Hastane koridorunda saatler geçmek bilmiyordu.
Derin sandalyede oturuyordu ama duramıyordu. Elleri titriyordu. Sürekli ayağa kalkıyor, sonra tekrar oturuyordu.
Gözleri ameliyathane kapısındaydı.
Dicle onun yanında duruyordu.
“Derin… biraz otur.”
Derin başını salladı.
“O içerideyken nasıl oturayım?”
Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
“Bugün… bugün evlenmiştik…”
Dicle de ağlıyordu ama güçlü durmaya çalışıyordu.
“Abim güçlüdür.”
Derin karnına dokundu.
“Bebeğimiz için de güçlü olmak zorunda…”
Yanlarında Emre vardı. O da onları yalnız bırakmamıştı.
Emre sakin bir sesle konuştu.
“Ameliyat uzun sürebilir.”
Derin hemen sordu.
“Demir yaşayacak değil mi?”
Emre cevap veremedi.
Bu sessizlik Derin’i daha çok korkuttu.
Ameliyathane
Doktorlar Demir’in etrafındaydı.
“Kan basıncı düşüyor!”
“Daha fazla kan getirin!”
Baş doktor kurşunu çıkarmaya çalışıyordu.
“Kurşun kalbe çok yakın…”
Bir doktor bağırdı.
“Kalbi duruyor!”
Makineden uzun bir ses geldi.
Biiiiiiiiip
Doktor hemen bağırdı.
“Defibrilatör!”
Elektrik verildi.
Demir’in vücudu sarsıldı.
Ama makine hâlâ düz çizgiydi.
“Bir kez daha!”
Tekrar elektrik verildi.
Bir saniye…
İki saniye…
Sonra makinede tekrar ritim oluştu.
“Kalp geri geldi!”
Doktorlar derin bir nefes aldı.
Hastane koridoru
Saatler sonra ameliyathane kapısı açıldı.
Doktor dışarı çıktı.
Derin hemen ayağa fırladı.
“Doktor!”
Dicle de yanına geldi.
“Abim nasıl?”
Doktor yorgun görünüyordu.
“Ameliyat çok zor geçti.”
Derin’in kalbi hızla atıyordu.
“Yaşıyor mu?”
Doktor başını salladı.
“Evet… yaşıyor.”
Derin bir anda ağlamaya başladı.
Dicle de gözyaşlarını tutamadı.
Doktor devam etti.
“Kurşun kalbe çok yakındı. Ama çıkarmayı başardık.”
Derin ellerini yüzüne kapattı.
“Şükürler olsun…”
Doktor ciddileşti.
“Ama…”
Herkes tekrar gerildi.
“Önümüzdeki 24 saat çok kritik.”
Derin korkuyla sordu.
“Ne demek bu?”
Doktor cevap verdi.
“Uyandıracağız… ama vücudu nasıl tepki verecek bilmiyoruz.”
Yoğun bakım
Bir süre sonra Derin içeri girmesine izin verildi.
Demir yatağa bağlıydı.
Etrafında makineler vardı.
Derin yavaşça yanına yaklaştı.
Gözleri tekrar doldu.
Elini tuttu.
“Demir…”
Sesi titriyordu.
“Ben buradayım.”
Demir tepki vermedi.
Derin onun elini karnına koydu.
“Bak…”
Sessizce konuştu.
“Biz seni bekliyoruz.”
Gözlerinden yaşlar akıyordu.
“Ben… ve bebeğimiz…”
Bir süre sessizlik oldu.
Derin başını Demir’in eline yasladı.
Tam o sırada…
Demir’in parmağı çok hafif kıpırdadı.
Derin bir anda başını kaldırdı.
“Demir?”
Kalbi hızla atıyordu.
“Elimi sıktın… değil mi?”
Ve o anda…
Demir’in göz kapakları yavaşça hareket etti.
Yoğun bakım odası sessizdi. Makinelerin çıkardığı hafif sesler dışında hiçbir şey duyulmuyordu.
Derin Demir’in yanında oturuyordu. Elini bırakmıyordu. Gözleri ağlamaktan kızarmıştı ama hâlâ başından ayrılmamıştı.
Birden…
Demir’in parmağı tekrar hafifçe hareket etti.
Derin hemen başını kaldırdı.
“Demir?”
Kalbi hızla atıyordu.
Demir’in göz kapakları yavaşça titredi. Sonra çok zor bir şekilde gözlerini araladı.
Işık gözlerini rahatsız etmişti.
Derin sevinçten ağlamaya başladı.
“Demir…!”
Hemen kapıya döndü.
“Dicle! Emre!”
Dicle ve Emre hızla içeri girdi.
Dicle kardeşini görünce gözleri doldu.
“Abi…”
Demir konuşmaya çalıştı ama sesi çok zayıftı.
“Derin…”
Derin hemen eğildi.
“Buradayım.”
Demir yavaşça konuştu.
“Sen… iyi misin?”
Derin başını salladı.
“Ben iyiyim… sen önemli değilsin mi sanıyorsun?”
Demir hafifçe gülmeye çalıştı ama canı acıyordu.
“Bebeğimiz…”
Derin hemen onun elini karnına koydu.
“İkimiz de iyiyiz.”
Demir’in gözleri doldu.
“Şükürler olsun…”
Dicle de ağlıyordu ama gülümsüyordu.
“Bizi korkuttun abi.”
Emre Demir’i kontrol etti.
“Konuşmaması daha iyi olur. Çok kan kaybetti.”
Demir başını hafifçe salladı.
Ama birden yüzü ciddileşti.
Gözleri Derin’e döndü.
“Derin…”
Derin dikkatle baktı.
“Ne oldu?”
Demir zor konuşuyordu.
“Bizi… vuran…”
Dicle de yaklaştı.
“Kim?”
Demir fısıldadı.
“Karahan…”
Odada bir anda sessizlik oldu.
Dicle’nin yüzü gerildi.
“Emin misin?”
Demir başını çok hafif salladı.
“Onun adamını gördüm…”
Derin korkuyla Demir’in elini tuttu.
“Bize neden bunu yapıyor?”
Demir’in gözleri sertleşti.
“Çünkü… onu mahvedeceğimizi biliyor.”
Emre kaşlarını çattı.
“Bu çok tehlikeli.”
Demir Derin’e baktı.
“Artık seni ve bebeğimizi korumam lazım.”
Derin gözyaşlarını sildi.
“Biz birlikteyiz.”
Demir hafifçe elini sıktı.
“Ama savaş şimdi başlıyor…”
Aynı anda…
Hastanenin koridorunda siyah giyinmiş bir adam yürüyordu.
Telefonla konuşuyordu.
“Patron… Demir yaşıyor.”
Telefonun diğer ucunda Karahan vardı.
Karahan sinirle konuştu.
“Demek ölmedi…”
Adam sordu.
“Ne yapalım?”
Karahan soğuk bir sesle cevap verdi.
“Planın ikinci kısmı başlasın.”
Adam durdu.
“Kız mı?”
Karahan yavaşça söyledi.
“Evet.”
“Derin
Yoğun bakım odasında sakin bir hava vardı. Makinelerin ritmik sesleri odada yankılanıyordu.
Demir Çelikoğlu yatağa uzanmıştı. Yüzü solgundu ama artık gözleri açıktı. Yanında oturan Derin onun elini sımsıkı tutuyordu.
Derin yumuşak bir sesle konuştu.
“Bizi çok korkuttun.”
Demir hafifçe gülümsedi.
“Ben kolay kolay gitmem.”
Derin gözlerini silerek gülümsedi.
“Gitmene zaten izin vermem.”
Demir yavaşça elini kaldırdı ve Derin’in yanağına dokundu.
“İyi misin?”
Derin başını salladı.
“İyiyim.”
Sonra Demir’in elini alıp karnına koydu.
“Bebeğimiz de iyi.”
Demir’in gözleri doldu.
“Gerçekten baba olacağım…”
Derin gülümsedi.
“Evet.”
Tam o sırada kapı açıldı.
İçeri Dicle ve Emre girdi.
Dicle kardeşini görünce rahatladı.
“Abi! Nihayet kendine geldin.”
Demir hafifçe gülümsedi.
“Seni ağlatmışım galiba.”
Dicle burnunu çekti.
“Biraz.”
Emre de Demir’i kontrol etti.
“Tansiyonun iyi görünüyor.”
Demir ona baktı.
“Teşekkür ederim doktor.”
Emre gülümsedi.
“Bu benim işim.”
Dicle hemen Derin’in yanına geldi ve ona sarıldı.
“Artık her şey iyi olacak.”
Derin de başını salladı.
“Evet.”
Birkaç gün sonra
Demir artık normal odaya alınmıştı.
Derin sürekli yanındaydı. Onu yalnız bırakmıyordu.
O gün Dicle odaya elinde bir poşetle girdi.
“Size bir şey getirdim.”
Derin merakla baktı.
“Ne o?”
Dicle poşetten küçük bir kutu çıkardı.
Demir kaşlarını kaldırdı.
“Bu ne?”
Dicle gülümseyerek kutuyu Derin’e verdi.
“Bak.”
Derin kutuyu açtı.
İçinden çok küçük bir bebek patikası çıktı.
Derin şaşırdı.
“Dicle…”
Dicle heyecanla konuştu.
“Yeğenime ilk hediyem.”
Demir gülmeye başladı.
“Daha doğmasına aylar var.”
Dicle omuz silkti.
“Ne olmuş?”
Derin patikleri eline aldı.
Gözleri dolmuştu.
“Çok güzel…”
Demir Derin’e baktı.
“Bunu sakla.”
Derin gülümsedi.
“Tabii.”
Aynı akşam
Derin pencerenin yanında duruyordu. Demir yatağında oturuyordu.
Demir ona baktı.
“Gel buraya.”
Derin yanına geldi.
Demir elini tuttu.
“Bugün seni tekrar gelinliğinle görmek isterdim.”
Derin gülümsedi.
“Düğün yarım kaldı diye mi?”
Demir başını salladı.
“Evet.”
Sonra ciddi bir sesle konuştu.
“İyileşir iyileşmez…”
Derin merakla sordu.
“Ne olacak?”
Demir gülümsedi.
“Sana tekrar düğün yapacağım.”
Derin şaşırdı.
“Gerçekten mi?”
Demir başını salladı.
“Bu sefer hiçbir şey yarım kalmayacak.”
Derin eğildi ve Demir’i öptü.
“Benim için önemli olan sensin.”
Demir elini Derin’in karnına koydu.
“Ve bebeğimiz.”
Derin onun omzuna yaslandı.
“Biz bir aileyiz artık.”
Demir gülümsedi.
“Evet… küçük ama güçlü bir aile.”
O anda odada huzurlu bir sessizlik vardı.
Ama kimse bilmiyordu…
Hayatlarının bundan sonra çok daha değişeceğini.
”Hastanede birkaç gün daha geçmişti. Demir Çelikoğlu artık kendini daha iyi hissediyordu. Doktorlar yarasının hızla iyileştiğini söylüyordu.
O sabah odanın kapısı açıldı. İçeri Emre girdi. Elinde dosyalar vardı.
“Günaydın.”
Demir başını kaldırdı.
“Günaydın doktor.”
Derin hemen merakla sordu.
“Nasıl sonuçlar?”
Emre gülümsedi.
“İyi haberlerle geldim.”
Demir kaşlarını kaldırdı.
“Anlaşılan taburcu oluyorum.”
Emre başını salladı.
“Evet.”
Derin sevinçle ayağa kalktı.
“Gerçekten mi?”
Emre dosyayı kapattı.
“Bugün eve gidebilirsiniz.”
Derin’in yüzü aydınlandı. Hemen Demir’e sarıldı.
“Duydun mu?”
Demir de gülümseyerek ona sarıldı.
“Evet.”
Tam o sırada kapı tekrar açıldı.
Dicle içeri girdi.
“Elimde kahve var!”
Sonra Demir’i ayağa kalkarken gördü.
“Hayırdır?”
Derin heyecanla söyledi.
“Taburcu oluyoruz!”
Dicle hemen Demir’e sarıldı.
“Çok şükür!”
Emre gülerek onları izliyordu.
“Yalnız bir şartım var.”
Demir ona baktı.
“Ne?”
Emre ciddi bir sesle konuştu.
“Bir süre ağır işler yok.”
Demir gülümsedi.
“Avukatım ben, ağır iş sayılmaz.”
Dicle hemen araya girdi.
“Sen mafya işleriyle uğraşmayacaksın bir süre.”
Demir hafifçe güldü.
“Tamam tamam.”
Demir ve Derin eve geldiğinde ev tertemizdi. Dicle her şeyi hazırlamıştı.
Derin etrafa baktı.
“Evimizi çok özlemişim.”
Demir kolunu Derin’in omzuna koydu.
“Ben de.”
Derin yavaşça salona geçti ve koltuğa oturdu.
Ama birden yüzü değişti.
“Demir…”
Demir hemen döndü.
“Ne oldu?”
Derin elini midesine koydu.
“Yine midem bulandı.”
Demir hemen yanına geldi.
“İyi misin?”
Derin başını salladı.
“Hamilelik sanırım.”
Demir gülümseyerek onun saçını okşadı.
“Demek küçük biri bizi şimdiden zorluyor.”
Derin gülmeye başladı.
“Evet.”
Demir eğildi ve Derin’in karnını öptü.
“Baban buradayken annene fazla eziyet etme.”
Derin gülerek onun omzuna vurdu.
“Daha doğmadan şımartıyorsun.”
Demir göz kırptı.
“Benim çocuğum.”
O sırada kapı çaldı.
Dicle mutfaktan seslendi.
“Ben açarım!”
Kapıyı açtı.
Kapıda Emre vardı.
Elinde bir poşet vardı.
Dicle şaşırdı.
“Sen?”
Emre gülümsedi.
“Hastamı kontrol etmeye geldim.”
Dicle kaşlarını kaldırdı.
“Yoksa beni görmeye mi?”
Emre hafifçe güldü.
“Belki ikisi de.”
Dicle utanarak kenara çekildi.
“İçeri gel.”
Salonda herkes oturmuş sohbet ediyordu. Evde uzun zamandır olmayan bir huzur vardı.
Demir Derin’e bakıyordu.
Derin başını onun omzuna yasladı.
Demir fısıldadı.
“Hayatımda ilk kez gerçekten mutlu hissediyorum.”
Derin gülümsedi.
“Çünkü artık yalnız değilsin.”
Demir elini Derin’in karnına koydu.
“Evet… artık üç kişiyiz.”
Akşam ilerlemişti. Evde sıcak ve huzurlu bir ortam vardı. Salonda Demir ve Derin yan yana oturuyordu. Derin başını Demir’in omzuna yaslamıştı.
Demir yavaşça onun saçlarını okşuyordu.
“Bugün eve dönmek çok iyi geldi.”
Derin gülümsedi.
“Evet… hastane kokusundan kurtulduk.”
Demir hafifçe eğildi ve Derin’in alnına bir öpücük kondurdu.
“Bir daha seni öyle korkutmayacağım.”
Derin ona baktı.
“Önemli olan yanımda olman.”
Demir elini Derin’in karnına koydu.
“Ve bebeğimizin.”
Derin gülümseyerek onun elini tuttu.
Mutfakta ise Dicle ve Emre konuşuyordu.
Dicle kahve fincanlarını hazırlıyordu.
“Bugün gerçekten rahatladım.”
Emre ona bakarak sordu.
“Neden?”
Dicle hafifçe gülümsedi.
“Abim iyi olduğu için.”
Sonra Emre’ye baktı.
“Ve senin sayende.”
Emre başını salladı.
“Ben sadece işimi yaptım.”
Dicle fincanı ona uzattı.
“Yine de teşekkür ederim.”
Emre fincanı alırken Dicle’nin eline hafifçe değdi.
İkisi de bir an durdu.
Emre gülümsedi.
“Bence kahveyi salona götürelim yoksa bizi merak edecekler.”
Dicle hafifçe güldü.
“Evet.”
Bir süre sonra herkes salonda oturmuş sohbet ediyordu.
Demir birden Derin’e döndü.
“Yarın doktora gidelim.”
Derin merakla baktı.
“Niye?”
Demir gülümsedi.
“Bebeğimizi görmek istiyorum.”
Derin’in yüzü aydınlandı.
“Ultrason mu?”
Demir başını salladı.
“Evet.”
Derin heyecanla gülümsedi.
“Ben de.”
Dicle hemen araya girdi.
“Ben de geliyorum.”
Demir kaşlarını kaldırdı.
“Niye?”
Dicle omuz silkti.
“Yeğenimi görmek istiyorum.”
Emre gülmeye başladı.
“Ben zaten orada olacağım.”
Herkes gülmeye başladı.
Ertesi gün – Hastane
Derin muayene yatağına uzanmıştı. Demir hemen yanında duruyordu. Elini bırakmıyordu.
Doktor cihazı hazırladı.
“Hazır mısınız?”
Derin biraz heyecanlıydı.
“Evet.”
Doktor ultrason cihazını Derin’in karnına koydu.
Ekranda küçük bir görüntü oluştu.
Demir dikkatle bakıyordu.
“Bu mu?”
Doktor gülümsedi.
“Evet.”
Derin’in gözleri doldu.
“Çok küçük…”
Doktor bir düğmeye bastı.
Bir anda odada bir ses duyuldu.
DUP DUP DUP DUP
Bebeğin kalp atışıydı.
Derin’in gözlerinden yaşlar akmaya başladı.
Demir şaşkınlıkla ekrana bakıyordu.
“Bu… bizim bebeğimiz mi?”
Doktor gülümseyerek başını salladı.
“Evet.”
Demir’in gözleri doldu.
Derin’in elini sıktı.
“Ben baba oluyorum…”
Derin ağlayarak gülümsedi.
“Evet.”
Demir eğildi ve Derin’in alnını öptü.
“Hayatımın en güzel sesi.”
Derin karnına dokundu.
“Biz seni bekliyoruz.”