Işığa Doğru
Büyük heybetli kapı kendi minik ayakları arasında Dünya düşündü .İçeri girip aramak ile aramamak arasında kararsız kaldı.Sonuçta insanların Dünyasındaydı.Biraz ilerledi ışığı gördü .Köşede duran sopa gözüne çarptı .Gördüğü şiddet canını yakmıştı.Işığa doğru yürümeye devam etti.Bazı odalar karanlıktı.Sebebini aramadı ışık iyiydi.Bir kedi olarak ne kadar şansı vardır ki mesajı ulaştırmalı biraz yemek bulmalı dinlemeliydi. Kimseyi görmeyeli o kadar uzun zaman olmuştu ki .Bu ev sanki biraz küf ve tütün kokuyordu. Ama yaşanmayacak gibi değil hatta güzeldi.
Helen yıllardır bu dükkan önünde geçen insanlara ve hayvanlara yardım ediyordu ama bugün biraz boş olan sokaklar gene büyüleyici ve güzeldi.Anlamlandıramadığı şey boş bir güzellik duygusu hissetmesine rağmen gözleri doldu.Dükkan sahibi gelmeden siparişleri tamamladı ve yola koyuldu.Evet nihayet ana merkezde çiçeklerin içindeydi.Duygu dolu olduğunu bildiği bir şarkı duydu.Eşlik etti ama sesindeki eskiden kalma dilden kalan lehçe şarkıyı farklı bulmasına neden oldu.Eski bir esinti olan bu dil ailesinin kökenleri açıklasada ailesi çok az konuşurdu.
Eve yaklaştıkça yolların tenha oluşu garip geldi.Komşu evlerde kendi evinde bakımsızdı bu yıl yenilenmeliydi.
Dükkan ev arasında gidip gelmesine rağmen düzelmeyen şeyler ile dolu bir dünyası vardı.
Bir taraftan ise hayalleri yorgundu içsellediği şeyler Dünya ile bir bütün değildi.Bunu bildi ölüm kalım meselesi olmayan şeyler ile dolu olan çantasına ve çiçeğe baktı.Bazen düşler kurmanın kötü bir şey olmadığını düşünüp eve girdi.Herşey olduğu gibi duruyordu. Kendinden başka bıraktığı evi toplayacak varmış gibi boş sandalyeden etrafa baktı.
Evcil hayvan etrafta yoktu onu bulmak için evi gezdi.Evin sessiz olmasına rağmen sıcak havası içindeki boşluğu doldurdu.Dükkan da bugün olanlar kafasını karıştırdı.Madam kendisine bıraktığı eski saati almaya gelmemiş üstüne arayıp bir hafta daha gelmeyeceğini belirtmişti.Şaşkındı deniz aşırı ülkeden gelen bu saat için çok para ödemişti.
Ailesinden gelen bir huy sabredemediği sabırsızlık çektiği belliydi.Sabırsızlık içinde dolaşırken eline bir kitap geçti vakit olmamasına rağmen okurken uyudu. Uykusunda güzel pembe bir bulut içinde oturuyor annesine olan sevgisini anlatan eski bir şarkı okuyordu.Gözleri ile görmüyordu sanki aynı anda oluyordu annesinin ipeksi saçlarını hissetti tel tel miss kokulu uyandı.Saat çok geç değilmiydi.Okumak içinde uyumak içinde uygun bir saat değildi.Zira uykusunu çoktan almıştı.Annesini özlüyordu bu kesin konuşacak kimse kalmadığını fark etti.Anlatacağı şeyleri yazar geceden sabaha giyilenleri hazırlardı. Planlı bir kadın olmasına rağmen uçarı açıklanamaz derecede girişken biriydi. Annesine benzediğini bildi.
Sabah ağarırken geceden hazırlamanın verdiği çubuklu ile biraz erken çıkmış .Fırından ekmek alıp dönmüştü.Bir gariplik hissetti epeydir görünmeyen kedisini bahçede gördü.Gezip geliyor bazen de koltukta uyuyordu.Haftasonu olmasına rağmen televizyondaki haberleri izledi kalan öğlen arasına yakın gazete ile devam etti.Bir şey yememişti canı istemedi.Neden ise dükkanda olmamasına rağmen işi ve saati düşünüyordu.
Annesine benzemek istedi.
Dolabın karşısında geçen yıl aldığı elbiseleri karıştırdı.Ev sessiz dolap boştu ona göre annesinin diktiği elbiseler yoktu artık taşınmak sıkıcı bir işti bu kadar uzakta olmak sürekli kaybolan bir kedi ile yaşamak zordu.Ağladı.
Ay sonuna kadar komşuları gezmek istemedi çiçeklere baktı vazo da güzel duran kırçiçekleri ile dertleşti.
Annesinin anlattıkları aklında hesap yaptı yaz sonu eve dönmeli çiftlik hayatına alışmalıydı.Masrafları artmıştı amcasına verdiği sözü tutamamış evi tamamlayamamıştı.
Hayal alemi içinde geçirdiği bu dört yıl içinde
belki de en acısı annesini kaybetmekti .Tekrar evlenen annesi artık farklı bir kadındı.Daha sinirli ev işi yapmayan gündüzleri öğlene kadar uyuyan sabırsız sinirli biri olmuştu.Kimseyle konuşmuyordu.
Sabah uyanır uyanmaz dükkana gitmesine rağmen geç kalmış. Dükkanın önünde bekleyen üç yabancı fark etti .İçlerinden geçip kapıyı açtı.Biri saati bekleyen Madam Sonari diğeri biraz farklı karanlık bir genç ve sonuncusu ise ben yaşlarda bir kız idi.Madam Sonari saatini alıp çıkarken söylenmeden edemedi.İyi temizlenmediğini iddia ediyor bakım yapılmasını istediği halde ilgilenilmediği söylüyordu.Onunla ilgilenirken iki saat daha siparişi almış ve aylık kotamı doldurmuştum.
Zaman bu kadınları sınıyor eskisi yenisi benzeyen benzemeyen herşey gibi irdeliyordu.Tekrar o sonsuz güzel günlere dönmek istedi.Yıllar içinde hayaller azaldı.Sorumluluklar arttı.Farkındaydı.
Farklı çocuktu trende karşısı da oturan bu çocuk çok konuşkan değildi.Konuşacak gibi oldu sustu.
Evi apar topar toplayıp çıktı ana eşya olduğu gibi duruyor çok az bir paraya kiraya verileceğine üzülüyordu.Değeri daha fazlaydı.Hayalleri vardı evet ama sıkıcı bir sürü işten sonra büyüdüğünü anlamıştı.
Babası sustu geleli bir yıl olmasına bir ay vardı.Evet kızını seviyordu ama anlamamak can sıkıcıydı.Şimdi evlenmek istemesinin zamanımıydı.Onbir ayda ne değişmişti eskiden daha hayalci istediğini bilen bir kızdı bu ailede evlilik bir hastalık gibi görülüyor. Bekar kalmak ise daha fazla destek alıyordu.
Konuşacaktı trende başlayan bu hikaye neden bu kadar zor yürüyordu hala kendi konuşup kendi cevap veriyordu.Nikah hazırlıkları hızla devam ederken Helen hala bir muamma içinde annesini bekliyordu . İstediği buydu evlenmek o kadar süre tek başına bir kedi ile yaşamış zor koşullarda tek kalabileceğini ispatlamıştı.Annesi değildi kendisiydi.Tanışırken göz göze geldiler annesi damadı beğenmiş kızı için iyi niyetlerini almıştı.
Düğün başlar başlamaz yağmur atıştırdı kısa süre de olsa düğün için uygun mekandaydılar gelin öyle düşünüyordu.Nikah
bitti.Aile bir araya geldi. Damadın utangaç ama zeki olduğu belli oluyordu. Gelinin babasını hiç gözden kaçırmıyor ne istese tam ve eksiksiz oluyordu .Gece bitti .
Nerede yaşayacakları belliydi şehrin merkezinde aileden uzak bir yer belirlenmişti.Ev orta büyüklükte bir aileye yetecek kadardı.
Günesin yumusak ısıklarıyla aydınlanan eski, büyük ve heybetli kapı, minik ayakları altında dünya kadar küçük görünüyordu. Adeta tereddüt eden bir ruh gibi kapının önünde duran küçük kedi, içeri adım atmanın verdigi kararsızlıkla titriyordu. İnsanların dünyasına adım atmaktan çekinmekle birlikte, içeriden gelen ısık onu cezbetmeye yetiyordu. Küçük sopa kösede dururken, kedinin gözleri onu bir an için yakaladı ve derin bir şiddet hissiyle titredi. Ancak cesareti hiç kırılmadan ışığa ilerlemeye devam etti.
Odalardan bazıları karanlık olsa da kediyi cesaretlendiren şsey, içerideki ısıktı. Uzun zamandır kimseyi görmemiş olan kedi, burada bir şsans yakalayabilecegini hissetti. Bu ev, hafif bir küf ve tütün kokusuyla doluydu; ancak bu koku, evin garip bir güzelligine isaret ediyordu.
Helen, yıllardır dükkanının önünde insanlara ve hayvanlara yardım eden gizemli bir kadındı. Bugün sokaklar biraz bos olsa da, yine de büyüleyici ve güzeldi. Gözlerinde hissettigi boş bir güzellik duygusu onu ürpertti. Dükkan sahibi gelmeden önce siparisleri tamamlayan Helen, küçük kediyi kucagına alarak yola koyuldu. Ana caddeye dogru ilerlerken, duygu dolu bir şsarkı duydu ve içinden gelerek eslik etti.
Evine yaklaştıkça, sakin ve tenha sokakların garip bir atmosfer yarattığını fark etti. Komsu evlerin bakımsızlıgına ragmen, kendi evinin bu yıl yenilenmesi gerektigini düsündü. Dükkan ile ev arasında gidip gelirken, iç dünyasının derinliklerinde huzursuzluk hissetti.
Hayalleri yorgun olmasına ragmen, içindeki ruhun dünya ile basladı Güneş yeni dogmusken sokakların hâlâ sessizligiyle dans ettigini düsünen Helen, yıllardır hizmet ettigi dükkânının özlemini çektigi bosluguna sıgınıyordu. Dükkânın sahibi henüz gelmediginde, solugu dısarıda almaya karar verdi. Havada dolasan eski bir dilin notalarını duyarken, kısa süreli bir duygusallık hâkim oldu içinde. Cılız bir kedi, onun peşine takılıp ona eslik etmeye basladı. Bu beklenmedik yol arkadasıyla adımlarını hafifletirken, çiçeklerle bezenmiş ana caddede buldu kendini.
Geceden kalmıs bir huzur, yavas yavas içini kaplarken huzursuzlugu yok olmuyordu. Evine yaklastıkça, gözlerine çarpan bakımsızlık onu rahatsız etti. Dükkanla ev arasında durup dururken oluşan boslugu kavramaya çalısırken, içsel bir dünyadan dışsal bir dünyaya geçiş yapmanın zorluğunu hissetti. Çantasında ve elindeki çiçekte tasıdıgı anlamlarla yüzlesirken, sessizce içeri adım attı. Her şey yerli yerinde duruyordu, sanki baska bir evde misafirlik etmis de gitmis gibiydi.
Gözleri, evde hayvanlarını ararken bir kitaba takıldı ve bilinçsizce okumaya başladı. Uykuya daldıgında ise annesini özledigi bir melodi eşlik etmeye başladı. Uyandıgında, dokunurcasına annesinin varlıgını hissetti ve sessizlik içinde yankılanan sese kulak verdi. Zamanın geçtigini fark etmeyen Helen, amaçsızca dolaşarak dükkanın saatinin sorumlulugunu üstlendiğini düşündü.
Sabrın pesinden kosan ama sabredemeyen bir ruha sahip olan Helen, uzun zamandır olmadıgı kadar kendini bosş hissetti. Annesinin izinden gitmek istedi.
