Sokak lambası 🕯️

881 Words
Günler birbirini tekrar ederken, ben hâlâ o gün gördüğüm Koray’da kalakalmıştım. Bana verdiği zarfı Meryem Ablaya uzattığımda, içindeki yüklü miktarda parayı görünce gözleri dolmuştu. “Göreve çıkmışlar,” dedi titreyen sesiyle. “Her göreve çıktığında böyle yapar. Tim kendi arasında para toplar, Koray da getirip bana verir.” İçime işledi bu cümle. Buz kadar soğuk görünen bir adamın kalbi, nasıl olur da soba kadar sıcak olurdu? Yoksa… Kadınlara mı kapatmıştı kendini? O gece ve ardından gelen tüm geceler boyunca aklımda dönen tek düşünce buydu. İki hafta geçmişti. Vize haftam gelip çatmıştı. Sınavlara o kadar yoğunlaşmıştım ki yemek yemek bile aklıma gelmiyordu. O akşam, kafede çalışırken fırsat buldukça notlarıma göz atıyordum. Tam kapatmak üzereydik ki, içeri tanıdık simalar girdi. Evet, onlar… Altı kişilik dev kadro. Dönmüşlerdi. İçeri girip Meryem Ablaya koştular. “Geldik Meryem Sultan!” dedi Alp, kahkahası mekânı doldurdu. Gözlerim Koray’a kaydı. Fazlasıyla mutlu görünüyordu. Meryem Abla hepsine tek tek sarıldı. “Hadi oturalım,” dedi. Masaya geçip sohbete başladılar. Ben de yanlarından ayrılıp notlarıma yöneldim. Tam oturacaktım ki Meryem Abla seslendi: “Asude, gel kızım. Bize katıl.” Yanında yer açıp koltuğa eliyle vurdu. “Gel,” dedi. İkiletmeden geçtim, oturdum yanlarına. Alp, “Geçen sefer tanışamamıştık. Ben Alp,” dedi, elini uzattı. “Elini sıktım, “Ben de Asude. Memnun oldum.” Sarı saçlı, kaslı ve oldukça neşeli görünen kişi gülümsedi. “Merhaba, ben de Zülfikar.” “Elini sıktım, “Merhaba, memnun oldum.” Grubun en uzunu, diğerlerine nazaran daha genç görüneni, “Merhaba, ben Doğukan,” dedi. “Elini sıktım. “Ben Asude.” Esmer, kalın kaşlı, grubun en yaşlısı, “Ben Yusuf,” dedi. “Ben de Gurur,” dedi bir diğeri. Sonunda Koray’a baktım. Göz kırptı, ‘Ne oldu?’ der gibi bir bakış attı. Hemen önüme döndüm. Ekip oldukça eğlenceliydi. Sohbet, muhabbet, gülüşmeler derken zaman nasıl geçti anlamadım. Koray pek konuşmadı. Sadece izledi. Ama arada gülümsedi… Bazen de gözleri bana kaydı. Birkaç kez göz göze geldik. Saatime baktığımda gece 00.30 olmuştu. Meryem Ablaya eğildim. “Abla, benim çıkmam lazım artık,” dedim. Başıyla onayladı. “Biz de kalkıyoruz kızım.” İçeri girip eşyalarımı topladım. Üzerime deri ceketimi geçirdim, saçlarımı açtım. İçeri döndüğümde tim de hazırlanmıştı. Hepsine “İyi geceler,” deyip kafeden çıktım. Kulaklığımı taktım, kendimi çalan müziğe bıraktım. Arkadan Mamak Türküsü çalıyordu. Tam kendimi müziğe kaptırmıştım ki, sokak lambasının yansıttığı bir silüet gözümün ucuna takıldı. Korkuyla adımlarımı hızlandırdım. Ben hızlandıkça silüet de yaklaşıyordu. Kulaklığımı çıkarıp arkama bakmadan koşmaya başladım. Ve fark ettim ki… Arkamdaki kişi de koşuyordu. Elimi çantama attım, biber gazını kavradım. Aniden arkamı döndüm. Sokak lambasının ışığı altında duruyordu. Dudaklarında