2.1 İstek

1122 Words
Hatalar vardır, affedilebilecek. Hatalar vardır, affedilmeyecek. İkisi arasında kalmıştım, hata yaptım diyebilirdim ancak hangisine girdi benim hatam karar veremiyordum bu durumda. Deniz'i alacaktık, onun bize yaptığı ihanetin bedelini ödeyecekti. Peki ya ben? Karşılığında ne verecektim Tarık Güngör'e? Ona verebileceğim, ne vardı canımdan başka. İhanet edemezdim onlara, her ne olursa olsun benim yalancı hayatımda onlardan başka kimse yoktu. Buğra, Esra ve Yağız.. onlar benim bir parçamdı. Ben hiçbir şey yüzünden onları harcayamazdım. Hayatım onlardan ibaretti günün sonunda. Sokağın başına kadar yürüdükten sonra ceplerime soktum ellerimi, düşünmekten zihnimdekiler birbirine girip karman çorman olmuştu. Arada kalmak. Gittikçe hissizleştiğimi hissediyordum. Sokağa adım atar atmaz göz göze geldiğim bir çift göz. Soğuk bakışlar, kızgın bir ifade. O anda anladım aslında. Ben, sadece kendimden değil, Peñçe'de yaşayan herkesten ödün verecektim. Kaşları çatıktı, dişlerini sıktığından suratı sertçe kasılmıştı. Adımlarım yavaşlarken Buğra, "Akkız, değil mi," diye sordu Yağız'a, sesini burdan duymuştum. Buğra, bana doğru gelecekken Yağız kolundan tutup durdurdu onu. Onlara doğru yürürken bacaklarım titremeye başladı korkudan. Kendime dik durmak konusunda öğütler verirken yanlarına varmıştım bile. Sessiz bakışları ile beni ezerken Yağız, "Şuanda azarlanmak istemiyorum," dedim, sesim çatallaşmış bir o kadarda kırgın çıktı sanırım. Korkuyordum, ondan habersiz bir iş yaptığım için kendimi sorumlu hissediyordum. "Akkız, ner-" "Odana çık Akkız," dedi sadece Yağız. Peñçe'nin içine girmek için yürürken arkamdan seslendi. "Sonra seninle görüşeceğiz Akkız." Elim ayağım titrerken yürümeye devam ettim, gözümden akan yaşı elimin tersiyle sildim. Nasıl yapacaktım bunu!? Tarık Güngör'ün beni çektiği çukurdan nasıl çıkacaktım!? Koridorda ağlayarak odama kadar yürüdükten sonra kapıyı kapatıp kitledim. Gözlerimden akan yaşı sile sile kendimi duvarın dibine bıraktığımda olanları düşünüyordum hâlâ. Tarık.. benden isteyeceği şey her hangi birşey olabilirdi. Kendimi toparlayana kadar beklemiştim duvarın dibinde. Kendimi toparlar toplamaz yerimde doğrulurken olacakları hesaplamaya başladım. Tarık'ın bana yaptırma ihtimali olduğu her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşündüm. Ucu açık birşeydi. Her yere çekilme ihtimali vardı ve bundan hiç hoşnut değildim. Odanın içerisinde bir sağa bir sola giderken düşünüp kendime çıkar yol ararken kapımın tıklatılmasıyla yerimde sıçradım. Yağız gelmişti kesin! Bana bağırıp çağırıp sonunda hak ettiğim cezayı verecekti. Elim ayağım tekrardan kendini titreme moduna aldığında, "Gel," dedim, hâlâ sesim çatlak çıkıyordu. Engel olamamıştım. Kapı aralanırken korkuyla gözlerimi kısmıştım, gördüğüm kişiyle derin bir nefes alırken Edremit'e gülümsedim. "Sen miydin? Hoşgeldin." Kaşları çatıktı, içeriye girip kendini duvara yaslarken, "Neden yaptın," diye sordu, sesinde öyle bir tını vardı ki.. suçlar gibi. "Neyi, neden yaptım?" Sonuçta ortada çok şey vardı. Yanlış yerden patlak vermek istemezdim. Kendimi daha fazla, karşısında küçük düşürmemek adına dikleştirip Edremit'e tek kaşımı kaldırdım. Bana hesap sorabilecek biri değildi, kimse bana hesap soramazdı. "Neden bizi korkuttun?" Beklemediğim yerden gelirken cevap kaşlarımı çattım. "Ben, sizi mi korkuttum?" Başını sallarken, "Kaçtın ve bize söylemedin," dedi ciddi bir tavırla. Kendime engel olamayıp kahkaha attığımda ters bakışlarını dikti üzerime Edremit. "Kaçtım ve size söylemedim demek.. neden kaçtım acaba?!" Gözlerimi devirip ciddileştim, ses tonumun tınısına kadar kendimi ayarladıktan sonra, "Ben kendimi koruyabilecek biriyim. Siz anlamak istemiyorsunuz," diyerek