Helen, sokaklarının sessizliğinde yürürken
içindeki boşluğu hissetti. Eski dükkanının
kapısının önünde durup gözlerini kapatarak
derin bir nefes aldı. Güneşin yumuşak
ışıklarıyla aydınlanan büyük kapı, ona küçük
ve kırılgan görünüyordu. Minik ayakları altında
gezinen kediyle göz göze geldiğinde, içinde
derin bir sarsıntıyla titredi. Ancak kedi, kararlı
adımlarla içeri doğru ilerlediğinde Helen'in
cesaretlenmesine neden oldu.
Dükkanın içindeki ışık, Helen'in ruhunu
aydınlatan bir kılavuz gibiydi. Dükkanın eski
ve gizemli kokusu, içinde bulunduğu boşluğu
doldurmaya yetiyordu. Helen, yıllardır burada
hizmet veren bir kadın olarak, iç mekanı adım
adım keşfederken kayıp hissine karşı kendi
içinde bir yer buldu.
Yıllar boyunca insanlara ve hayvanlara yardım
eden Helen, dükkan sahibi gelene kadar
siparişleri tamamlamakla meşguldü. Küçük
kediyle dışarıya doğru adımlarken, içsel bir kopuş yaşadı.
Helen, sessiz sokaklarda yürürken evinin
yenilenmesi gerektiğini düşünerek kendi iç
dünyasındaki karmaşayla yüzleşti.
Helen'in içinde yılların biriktirdiği yorgunlukla
savaşan ruhu, sokakların boşluğunda sakinlik
bulmaya çalışıyordu. Güneşin yeni doğuşuyla
birlikte dans eden sessiz sokaklarda yürürken,
içsel huzuru bulma arayışıyla daldı. Dükkanın
sahibi henüz gelmediğinde dışarıda
soluklanmaya karar verdi ve beklenmedik bir
şekilde bir kedi ona eşlik etmeye başladı.
Helen, çiçeklerle bezenmiş ana caddede
dolaşırken içindeki boşluğa karşı bir mücadele
veriyordu. Evine yaklaştıkça bakımsız olduğunu fark etti.
Helen, ayak seslerinin yankısızca yitip gittiği sessiz sokaklarda adımlarını atarken, mermer döşeli buzağı gözlü çarşılarının arasında kaybolmaya başlamıştı. Evine olan mesafenin kısalmasına rağmen, zihni daha da uzaklara dalmıştı. Evinin eski ihtişamını hatırlamak yerine, yılların yorgunluğunu dört duvar arasında hapsetmiş gözlerini sokağa dikti. Yüzünde beliren derin çizgiler, geçmişin yükünü taşıyan ruhunun ağırlığını yansıtıyordu.
Güneş yeni bir günü doğururken sokak lambalarının ışığı solgunlaşıyor, kırlangıçların meltemle oynaşan kanat sesleri yankılanıyordu. Helen, sessizliğin ardında yatan huzuru yakalama çabasıyla adımlarını sürdürüyordu. Kedilerin uykusundan uyanıp sokaklara taştığı bu saatlerde, beklenmedik bir yol arkadaşıyla karşılaşması ona umut verdi. Kedinin tüyleri hafif bir rüzgarla titriyor, gözleri geceyi yansıtan yıldızlar gibi parıldıyordu.
Kediyi izleyerek çiçeklerle süslenmiş ana caddenin taş döşemeleri üzerinde yürüyen Helen, içindeki karışıklığa meydan okuyordu. Her bir çiçeğin ruhuna dokunuşu, sanki bir neşe fısıltısı gibi gelip geçiyordu. Evine yaklaştıkça saçlarının dalgaları hafif esintide dans ederken, bakımsızlığın damgasını vurduğu evinin kırık pencereleri ona bakıyordu. İnşaatın gürültüsü, yıkık dökük duvarların arasından sızmış, eski günlerin yankılarıyla birleşerek hafızasını sardı. Helen, ne değişimin ne de durmanın getirdiği huzursuzluğun içinde kaybolmuş gibiydi.