İyi ki doğdu Ada ! 🎉🎊🎁🍾

1509 Words
Sabah uyandığımda odanın sessizliği göğsümde bir ağırlık gibi duruyordu. Bugün… doğum günümdü. Ne garipti; insan küçüklüğünde sabırsızlıkla beklerdi, büyüdükçe gün sadece takvimdeki sıradan bir sayı oluyordu. Midemin açlıktan uğuldadığını hissettim. Mutfağa gidip dolabı açtım kahvaltılıkları masaya koydum. Pakize ayaklarıma dolanıyor “Sanki benim kahvaltım nerde?” diyordu. Mama kabına yemeğini koyduğumda miyavladı. Teşekkür ediyordu. “ Afiyet olsun Pakize hanım.” dedim. Masaya geri döndüğümde ekmeğin eksik olduğunu gördüm. “Kapıcı kapıya asmıştır.” diye mırıldanıp kapıya yöneldim. Soğuk sabah havası koridordan yüzüme çarptığında ürperdim. Kapının koluna asılı poşeti gördüğümde derin bir nefes aldım. Elimi uzatıp ekmeği aldım. Tam kapıyı kapatacaktım ki… yerde bir kâğıt ilişti gözüme. Eğildim, aldım. İnce, beyaz bir not kâğıdı. Siyah kalemle yazılmış satırlar titreyen ellerimde belirdi: “Doğum günün kutlu olsun. Bugün senin için özel… benim içinse seni gördüğüm her gün.” Kalbim hızla atmaya başladı. Nefesim boğazımda düğümlendi. Başımı kaldırıp apartman boşluğuna baktım. Merdivenler sessizdi. Kimse yoktu. Ama biri az önce buradaydı. Kapıyı hızla kapattım, sırtımı kapıya yasladım. Ekmek poşeti elimde sıkışırken, kâğıdı diğer elimde daha da sıkı tuttum. Doğum günü müjdesi gibi duran bu satırlar, içime tuhaf bir gerilim yaymıştı. Doğum günümü bilecek kadar beni yakından tanıyordu belli ki… Kahvaltı masasını kurarken elim titreyip bıçağı düşürdüm. Not hâlâ mutfak tezgâhında duruyordu; ne kadar gözümü ondan uzaklaştırmaya çalışsam da zihnim sürekli oraya kayıyordu. Peyniri, zeytini tabağa koydum, ekmeği dilimlemeye başladım. Nihayet oturup bir lokma almak üzereydim ki telefonum çaldı. Ekranda Ela’nın adı parladı. Derin bir nefes alıp açtım. “Doğum günü kızııı!” diye cıvıldadı sesi. İstemsizce gülümsedim. “Sağ ol Ela…” “Teşekkür etme daha. Akşam bendesin, tamam mı? İtiraz yok. Pasta, mum, hepsi hazır olacak.” Kaşlarımı çatıp sandalyeye yaslandım. “Ela, hiç gerek yoktu…” “Sakın! Bugün yalnız başına oturup suratsızlık etmene izin vermem. Akşam sekizde bekliyorum.” Ne diyeceğimi bilemeden kaldım. Sözünü kesmek imkânsızdı zaten. İçten gelen kahkahasını duyunca, dudaklarımda hafif bir tebessüm belirdi. “Tamam,” dedim usulca. “Akşam sende.” “Güzel. Hazırlan da şık gel, bak sürprizim var,” dedi ve telefonu kapattı. Telefonu kapattıktan sonra uzun süre öylece mutfak masasında oturdum. Bir yanda sabah kapımda bulduğum not, diğer yanda akşam Ela’nın ısrarıyla gidilecek bir doğum günü kutlaması… İçimdeki sıkıntı bir türlü dinmek bilmiyordu. Kendimi toparlamak için salona geçtim, kanepeye bıraktığım dizüstünü kucağıma aldım. Çalışmam gerekiyordu; müşteri maillerine bakıp metin hazırlamalıydım. Ama gözüm sürekli saate kayıyordu. Akşam yaklaştıkça midemde tuhaf bir düğüm büyüyordu. Öğleden sonra Ela tekrar aradı. “Bak haberin olsun,” dedi heyecanla, “ışıl geliyor, Eren de uğrayacak. Bir de… Melih’i davet ettim.” Telefon kulağımda donup kaldım. “Melih mi? Ciddi misin?” Ela, umursamaz bir edayla, “Evet, neden olmasın? Senin eski sevgilin olabilir ama sonuçta hâlâ arkadaş grubunun bir parçası. Hem… fena olmaz, belki biraz konuşursunuz.” Dilim damağım kurudu. İçimde eski bir yara kabuk bağlamadan yeniden kanamış gibiydi. “Ela… sen bazen gerçekten…” “Sakın bozma moralini!” diye sözümü kesti. “Bu akşam eğleneceksin, anladın mı? Bugün sadece senin günün.” Telefonu kapattığında kalbim öyle hızlı çarpıyordu ki elimdeki kalemi düşürdüm. Çalışmaya devam etmeye çalıştım ama satırların arasında sürekli Melih’in yüzü, Alp’in muzip bakışları ve kapımın önündeki o not dolaşıyordu. Kalktım, odama geçtim. Dolabın kapağını açtığımda yüzüme hafif bir deterjan kokusu çarptı; sanki kıyafetler bile bana, “Seç hadi, seç de şu iş bitsin” diyordu. Parmaklarım askıların arasında dolaşırken gözüm elimdeki iki seçeneğe takıldı: biri siyah, sade ama zarif bir elbise… diğeri ise kırmızı, iddialı, bel kısmı hafifçe daralan, omuzları açık bırakan elbise. Pakize yatağın üzerine atlamış, kuyruğunu sallayarak beni izliyordu. “Ne bakıyorsun? Sence hangisi?” diye sordum. Kedim hafifçe miyavladı, sonra pençesiyle kırmızı elbiseye doğru hamle yaptı. Kaşlarımı çattım. “Tabii ya, sen de hep ateşe benzin dökmekten yanasın.” Kırmızıyı askıdan çıkarıp üzerime tuttum. Ayna karşısında kendi yansımama baktım. İçimde bir kıpırtı oldu. Belki de bu gece… biraz farklı olmalıydı. Saçlarımı gevşek dalgalarla bırakmaya karar verdim. Makyaj masama oturup allık, rimel, kırmızıya çalan ruj derken yüzümde tanıdık ama bir o kadar da yabancı bir Ada belirdi. İçimden bir ses fısıldıyordu: “Melih görecek…güzel olmalısın.” Bir an elim titredi, ruju dudağıma fazla bastırdım. Hemen peçeteyle sildim. İçimdeki gerginlik kalem gibi ince, kırılmaya hazırdı. Dolabın alt gözünden siyah topukluları çıkardım. Kutuyu açtığımda bileklerim hafifçe sızladı; uzun zamandır giymemiştim. Ama aynanın karşısına geçtiğimde… evet, Pakize haklıydı. Kırmızı elbise, siyah topuklular… bu akşam bir şeyler değişebilirdi. Telefonuma bir bildirim düştü: Ela: Saat sekizde burada olmayı unutma, güzelim! Pasta benden, sürprizlerden ben sorumluyum! Derin bir nefes aldım. Sanki göğsümün içinde kuşlar çırpınıyordu. Bir yandan merak, bir yandan korku, bir yandan da garip bir heyecan. “Hazırsın Ada,” diye fısıldadım aynadaki yansıma­ma. “En azından dışarıdan öylesin.” Ela’nın evinin kapısına vardığımda içimdeki çarpıntıyı bastırmaya çalışıyordum. Kapıyı çaldım, içeriden kahkahalar ve müzik sesleri geliyordu. Ela yüzünde kocaman bir gülümsemeyle kapıyı açtı. “Aaaa, doğum gününün yıldızı geldi!” dedi, beni kucaklayarak. Ben de hafif gülümseyip içeri adım attım. Salona geçtiğimde ise kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Kanepede oturan Alp, elinde bardağıyla bana bakıyordu. O muzip bakış yine yüzünde, dudak kenarındaki hafif sırıtışı da cabası. Donup kaldım. “Alp?!” Ela hemen araya girdi. “Evet, sürpriz! Biz son günlerde biraz kaynaştık. Komşum sonuçta, seni de tanıyor…” Başımı hızla Ela’ya çevirdim. “Siz… ne ara arkadaş oldunuz da, benim partime onu davet ettin?” dedim fısıltıyla ama sinirimi belli edecek şekilde. Ela gözlerime baktı, dudaklarında yine o rahat gülümseme. “Ya Ada, abartma. Eğlenmene bak. Hem bak, kalabalık daha güzel oldu.” Benimse kalbim kafama çıkacak gibiydi. İçimden geçen tek cümle şuydu: “Bu gece çok uzun olacak.” Alp bardağını masaya bırakıp ayağa kalktı. Gözlerini üzerime dikmişti, sanki odadaki herkes yok olmuştu. Adımlarını yavaşça atarak yanıma geldi. “Merhaba, pijamalı kız,” dedi alaycı bir fısıltıyla. “Bu gece pijamalarını değiştirdiğine göre… özel bir gün olmalı.” Yanaklarımın ateş gibi kızardığını hissettim. Dudaklarımı araladım ama kelime bulamadım. İç sesimse çığlık çığlığa bağırıyordu: Neden bu kadar yakışıklı olmak zorunda? Ela araya girdi. “Tamam, siz komşular sohbetinizi sonra yaparsınız. Hadi Ada, şuraya otur.” Işıl o sırada mutfaktan çıktı, elinde koca bir tabak cipsle. “Doğum günün kutlu olsun, Adaaa!” diyerek bana sarıldı. Ardından kapı çaldı, Eren geldi. Üzerinde beyaz gömlek, saçlarını özenle taramış… Göz göze geldiğimizde hafifçe gülümsedi. “Nice mutlu yıllara Ada.” Ve en son… Melih. Kapının eşiğinde göründüğünde içimde eski bir yara yeniden sızladı. Onu bu kadar zaman sonra, hem de böyle bir gecede görmeyi hiç beklemiyordum. Salonda bir anda sesler, kahkahalar, birbirine karışan konuşmalar yükseldi. Ben ise elimdeki bardağı sımsıkı tutarken kendi kendime fısıldadım: “Bu gece… sahiden çok uzun olacak.” Melih yanıma geldi. “Nasılsın Ada?” diye sordu. “İyiyim sen ?” diye sordum hafif tebessüm ederek. O ise gözlerimin içine bakarak, dudaklarının kenarını kıvırdı. “Daha iyi olabilirim belki… ama seni görünce fena sayılmam.” Sözleri kalbimi sıkıştırdı. Tam cevap veremeden arkamızdan tanıdık bir ses duyuldu: “Vay vay vay… eski defterler açılmış galiba.” Başımı hızla çevirdim. Alp, elinde içki kadehiyle yanımıza yaklaşmıştı. Yüzünde o meşhur muzip gülümsemesi vardı, ama gözlerinde belli belirsiz bir kıskançlık parlıyordu. Melih biraz gerildi, kaşlarını kaldırıp ona baktı. “Tanışmadık sanırım?” Alp hiç bozuntuya vermeden elini uzattı. “Alp. Komşusuyum. Yani Ada’yla… yan yanayız.” Sözünün altındaki ima öyle açıktı ki boğazım kurudu. Melih elini sıktı ama bakışları soğuktu. “Melih. Eski…” duraksadı, bana kısa bir bakış atıp devam etti, “…eski dostu diyelim.” Alp’in dudaklarının kenarı kıvrıldı. “Dostluk güzel şey tabii. Ama bazı dostlukların geçmişte kalması daha sağlıklıdır, değil mi Ada?” Bir anlık sessizlik oldu. Kalbim kulaklarımda çarpıyordu. İki çift gözün arasında sıkışmış gibiydim. Melih hiç altta kalmak istemedi, bana biraz daha yakın durdu. “Ben öyle düşünmüyorum. Bazı bağlar kolay kolay kopmaz. Ne dersin Ada?” Alp kahkahaya yakın bir nefes verdi. “Bağ mı? Hadi canım… bence Ada o bağları çoktan çözüp atmıştır.” Onların arasında gözlerim gidip gelirken tek düşündüğüm şey şuydu: Doğum günümde savaş alanına dönmüş olmam normal mi Ada? Ela, havayı fark etmiş olacak ki ellerini çırptı. “Yeter bu kadar eski defter muhabbeti! Doğum günü kutlamasında kavga istemiyorum.” Sonra yüzüme dönüp gülümsedi: “Pasta zamanı!” Herkes alkışlarla mutfağa geçti. Işıl mumları yakarken Eren şarkıya girişti. Alp gözlerini hiç üzerimden çekmeden bana bakıyordu, Melih ise belli belirsiz gülümseyip kenarda durdu. Gözlerimi kapatıp dilek diledim. Kalbim karmakarışıktı. Bir yanım eskiyi geride bırakmak istiyor, diğer yanım geleceğin sürprizlerine hazırlıksız hissediyordu. Mumları üflediğimde kahkahalar, alkışlar, şakalaşmalar yükseldi. Pastadan ilk dilimi Ela bana verdi, sonra herkes kendi payını aldı. İçkiler eşliğinde sohbet devam ederken Ela yine sahneye çıktı: “Hadi ama! Hediyeler sırayla açılsın. En heyecanlı kısım bu!” Birer birer paketleri açmaya başladım. Işıl’dan rengârenk bir defter, Eren’den tatlı bir kitap ayracı koleksiyonu, Ela’dan harika bir kışlık şal, Melih’ten şık bir kolye… Hepsine tek tek teşekkür ettim, ama gözlerim masanın köşesinde duran son pakete kayıyordu. Üzerinde zarif bir kurdele vardı, sade ama dikkat çekiciydi. Ela kıkırdadı. “Ve sıra geldi komşu beyefendinin hediyesine…” Kalbim hızlandı. Ellerim pakete uzandığında, Alp arkasına yaslanıp dudaklarında o kendinden emin gülümseyişiyle beni izliyordu. Paketi yavaşça açarken içimden geçirdim: Acaba… içinde ne var?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD