12 sene önce...
"Uyan sevgilim!"
"Hııı!"
Genç adam, perdelerin açılması ile içeri dolan güneş ışığın verdiği rahatsızlıkla homurdanmaya başlamıştı. Yorganı başına daha çok çeken adama doğru gülümseyerek yaklaşan kadın, örtüyü hızla çekiştirmeye başladı.
"Sana söylüyorum Rick, hemen kalkmazsan derse geç kalacaksın!"
Sonunda kafasını, nevresimlerin arasından çıkartan adam, karşısında ona doğru eğilmiş seslenen kadına uykulu gözlerini kırpıştırak baktı.
"Saat kaç?"
Sesi, boğazında bir kurbağa varmış gibi boğuk ve hırıltılı çıkıyordu.
"Sekize geliyor"
Genç kadın iki eliyle sırtına uzanıp, taktığı sütyeninin kopçasını iliklemeye çalışıyordu.
Başını yastıktan tam kaldırmıştı ki, aralık olan gözleriyle kadını o halde görünce ağzından bir dizi küfür savurdu.
Siktir!
"Lanet olsun Sindy!" diyerek tekrar başını yumuşak yastığa bıraktı.
"Ne?"
"Sabahın beşinde eve geldim. Hayır! İstemiyorum! Ne o aptal anatomi dersine girmek, ne de o sersem Bay Sullivan' ın bok çukuru gibi kokan ağzından çıkanları dinlemek, istemiyorum. "
Eline giymek için aldığı gömleği üzerine geçirerek, düğmelerini iliklemeden, adama doğru yaklaştığında, genç adamın gözleri hala kapalıydı. Ona doğru eğilerek yorganın bir ucunu tutup beline kadar sıyırdı.
"Kalk diyorum sana koca bebek!"
Gözlerini aralayan adam, karşısında ona doğru eğilmiş bakan kadını gördüğünde onu bileğinden kavrayarak yatağa doğru hızla çekti. Kadının çığlıkları arasında onu yanına yatırarak, yüzüne gelen saçlarını elleriyle kulağının arkasına yerleştirdi. Artık sesi bir fısıltıdan farksızdı.
"Bugünlük yatakta senin anatomini incelesem nasıl olur?"
Kadın, kahkahalarla gülerken, bir yandan da onun güçlü kollarından kurtulmak için çırpınıyordu.
"Hayır! Olmaz Bay Miller. Çünkü işe geç kalıyorum. Ve sen de okula. Sorumluluklarımız var unuttun mu?"
Kadının pürüzsüz bacaklarına temas eden çıplak vücuduyla irkilmiş ve tüm bedeni karıncalanmaya başlamıştı. Dudaklarından aldığı uzun bir öpücükten sonra, sıcak çikolatayı andıran parlak gözlerine baktı. Bakarken kalbi titriyordu adeta. Sonra derin bir iç çekerek ciddileşti.
"Artık garsonluk yapmanı istemiyorum Sindy. Tüm gün, gece yarısına kadar masa masa dolaşmandan nefret ediyorum."
Genç kadının gözlerindeki gülüş hızla solarken, bakışlarını adamınkilerden çekmedi ve iki elini sivrilen sakallarında gezdirmeye başladı.
"Başka çaremiz yok sevgilim. Buna mecburuz. Hem sadece sen okulunu bitirene kadar, unuttun mu? Ondan sonra her şey çok daha güzel olacak."
"Okul umurumda mı sanıyorsun?" dedi Rick, tek elini kahverengi buklelerde gezdirirken. Sonra yavaşça kadının vücudunda gezinmeye başladı elleri. Hafif şiş ve sert olan karnının üzerine geldiğinde ise daha çok oyalandı.
"Yakında karnın daha da büyüyecek ve sen, çok daha fazla yorulacaksın. Okulu bırakıp tam zamanlı bir işe girebilirim. Geceleri barmenlik yaparak yeteri kadar para kazanmam mümkün değil. Ve seni bu halde daha fazla çalıştırmak istemiyorum, anlıyor musun?"
Genç kadın, zoraki bir tebessüm yüklediği dudaklarıyla, adamın dudaklarına usulca bir öpücük kondurdu.
"Asla bizim yüzümüzden okulunu bırakmana müsaade edemem. Sen büyük bir doktor olacaksın Rick, başarılı bir cerrah olacaksın, başka türlüsünü kabul edemem. Sana söylemiştim, bu aptal bebeği istemediğimi söylemiştim. Ama sen aldırmamakta ısrar ettin, ben de tek şartla kabul ettim. Okulunu asla bırakmayacaktın."
Genç adam sıkıntılı bir nefes vererek, başını kadının boyun girintisine gömdü. Onun başını döndüren kokusunu doyasıya ciğerlerine çekti.
"O bebeği aldırmana asla izin veremezdim. Bu cinayetten başka bir şey olmazdı, Sindy."
"Biliyorum," dedi genç kadın göz pınarlarında beliren yaşa aldırış etmeden,
"Ama hiç bir şey senden daha kıymetli değil benim için, ben ailemi bile ardımda bırakarak, buraya sana geldim. Fakat, planlarımızda bu bebek yoktu. Kahretsin ki yoktu! Yine de aldırmak için geç kalmış sayılmayızdır belki? Hı?"
Adamın çatılan kaşları kadının yalvaran gözleriyle buluştu ve eliyle alnını sıvazlayarak geriye çekildi. Yatakta doğrulduktan sonra, dirseklerini dizleriyle birleştirip iki elini saçlarının arasına daldırdı ve diplerini çekiştirmeye başladı. Avuç içleriyle gözlerine bastrarak ovalıyordu.
"Asla Sindy! Sen aklını mı kaçırdın? Dördüncü ayındasın. Bebeği bırak, hayatını tehlikeye mi atmak istiyorsun? Bu fikri kafandan çıkart artık, anladın mı? Sakın bir daha düşünme bile!" son cümlelerini söylerken sesi yükselmişti.
Sindy, sessizce yataktan çıkıp, yerde duran kot pantolonunu da alarak giyinmeye kaldığı yerden devam etmeye başladığında, genç adam ona doğru bakıp içinden kendine bir dolu küfür etmeye başladı.
Kadına bağırmak istememişti... Onu incitmek istememişti... Yapmak isteyeceği en son şeydi onu üzmek. Ancak, ona en ufak bir zarar gelme korkusu dahi, perişan etmişti genç adamı. Sinirle dişlerini sıktı. Derin soluklar aldı.
Kahretsin ki, Sindy haklıydı. Boston'a o hayalini kurduğu Harvard Üniversitesini kazandığı için gelmişti, annesi Emma, lösemiden öldükten sonra, kazandığı bölümü okumaktan vazgeçse de babası ve kardeşi onu bir şekilde ikna etmiş ve zor şartlarla da olsa buraya göndermişlerdi.
Ya Sindy... O gençlik aşkıydı... Lise başında tanışmışlardı ve aşkları birbirlerinden ayrılamayacak kadar büyüktü. Bu aşk, ayrılığa en fazla bir sene dayanabilmişti. Ve okulun ikinci senesi, Sindy elinde bir valizle Rick'in kaldığı kampüse gelmişti. İkisi de daha fazla ayrı kalamayacaklarını anladıklarında, birlikte bu küçük ve bakımsız - ancak kirası ucuz, eve taşınmışlardı. Herşey yolunda gidiyordu. Sindy okulunu dışardan bitirmeye karar vermişti. İkisi de yarı zamanlı iş bulmuş, arta kalan zamanlarda ise okullarına devam etmişlerdi.
Ta ki, bir gece fazlasıyla içip sarhoş olduktan sonra o büyük ihmali yapana kadar. İçkiyle birlikte aldıkları az miktarda uyuşturucunun da etkisiyle kendilerinden geçmişlerdi. O dönemler, okulda kullanmayan yoktu bu mereti. Ve içkiyle birlikte denemek onlara pahalıya patlamıştı. Korunmayı ihmal ettikleri, banyo seksinin sabahında, hafızaları hiç bir şeyi net hatırlayamayacak kadar fluydu. Ertesi ay Sindy'nin hamile olduğunu öğrenmeleriyle, yaşamları bambaşka bir döneme geçmiş oldu. İlk başlarda çok fazla kavga etmişlerdi bu bebek yüzünden. Sindy, ısrarla aldırmak istiyordu, fakat Rick buna asla müsaade etmiyordu. Sonrasında ise hem ebeveynliği hem de öğrenciliği bir arada yürütebileceklerine kanaat getirip yaşamlarına devam etmeye çalışmışlardı. Bebek doğmadan bir şekilde evleneceklerdi.
Fakat, bu iş gittikçe zorlaşmaya başlıyordu. Evin ve okulun masrafları, faturalar. İkisini de zorluyordu. Sindy, okulu tamamen bırakarak tam gün çalışmaya başlamıştı. Rick ise geceleri barda, barmenlik yapmaya devam ediyordu. Gündüz okulu olduğu için, birbirlerini neredeyse günde bir-iki saat ancak görebiliyorlardı.
Kadının içinde bulunduğu hamilelik yüzünden hormonel dengesi alt-üst durumdaydı ve sağlıklı düşünememesi çok normaldi. Ona karşı biraz daha anlayışlı olmak zorundaydı. Buna mecburdu.
"O halde sen de bir daha sakın bana okulunu bırakacağını söyleme! Bu vicdan azabıyla yaşayamam anlıyor musun beni?"
Rick, yataktan kalkarak, sıvası dökülmüş duvarın önünde arkası dönük olarak giyinen kadının yanına gitti. Ona arkasından sarılarak kollarını karnının üzerine doladı. Başını boyun boşluğuna gömdü ve kulağının arkasından öptü.
"Haklısın. Özür dilerim. Hamile kalman senin suçun değildi. Bu ikimizin bebeği Sindy. Ve eşit miktarlarda suçluyuz. Ben,"
Derin bir nefes aldıktan sonra devam etti.
"Ben sadece senin bu kadar yorulmana dayanamıyorum. Daha fazla şey yapmak istiyorum sizin için. Önümüzdeki hafta için nikah günü aldım. Öncelikle karım olmanı istiyorum"
Genç kadın, gözlerine dolan yaşları yutkunarak içine akıttı. Ve hızla arkasını dönerek, sevdiği adamın önce gözlerinin içine baktı, ardından da sevinçle boynuna sarılarak saçlarını okşadı. Adamın onu belinden kavramasıyla daha çok yaklaştı ve göğsüne yaslandı.
"Seni çok seviyorum Rick. Senin için her şeyi yaparım. Her şeye katlanırım. Sadece seni kaybetmeye dayanamam."
"Beni asla kaybetmeyeceksin Sindy. Sana söz veriyorum," dedi Rick, yüzünü elleriyle kavradığı kadının melek gibi yüzüne bakarken.
"Ben de seni seviyorum. Hem de tüm dünyayı karşıma alacak kadar."
Kadının hamilelik yüzünden sürekli yaşaran gözleri, yine vazifesini yerine getirmiş ve yanaklarından ardı ardına süzülmeye başlamıştı. Rick, sevdiği kadının yüzündeki yaşları parmaklarıyla silerken burnuna minik bir öpücük kondurdu.
"Çocuğumuza kötü örnek oluyorsunuz Bayan Moore, bu kadar çok ağlamamalısınız. Unutma o bir Miller erkeği ve her zaman güçlü olmalı." diyerek gülümsediğinde, Sindy de gülümseyerek başını başka yöne çevirmişti.
"Haklısın. Fazla sulu gözlü oldum bu sıralar. Ben... Geç kalıyorum"
Hızla adamın kollarından ayrılarak, koltuğun üzerinden, akşamki yorgunlukla fırlattığı ceketi alıp, üzerine giyinmeye başladığı sırada aklına takılan soruyla arkasını döndü.
"Gece neden tekrar bara döndün?"
Rick'in bu soru üzerine yüzü asıldı ve giydiği pantolonun fermuarını çekerken, üstü kapalı cevap verdi.
"Küçük bir problem çıkmış, onu halletmeye gitmiştim."
Arkası dönük olduğu için yüzünün aldığı şekli, neyse ki genç kadın görmemişti. Daha fazla konuşmadan ikisi de giyindiğinde birbirine sarılarak, tutkuyla öpüştükten sonra tam evden çıkacakları sırada, adamın telefonunun çalmasıyla duraksadılar. Cebindeki telefonu çıkaran Rick, arayan numarayı gördüğünde hızla cevapladı.
"Evet!"
"Rick oğlum"
"Büyükkanne!"
"Rick! kötü bir şey oldu oğlum. Çok kötü!"
Yanındaki kadının meraklı gözlerine aynı şekilde karşılık verdikten sonra hemen devam etti.
"Ne oldu büyükkanne? Sorun ne?"
Telefonun ucundaki kadının sesi oldukça kötü geliyordu ve bu ses tonu Rick'in kendisini de kötü hissetmesine sebep olmuştu.
"Ryan,"
"Ryan bir adamı öldürmüş!"
Rick'in büyüyen göz bebekleri önce telefonun ekranına ve ardından yanında merakla bekleyen kadına kaydı.
O günün hayatında bir dönüm noktası olduğunu asla düşünmemişti. Miller ailesini derinden sarsan o geceden ve sonrasından tüm hayatı boyunca nefret etmişti.
Günümüz California'sı / Los Angeles...
"Tüm yolcularımızın dikkatine. Los Angeles Havalimanından, Roma'ya gitmekte olan 3455 sefer sayılı yolcu uçağımız, on beş dakika gecikmeli olarak kalkacaktır."
Uçağın rötar anonsundan sonra, genç adam, çantasındaki tableti çıkardı ve e-postalarını taramaya başladı. Satır sonlarına doğru, önceden okunmuş olan adres tekrar gözüne takıldığında, yeniden okuma isteğiyle, üzerine tıkladı.
Gönderen: Jennifer Page (Word Dergisi Editör Yardımcısı)
Alıcı: Rick Miller
Konu: Önemli!