Hayaller (+18) 🫦

1162 Words
Sabah gözlerimi açtığımda, odanın içi gri bir sessizlikle doluydu. Perdeden sızan ışık yumuşaktı ama gözlerimi kamaştırmaya yetti. Yatağın içinde doğruldum, boynuma sinmiş olan kokuyu fark edince kalbim yeniden hızlandı. Koray’ın teni… nefesi… sesi… Dokunduğu her yerim hâlâ uyanıktı. Bir an kendime kızdım. Bu kadar hızlı, bu kadar derin bağlanmamam gerekirdi. Ama olan olmuştu. Geri saramayacağım bir şeydi bu. Gözlerimi kapattım, geceyi tekrar tekrar yaşadım. Dudaklarındaki o korku… “Şehit haberimi almaktan korkmuyor musun?” deyişi… Yüreğime kazınmıştı. Kahvemi koyduğum anda kapı çaldı. Bir an duraksadım. Kalbim Koray gibi attı önce. Ama kapıyı açtığımda Umay’ı gördüm. Üzerinde rahat bir elbise, saçlarını toplayıp ensesinden tutturmuş. Elinde küçük bir tabak vardı. Günaydın komşucum,” dedi, gözlerini üzerimde gezdirerek. “Bu sabah senden yükselen yoğun duygu dalgası apartmanın üçüncü katına kadar çıkmış olabilir. Poğaçayı bahane ettim, geldim.” Elindeki tabağı uzattı. Sıcak, yeni çıkmış. Ama yüz ifadesi çoktan başka planların içindeydi. İstemeden güldüm. “İçeri gir bari. Soğukta laf sokmak zor olur.” Botlarını kapı önünde çıkarıp içeri girdi. Montunu çıkarırken etrafı şöyle bir süzdü. Mutfaktan kahve kokusu yükseliyordu. “Demek kahve içiliyor… Demek geceden kalan kafa hâlâ ayılamamış…” dedi alaycı bir tonla. Sonra bana döndü, kısık gözlerle. “Ee, anlat bakalım. Nereden tanıştınız abimle “Kafede tanıştık,” dedim, Umay’ın gözlerini üzerimde hissettiğimi bilerek. “İki hafta kadar oldu. Dün de bir arkadaşının düğününe davet etti beni. Oradan geliyorduk.” Umay’ın kaşları kalktı, gözleri kocaman açıldı. “Kim? Abim mi?” dedi şaşkınlıkla. Sonra patladı kahkahayı bastı. “Hayatta inanmam! O buzluktan böyle adımlar… Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi.” Ben de gülmeye başladım. “Ciddiyim,” dedim. “İki haftadır görüşüyoruz. Bir haftadır da hemen her gün konuşuyoruz.” Umay başını iki yana salladı, gözlerinde muzur bir ışıkla: “Kız bir haftada dudak dudağa geldiyseniz… ikinci hafta yataktan çıkmazsınız!” dedi kahkahasını bastırmadan. Kıpkırmızı oldum. Boğazıma kadar çıkan utanç teri enseme kadar indi. Hele ki dün gece şahit olduğu o anı düşündükçe, gözlerimi kaçıracak yer aradım. Umay durumu fark etti. Gülümsemesi yumuşadı, bakışları da. Elini fincanına uzattı ama içmeden bana döndü. “Ben destekliyorum,” dedi içtenlikle. “İkiniz de sevmeyi de, sevilmeyi de hak ediyorsunuz. Ama arada bana da anlat bir şeyler ha? Böyle film gibi ilerliyorsunuz, ben dış ses gibi kalıyorum.” Birlikte güldük. Bu defa biraz daha rahat, biraz daha kendim gibi. Umay ardından ayağa kalktı, tabağı mutfak tezgâhına bıraktı. Montunu giyerken döndü, bir göz kırptı. “Ben çıkayım artık. Poğaçaları sıcak sıcak ye. Ha, bu arada…” dedi, yanağıma hafifçe eğilip beni öperken, o alaycı gülümsemeyle cümlesini tamamladı: “Sınavda başarılar, yengeciğim!” Kapıyı arkasından kapatırken, hem bozulmuş hem gülümsemiş hem de içten içe mutlu olmuştum. Umay kapıyı kapatıp gittikten sonra ev bir anda sessizleşti. Ama bu, huzurlu bir sessizlik değildi. Daha çok… içinde kıpırdayan, büyüyen bir şeyin sesi gibiydi. Tabağı tezgâhtan alıp masaya bıraktım. Oturur oturmaz telefonum titredi. Ekranda Koray yazıyordu. Kalbim, sanki boğazıma tırmandı. Tüm o şakalaşmaların, utanmaların arasından sıyrılıp gerçek bir duygu gibi çöreklendi içime. Mesaj kısa ve netti: “ Uyanabildin mi güzellik.” Gülümsedim. Sessiz, içten, yakalanmamış bir gülümsemeydi bu. Kalbimin bir köşesi hâlâ temkinliydi, ama diğer köşesi… çoktan yumuşamıştı. Parmaklarım ekrana gitti. Birkaç saniye sadece baktım, sanki yazmadan önce içimdeki cevabı tartıyordum. Sonra yazdım: - Uyandım sanırım, kahve içiyorum ayılmam gerekiyor, sen napıyorsun nasılsın” Gönderdim. Derin bir nefes aldım. Sonra başımı koltuğa yasladım. Gözlerim tavana takılı kaldı. Bu, belki de çoktan başladığım ama hâlâ adını koyamadığım bir hikâyeydi. Ve galiba… ben bu hikâyeye hiç hazır olmadığım kadar hazırdım. Telefonu henüz masaya bırakmıştım ki yeniden titredi. Ekranda yine o isim: Koray. Parmaklarım