eğlenmiş bir ifadeyle… Koray’dı. “N’apıyorsun sen? Aklımı kaçırdım bu saatte! Beni mi takip ediyorsun? Manyak mısın sen?” diye çemkirdim bir anda. Koray kahkahayı bastı. “Kızım, kafayı mı üşüttün? Evime gidiyordum, seni görünce koşup yanına geleyim dedim. Ama sen depar atınca ben de mecburen koştum,” dedi sırıtarak. “Seslensene o zaman! Ne diye koşuyorsun gecenin bir yarısı peşimden?” dedim. “Bir bana baksana,” dedi gözlerini kısmış. “Ben birinin peşinden koşacak tipe benziyor muyum? Genelde peşinden koşulan taraf olurum.” Ne demeliydim bilmiyordum. Hem korku, hem açlık, hem de yorgunluk birleşince birden başım döndü. Düşecek gibi oldum. Koray hemen belimden tuttu. “İyi misin? Neyin var?” diye sordu. “Iyiyim. Korkudan sanırım…” dedim. Koluma girdi. Tam karşımızdaki kokoreççinin sandalyesine oturttu. Bir su istedi, bana uzattı. “İç şunu. Düşüp kalacaksın şimdi. İlk defa bir iyilik yapayım dedim, onu da elime yüzüme bulaştırdım, iyi mi?” Gülümsedim. “Yok, sadece o değil. Vize haftası, okul, iş… İki gündür doğru düzgün yemek bile yemedim. Onun da etkisi var sanırım.” Koray gözlerini büyüttü. “Kızım sen manyak mısın? Nasıl yemek yemezsin? Bekle burada, sakın kıpırdama,” dedi ve hızla uzaklaştı. Beş dakika sonra döndüğünde elinde iki yarım kokoreç vardı. Karşımdaki sandalyeye oturdu, birini bana uzattı. “Bu saatte anca bunu bulabildim. İnşallah seviyorsundur.” Gözlerim parladı. “Çok severim. Teşekkür ederim.” Bu adam, kafedeki Koray değildi. O soğuk adamdan eser yoktu. Şimdi oldukça ilgiliydi. Yıllardır tanıyormuşuz gibi de samimi… Çok tuhaftı. Ben düşüncelere dalmış, kokorecimi yerken, aniden elini uzattı. “Ben Koray,” dedi gülümseyerek. Güldüm, elini sıktım. “Ben de Asude. Memnun oldum Koray.” “Nerelisin Asude? Kendinden biraz bahsetsene.” “Kayseriliyim. 23 yaşındayım, Diş Hekimliği okuyorum.” “Ben de Koray, 32 yaşındayım. Yüzbaşıyım. Aslen Karslıyız. Ailem Kars’ta, kız kardeşimle yaşıyoruz Ankara’da,” dedi. Bir an durdum. “Bir dakika… Kız kardeşinin adı Umay mı?” diye sordum. Duraksadı. Şaşkınlığı gözlerinden okunuyordu. “Nereden tanıyorsun Umay’ı?” dedi. Gülümsedim. “Karşı komşum kendisi.” “Nasıl ya? Biz komşu muyuz? Geçen gece kapısını çaldığım kişi sen misin? Hani şu Umay’ın balkon arkadaşı?” dedi gülerek. “Evet, benim o,” dedim ben de gülerek. “Beni tanıyor muydun sen?” diye sordu. “Hayır, seni ilk defa kafede gördüm. Kim olduğunu da az önce tesadüfen öğrendim.” Başını salladı. “Vay be… Hiç düşünmezdim.” “Sen çok farklısın,” dedim. “Nasıl yani?” “Tim yanındayken bir selam vermek bile zor geliyor. Ama şimdi… karşılaştığımız andan beri hiç susmadın. Bugün bu sohbet olmasaydı, seni hâlâ buz dağı sanacaktım.” Bir an sustu. Elindeki ekmeği bırakıp gözlerini gözlerime dikti. “Mizacım böyle…” dedi sadece. Ve gece, biraz daha derinleşti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD