Ne zaman bu dere kenarına gelsem , aklıma düşer Bade ... dile kolay tam yirmi dört yıl oldu ... Ölmüş olsa daha kolay kabullenirdim belki ama ,vyaptığı alçaklığın ruhumda açtığı yara yıllar geçti hala kapanmak nedir bilmedi ...
İstanbul'dan Mardin'e döndüğümde kimsenin yüzüne bakacak hal bırakmamıştı bende ..Ben Mardin'de ayak bastığı her yeri titreten Koca Ali Yusuf ağa , bir kadın uğruna nerdeyse bütün itibarımı kaybetmek üzereydim ..Durumu anama anlattığımda
" oğul ben sana demedim mi ? o kızdan bize gelin sana yar olmaz diye " bağırarak elleriyle başını dövüyordu...
Babam Zeynel ağanın sağ koluna seslenmesiyle olduğum yerde kalakalmıştım .
" Murat ! Tez Polatlı aşiretine haber salasın ! Akşama kız istemeye gidiyoruz!
" Baba Sen ne dersin ? Olacak işmi bu ?"
" Kes sesini Ali Yusuf ! seni dinledikte ne oldu ? Üç güne düğün dernek kurulacak sen bizi Mardin'e rezil rüsvamı edeceksin !
Bu gece gidip Polatlı aşiretinin kızı Beriv anı Allahın emriyle isteyeğiz , yok eğer olmaz dersen , ağalık hakkını kendi ellerimle amca oğluna veririm ! dedi.
Çaresizdim , ne derlerse haklılardı..Ağalıkları yerin dibine batsın derdim bu değildi ... Mecburdum beni sevgimi haketmeyen , ailemle , benimle oyuncak gibi oynayan kadın için onları daha fazla rezil edemezdim !
Polatlı aşireti az nüfuslu bizim dörtte birimiz kadar olmayan bir aşiretti. O gece kızlarını istememiz onlar içinde bulunmaz bir nimetti , karşılıklı kahveler içildikten sonra Polatlı aşiretine verilecek , arazilerilerde de anlaşmışlar , hemen o gece nişan ve imam nikahımız yapılmıştı berivanla ...
Zavallı Berivan onun suçu yoktu ki ? Boynu bükük el mahkum , oda kabullendi olan biteni ..
Üç gün sonra Mardin'de anlı şanlı bir düğün yapılmıştı ... Berivanın üzerindeki gelinliğe baktım , Nasılda hevesle beğenip almıştı bu gelinliği .. Yumruklarımı sıktım olan olan öfkem dinecek gibi değildi ...
Hayatımın en mutlu olacak gününü Cehenneme çevirmişti Bade...Berivanla gerdek odasına çıktığımızda üstümü bile soyunmadan bekaretini almıştım.
Canının ne kadar yandığını , kendini ne kadar kötü hissettiğini bilip ona acımama rağmen , elimden ancak bu kadarı gelmişti. Sırf töre uğruna mecburdum buna , sabah kapıya çarşaf diye dayanırlardı..
Berivanı odada o haliyle bir başına bırakıp çıkıp gitmiştim konaktan.. Nereyemi ? hayatımı mahveden kadının , burda öğretmenlik yaparken kaldığı eve... O evi ellerimle yıkıp dağıtmak , ondan kalan en ufak anıyı bile yok etmek isterken , yastığına dökülmüş iki tel saçını koklayarak ağlarken buldum kendimi ...
Çok canım yanıyordu..Ben koskoca Ali Yusuf ağa kimseden böyle okkalı kazık yememiştim .Boşuna dememişler ne gelirse insana en güvendiklerinden gelir diye ...
Şimdi aradan geçmiş onca yıl , hala bana bunları yaşatan kadını düşünüyordum , hala aklımın en ücra köşesinde beynimi bir tümör gibi yiyip bitiriyordu .
Hikmet Berzan' ın anlatımından ...
Onunla kavuşmama çok az kalmıştı..En sonunda yıllardır arayıp da bulamadığım yeğenimi bulmuş , kızkardeşime kavuşturmak için can atıyordum .. O gece ne hikmetse çalıştığı kafe kapanmak bilmemişti ... Onu ürkütmemek için Taksim meydanında , otobüse bineceği durağın hemen kenarında beklemeye başlamıştı adamlarım . Ben arabanın içinde heyecanla geleceği anı bekliyor , ona bütün bu olanları nasıl anlatacağımın muhasebesini yapıyordum . Kafenin önünde bekleyen adamım nihayet işten çıktığını söylediği an , orda beklemesini ve takip etmemesini emrettim. gece karanlık olduğu için , peşinden birinin geldiğini anlarsa korkacağını düşünmüştüm . Malum daha çok yeni psikiyatri kliniğinde muayene olmuştu.. Lanet olsun kimbilir şu kısacık ömründe tıpkı annesi gibi , belki annesinden de daha fazla kötülük görmüş ruhu nasıl yara almıştı...
Hemen arabadan inip durağa doğru yürümeye başladım .. caddenin başından bir karartı halinde silüetini görebiliyordum , sonra anlamadığım bir şekilde istiklal caddesinin ara sokaklarından birine girdi .. Adımlarımı yavaş yavaş istiklal caddesine doğru yönlendirdim . ne kadar zaman yürüdüm bilmiyordum , döndüğü ara sokağa geldiğim anda hayretle etrafıma bakıp duruyordum . Yoktu ! Hazan Meva yoktu ! Hemen koşup sokağın diğer çıkışına yöneldim , nereye baksam hangi ara sokağa dalsam , sanki buhar olup uçmuştu . Hemen caddede bekleyen adamlarımı aradım ..
" Kız ortalarda yok derhal bütün sokaklara bakın ! "
Kafenin önunde beklemesini emrettiğim Mehmet geldi koşarak , efendim az önce caddenin diğer tarafından dört tane araç kaçar gibi çıktılar sanırım yeğeninizde ellerinde , dediği an ne olduğunu anlamaz gözlerle mehmete bakıp kalmıştım.
Zavallı kendi halinde bir kız çocuğuyla kimin ne işi olurdu?
Adeta çıldırmış gibiydim önüme gelen ne varsa tekmeliyordum ! Onu yıllarca aramış , tam bulmuşken ellerimden hatta gözümün önünden kaybetmiştim . Sokağın arka tarafındaki barlar sokağında yöneldik hemen , mask bar adlı mekan , çok eskiden iş yaptığım hala selam sabahım olan bir dostumundu .. eğer adamımın dediği gibiyse , Hazanı kaçıran arabalar hemen barın önünden geçmiş olmalıydı . Kapıdaki güvenliklerle konuşup Turgay beyle görüşmek istediğimi söyledim.. Barın üst katındaki çalışma odasına kadar bana eşlik eden güvenlik kapıyı vurup açtıktan sonra geri çekilerek eliyle içeri girmemi işaret etmişti .. Loş ışıklarla kaplı odaya girdiğimde beni görür görmez ayağa kalkan Turgayla kucaklaşmıştık . kısa bir hal hatır sorma faslından sonra bu geceki durumu kendine attım ...
Masasının üzerindeki bilgisayardan güvenlik kameralarını hemen açmıştı arkadaşım, Hazan Meva barın hemen mutfak kısmındaki kamera kadrajındaydı...Yüzü belli belirsiz yerde yatan bir adamın yanında telaşla sağa sola bakıp birşeyler konuşuyordu.
Adam ondan birşey istemişti çantasından çıkardığı telefonu adama verdiğinde gencin can havliyle birini aradığı görünüyor , hemen ardından başını ölmüş gibi yeğenimin dizlerine bırakıyordu ... Aradan beş dakika geçti veya geçmedi etraflarını saran dört tane lüks araba , apar topar yaralı genci ardındanda Hazanı arabaya karga tulumba koyup sokağı terk ediyorlardı..
tek bir arabanın plakasını okumuştum ...arastırsam muhtemelen sahte plaka çıkacaktı .. Ellerim başımın arasında öylece kalakalmıştım.. Çaresizdim ... nasıl bulacaktım şimdi onu ...
Badeye ne söyleyecektim , kızını bulduğum an kaybettigimimi ?
İstiklal cadessini otobana bağlayan bütün yollardaki dükkanların kameralarını izlemelerini emretmiştim adamlarıma ..
Sabah olunca yaralı adamın bulunduğu dükkana gidecek ,en azından onun kim olduğunu öğrenmeye çalışacaktık..
Şimdilik elimden gelen tek şey beklemekti..Yeğenimden gelecek en küçük detayı bile beklemek...
Gözümde uykunun zerresi yoktu. Kendi kendime lanetler okuyordum . Keşke adamımın onu takip etmesini engellemeseydim. Keşke oturup o lanet işyerinde bekleseydim....
Sabah olduğunda yalının bahçesinde uyuyakaldığım sedirden , Rehanın aradığı telefon sesiyle irkilip uyandım.
" Beyim bütün kameraları inceledik ... Yaralı yatan adam Mardinin ünlü Karabağlar aşiretinin oğlu Çağan efe Karabağ! " Dediği anda telefonu elimden düşürmüştüm .. Bu bir tesadüf olabilir miydi ? Mardinli aşiret çocuğu burda İstanbul'un göbeğinde bıçaklanmıştı öylemi ? Hemde Hazan Mevanın elli metre ötesinde ...ama Hazan Mevanın yaşadığından annesinin bile haberi yoktu ki ! varlığındanda babasının... Dün gece kameralarda da izlemişti yeğeni eve giderken yerde yatan adamı son anda fark etmemiş miydi ? Yok bu kadarı tesadüf olamazdı ...
Arabasına atladığı gibi yola çıkmıştı...Kardeşi Mardinli bir adama aşık olup kendini kurban etmişti ... Aynı şeyin yeğeninin başına gelmesine izin vermeyecekti !