ekrana giderken, içimde hafif bir ürperti dolaştı. Açtım. “Sana dokunduğum an hâlâ avuçlarımda yanıyor. Dudağının kenarına bıraktığım nefes, bu sabah içimde ateş gibi. Gözlerini düşündükçe uykum kaçıyor, Asude. Sadece seni izlemek bile yetiyorken… seni bir kez hissetmek her şeye bedel oldu. Bir dahakine kendimi tutabileceğimi sanmıyorum.” Cümleleri okurken dizlerimde bir karıncalanma, karnımda tanıdık bir boşluk hissettim. Göğsümde derin bir baskı… ama aynı zamanda tarifsiz bir çekim. Sanki kelimeleri parmak uçlarıyla değil, doğrudan tenime yazmış gibiydi. Elimi dudaklarıma götürdüm. O öpücüğün izi hâlâ oradaydı sanki. Bu mesaj bir cevap beklemiyordu. Bir açıklama da değildi. Bu, bastırmaya çalıştığı bir arzunun, özenle seçilmiş kelimelerle dışa vurumuydu. Duru ama keskin. Sessiz ama yakıcı. Ve içimde küçük, tehlikeli bir fısıltı yükseldi: “Bir daha olursa… ben de kendimi tutamayabilirim.” Mesajı bir kez daha okudum. Sonra bir kez daha. Her kelimesi tenime değiyordu sanki. “Sana dokunduğum an hâlâ avuçlarımda yanıyor…” Bu cümle içimi ürpertti. Koray’ın elleri… yüzüme dokunduğu o an… titrememi saklamaya çalıştığım saniyeler… Hepsi birer hatıra değil, hâlâ içimde yaşayan bir his gibiydi. Göğsümde bir baskı vardı. Sanki kaburgalarımın altına bir şey sıkışmış, oradan dışarı çıkmak için çırpınıyordu. Kalbim miydi bu? Yoksa bastırmaya çalıştığım bir arzu mu? “Bir dahakine kendimi tutabileceğimi sanmıyorum.” Bu cümlede bir tehdit yoktu. Ama bir itiraf vardı. Ve o itirafla birlikte içimde büyüyen, ürkütücü bir dürüstlük… Bir şeyin kıyısındaydık. Koray da ben de farkındaydık bunun. Göz göze geldiğimiz o an, dudaklarımızın birbirine ikinci kez döndüğü o saniye… Sadece tutku değildi bu. İç içe geçmiş korku, özlem ve bastırılmışlık vardı. Koray’ın içindeki yangına benzin taşımaktan korkuyordum belki. Ama bir yanım… Bir yanım o yangının içinde yanmayı istiyordu. Sessizce, isteyerek, çaresizce. Parmaklarım telefona uzandı. Yazmak istedim. Ama ne yazabilirdim? “Ben de…” Hayır, bu fazla çıplak olurdu. “Beni korkutuyorsun…” Ama aynı zamanda kendime de dürüst olmam gerekiyordu. Yutkundum. Telefonu elimde tuttum. Yazmadım. Cevap vermedim. Sadece ekrana bir süre daha baktım. Çünkü bazen… bir şey hissetmek, onu dillendirmekten daha güçlüydü. Koray’ı istiyordum. Ama bu istek… sadece bedenime değil, ruhuma da dokunuyordu. Ve belki de en çok bu yüzden korkuyordum. Koltuğa uzanfım. Gözlerimi kapattım. İçsel bir dürtüyle elim kadınlığıma gitti Kendimi Koray’ın gözlerinin içinde buldum. O karanlık, derin, koruyan ama aynı zamanda tüketen bakışlar… Ellerini hissettim sonra — boynumda, belimde, saçlarımda. Tenim ürperdi. Bu sadece bir hayal olamazdı. Vücudum onu bekliyormuş gibi gerildi. Kadınlığımı okşarken O an ona uzanmak istedim. Hayalimde bile olsa, parmaklarım Koray’ın tenine dokunmak ister gibi kıvrıldı. Nefesim hızlandı. İçimde bir sıcaklık, usul usul yayılan bir baskıya dönüştü. Hayal bu kadar gerçek olamazdı. Koray, ellerini sırtıma yerleştirdiğinde, dudakları boynuma indiğinde… ben sadece arzulamıyordum. Teslim oluyordum. Bedenim, zihnimin tüm “dur”larına rağmen onu çağırıyordu. Koltuğa daha derin gömüldüm. Bacaklarım hafifçe kıvrıldı. Nefesim artık yavaş değildi. Kalbim, bedenime yetişemiyordu. Parmaklarım kasınlığımın üstünde daireler çiziyordu.. Gözlerimin önünde, Koray’ın o gece bana yaklaştığı an belirdi. Dudaklarımın kenarına dokunuşu, parmak uçlarının titrek gezintisi… Ve ses tonu… O fısıltı hâlâ kulaklarımdaydı: “Sen ateşsin… ben de barut.” İçimden geçenleri susturmak istedim. Ama o cümleyle birlikte, vücudum her şeyi unuttu. Zamanı, mekânı, ahlâkı… Sadece hissetti. O gece ona “kal” demiş olsaydım… Neler olurdu? Şimdi yanında mıyım, yoksa hâlâ yalnızca hayalinde mi? Tenimde terin ilk damlaları süzüldü. Ellerim, varlığını aradığı bir boşluğa dokundu. Ama Koray yoktu. Sadece onun bıraktığı arzu vardı. Ve birden vücudum kasılmaya başladı zevkten titriyordum Korayın ismini anarak Orgazm olmuştum… Ben, ilk kez bu kadar yalnız, ama ilk kez bu kadar gerçek hissettim kendimi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD