekten heves mi?"
"Bilmiyordum bu kadar ciddi olduğunu!"
"Yine de bana söylemeliydin, onu korurdum!"
"Onu asla koruyamazdın! Hades'in görünmez olduğunu unutuyorsun! O her şekilde alacaktı Kore'yi!"
"Ne yani kızımı yeraltında mı bırakacaksın?" dedi Demether inanamayarak.
"Onu oradan almam imkansız." dedi Zeus çaresizlikle.
"Artık kızım yok öyle mi?"
"Sanırım öyle" dedi Zeus Demether'e bakarak. "O zaman bende yokum artık!" dedi Demether sinirle.
"Bu ne demek?"
"Şu demek yüce Zeus, eğer kızım buraya geri gelmezse sizi kıtlıktan çürütürüm haberiniz olsun!"
Zeus şaşkınlıkla Demether'e bakarken, Demether hızlı adımlarla yarım kalmış olan nişan salonundan çıktı. Aklında tek bir şey vardı.
Kızını bulmak.
&
"N-ne istiyorsun benden?"
Keskin bakışlarını yüzümden çekmeden fısıldadı. "Seni" Bedenim korkuyla kasılıyor, kalbim heyecandan kuş olup uçuyordu. Evet heyecanlıydım çünkü uzun zamandır rüyalarıma giren yabancı ile tanışmıştım. Ve kokuyordum çünkü o yabancı Yeraltı Tanrısı Hades'ti.
"B-beni mi?"
Dudaklarını yukarı doğru kıvırarak tebessüm etti. "Evet kızıl tanrıçam seni"
Bedenim bir tür şoktaydı. Kıpırdayamıyor dediklerini algılayamıyordum. Belki de bu onun için fırsattı. Yüzünü yüzüme daha da yaklaştırarak dudaklarını dudaklarıma sürttü.
Ellerimi örtüden çekerek çıplak tenine koydum. Bedenini sıcak ve sertti. Ellerime baskı uygulayarak onu itmeye çalıştım. İri bedeni kıpırdamadı bile.
"B-bırak beni!" diye yüzüne tısladım. Beni dinlemeden dudaklarımızı buluşturacaktı ki başımı yana çevirdim. Dudakları boynumun boşluğuna değdi. Sert soluklarını boynumda hissedebiliyordum.
Sinirlenmişti.
Başını yavaşça boynumdan çekerek öfkeli gözlerle bana baktı. "Artık benimsin, kaçışın yok."
Sinirle altında kıpırdanarak ellerimi yüzüne savurdum. Ellerimi tutmaya çalışıyordu ama hareketlerim çok hızlıydı. Küçük yumruklarım göğsüne değiyordu. Elimi tutacağı anda öfkeyle yanağına vurdum.
Çıkan sesle başı yana düştü.
Elim havada kalarak korkuyla izledim yüzünü. Ben az önce Hades'i vurmuştum öyle mi?
Öfke ile parlayan gözleri gözlerimi bulduğunda korkuyla bedenimi geri çekmeye çalıştım ama gidecek pek bir yerim yoktu. Havada ki elimi ve göğsüne dayalı olan elimi tutarak başımın üzerinde tek eliyle tuttu.
Dudaklarındaki alaylı gülümseme ile baktı yüzüme. "Ah, Persephone'm. Bunu başkası yapsa şimdi cehennemi boylamıştı."
Ellerinin altında yaprak gibi titriyordum. Dudaklarını boynuma yaklaştırarak şah damarımın üzerine sert bir öpücük bıraktı. Kalbimin ufak hareketlenmesiyle kaşlarımı çattım. "Ama benim ölümlü tanrıçam bunu hak etmiyor"
Dudaklarını boynuma sürtmeye çalıştı. "Şu güzel kokunu soluduğum için bile seni affedebilirim."
"L-lütfen bırak beni gideyim! İ-istemiyorum seni!" dedim korkuyla.
Bedenini bir anda kasıldı ama saliselikti bu. Siyah gözleri gözlerimi buldu. "İsteyeceksin benim küçük tanrıçam."
Elini yavaşça aşağı sürükleyerek örtünün üzerinden sol göğsümü buldu. Dudaklarını sol göğsümün üzerine, örtünün açıkta bıraktığı dolgunluğa sürttü. "Sana ant içerim ki bu küçük ölümlü kalbim benim için çırpınacak. Beni öyle çok seveceksin ki!"
Dudağını dolgunluğa bastırdığında belim gerildi. Dudaklarım aralayarak titrek bir soluk aldım içime. "Benim aşkım sana zehir olacak Persephone. Beni kıskanacaksın, tutkuyla ve şehvetle yanacaksın."
Dudağını tenimden çekerek yüzünü yüzüme konumlandırdı. "Benim aşkımla yanacaksın, şu küçük kalbim adımı fısıldayacak, ölecekmiş gibi hissedeceksin. İşte o zaman sadece benim aşkım sana şifa olacak."
Her kelimesiyle kalbim göğüs kafesimi deliyordu. Elini göğsüme daha da bastırdı. "Belki de küçük kalbim çoktan kanatlanmıştır küçük tanrıçam."
"Seni asla sevmeyeceğim anladın mı! Kalbim asla senin için çarpmayacak!" Öfke ve inatla yüzüne söylediğim kelimelere hiç takılmamış gibiydi.
"Söyle bana Persephone, benim sana dokunduğum şehvetli dokunuşlara gerçekten de kalbin erimeyecek mi?" Dudakları küstahla gülümserken öfkeyle baktım ona.
Hiçbir şey söylemedim.
Yüzünü yüzüme yaklaştırarak dudaklarını iki kaşımın ortasına getirdi. Gözlerimi kapattım onu görmemek için. Dudağını alnıma bastırarak geri çekildi.
"Senin ölümlü kalbin işte bugün bana atmaya başladı Persephone'm."
Üzerimdeki ağırlık kalktığında gözlerimi açtım. Arsız bir gülümseme ile izliyordu beni. İçimden kendime lanet ederken onun o sinir gülümsemesine baktım.
"Gideceğim buradan göreceksin! Sen ve cehennemin tek başına kalacaksın anladın mı beni! Asla sevmeyeceğim seni! Asla!"
Bağırışlarımı minik bir gülümsemeyle izledi. Başını iki yana sallayarak arkasını döndü. Sinirle ona baktım. Büyük kapı aralandığında kapıdan çıkmadan bana döndü. Yüzündeki minik gülümseme hala yerini koruyordu.
"Sözlerini unutma inatçı tanrıçam, çünkü bana aşık olduğunda söylediğin tüm kelimeleri gülümseyerek hatırlayacaksın."
&
Zeus ve Poseidon yeraltı kapısının önünde durmuştu. Zeus Olimpos Dağı'nda toplantı yapmış ne Demether ne de Hades gelmişti.
Sinirle yüzünü sıvazlayarak elindeki mızrağını yere vurdu. "Hades!"
Öfkeli sesi büyük ve geniş mağaranın irişinde yankılandı. Buradan ilerisine geçemiyorlardı Hades'in izni olmadan. Belki de Hades'e yeraltını vererek hata yapmıştı.
"Gelmeyecek işte! Bilmiyor musun onu" Zeus kendisini izleyen Poseidon'a döndü. "Gelecek, gelmek zorunda!"
"Bakın burada kimler varmış. Olimpos Tanrılarını ayağıma kadar geldiklerini görmek beni çok mutlu etti"
Hades siyah dumanlarının içinde belirerek kara gözlerini kardeşlerine dikti. Elindeki asasını sıkıca tutarak alaylı bir gülümseme koydu yüzüne.
"Kızımı hemen bırak! Yoksa seni mahvederim!" Zeus Hades'e doğru adım attı. Hades genişçe gülümseyerek bir adım geri atarak mağaranın çizgisine girdi.
"Ne komik değil mi? Koskoca baş tanrısın ama giremediğin tek yer Yeraltı! Belki de bana Yeraltı Dünyasını bahşettiğin için sana teşekkür etmeliyim"
"Bak Hades eğer Kore'yi bırakmazsan tanrılar dünyasında büyük bir kaos olacak. Kıtlık başlayacak Demether şimdiden görevini terk etti" Poseidon en son ne zaman gördüğünü hatırlamaya çalışıyordu. Kardeşi Hades'i Titanların Savaşı'ndan sonra hiç görmemişti.
"Sende hoş geldin Poseidon!" dedi Hades dediklerine aldırmadan.
"Hades!" dedi Poseidon uyarıcı bir sesle.
"Kore'yi hemen bırak! Olacak felaketlerden sorumlu değilim!"
"Olma zaten! Benim yeraltı dünyam sizin dünyanıza bağlı değil! O yüzden umurumda değil!"
"Kore istemiyor seni Hades! Zorlamanın bir anlamı yok!" Zeus çizginin önüne gelerek kardeşinin tam gözlerinin içine baktı.
"O artık benim! Onu asla bırakmam!"
Zeus ve Poseidon, Hades'in keskin sözüyle yapacak çok da bir şey kalmadığını anladılar. Zeus bunun sadece bir heves olduğunu sanıyordu ama yanılmıştı anlaşılan.
"Zeus sanırım burada işimiz bitti. En azından artık kardeşimizin mühürlendiğini biliyoruz!" dedi Poseidon içten içe sevinerek. Hades'i ilk defa Kore sayesinde görebilmişti.
Artık Hades'in yalnız olmayacağını bildiğinden çok mutluydu. "Bu iş burada bitmez Hades! Bir yolunu bulup alacağım kızımı senden!"
Poseidon ve Zeus geri dönerek mağaradan uzaklaşmaya başladılar. "Onu benden alamazsın kardeşim!"
Hades'in seslenmesiyle arkalarına baktılar. "Çünkü sen onu benden almaya çalışacağın zaman o zaten bana aşık olmuş olacak!"