topu onlara attım. Değil kendimi korumak, şuan yorganın altında saatlerce ağlamak istiyordum. Edremit, "Bu geçerli sayılmaz," dedi sadece. "Korkuttun." Omuz silkerken, "Korkmasaydın," diyerek alayla süzdüm onu. "Sonuçta, beni ne kadardır tanıyorsunuz ki? Bana güvenmeyin, benim için hiç biriniz korkma-" "Ukalanın tekisin!" Sertçe söylendi Edremit. Sinirlenmişti bana ancak bu benimle alakalı bir durumdu. Tarık beni istemişti, ona karşılık verdim. Deniz, bugün elimize geçecekti. O zamanda böyle kızacaklar mıydı bana? Ah, sanmıyorum. Herkes kendi çıkarına bakardı. "Seni düşündük! Senin için korktuk! Ama sorun bizde gerçekten! Bizi bir yerlerine takmayıp kaçan bir kız çocuğu için çabalayan bizde!?" Edremit'i kızgın görmeye alışıyordum sanki. Ağzına geleni kafasına göre saydıktan sonra terk etti odamı, derin bir nefes aldım o gittiğinde. Yağız geldi sanmıştım. Sadece ondan çekiniyordum bu konuda. Bana dediği her şeyi es geçmiştim. Cezası olacaktı muhtemelen. Edremit'in gidişinin ardından akşama kadar bekledim. Ne Yağız, ne de Buğra gelmişti. Yemek getiren bir Edremit bile olmamıştı. Anladım, gerçekten bana kızgın olduklarını anladım diyebilirdim. Aynada kendimi süzüp saçlarımın haline göz devirirken ikinci kere tıklandı odamın kapısı. Gün içinde sadece iki kere. Gelecek kişinin kim olduğunu biliyordum neredeyse. Gelmeyecek kişileri bilince, gelecek olanlarda belliydi haliyle. "Gelebilirsin." Kapı aralanıp içeriye Orçun girdiğinde şaşırarak ona baktım. Onu beklemiyordum. "Yemek getirdim sana." Diğerleri, yemek getirmeyecek kadar demek ki kızgınlardı bana. Başımı sallarken, "Teşekkür ederim Orçun," dedim, Orçun tepsiyi yatağın ucuna bırakıp odadan çıkmıştı hemen. Yemeklere göz ucuyla bakıp yemek istemediğime emin olduktan sonra iç çekerek komidinin üzerine bıraktıp tepsiyi. Telefonuma mesaj geldi o anda. Sesi duyduğumda, telefona uzanıp baktım. Mesaj Tarık'tandı. Telefonunu kaydetip kendini aramıştı, kimsenin bilmemesi gereken telefon yer altının pis işlerini yapan Tarık Güngör'e kayıt olmuştu bile. Hemde ilk günden! Aman, ne güzel. Mesajı okumak için tıkladım. Senden istediğim şeyi buldum. Merak etme, basit bir iş. Senden yapmanı istediğim şey çok basit. Benden alıp bir başkasına teslim edeceksin.. bu kadar kolay beklemiyordun değil mi Akkız;) Ardarda gelen mesajları okuduktan sonra içime bir su döküldü sanki. Ben daha zor bir şey bekliyordum. Yani, bir şeyi alıp götürmek ne kadar zor olabilirdi ki?! Yerimde duramazken telefonu kapatıp cebime attım hemen. Ardından kendimi dışarı atarken Peñçe'ye indim, gecenin ilerleyen saatlerinde çoktan insanlar kumar oynamak için yerlerini almışlardı. Kapıya geldiğimde her zaman içeri almamak için direnen çocuklar kenara kayıp geçmeme izin verdiler. Canın bizim için önemsiz demekti bir nevi. Eskiden, yaka paça odama kitleyen insanlardı bunlar. İçimde bir burukluk içeriye girdim. Yine tanıdık suratlar. Çoluğunun çocuğunun rızkını kumarda yiyen beş para etmez herifler! Keyif için gelen ünlü milyarderler! Donuna kadar oynayıp doymayan pis adamlar! Hepsi aynı bataklık içindelerdi. Uzaktan gözüme kestirdiğim koltukta dikkatimi çeken Afra'nında oluşuydu. Buğra, Afra ve Yağız vardı. Gözlerimi Afra'ya dikmekten kendimi alamazken Buğra, ayağa kalkmıştı. Bana doğru geldiğini fark ettiğimde onlarla konuşmam gerektiğini hatırlattım kendime. En başından beri olanları mesela. Peşinden Yağız kalktı. Buğra, yanımdan geçecekken, "Biraz konuşalım mı," diye sordum. Bana baktı. "Şuan işim var." Kestirip attı. Çıkışa ilerlerken Yağız da geçti gitti yanımdan. Peşlerinden gidecekken sertçe kolumu tutan kişiye sinirle döndüm. Afra burada, kolumu tutuyordu. Kolumu sıkıca kavrayan parmaklarını kırmamak için kendimi zaptetmem gerekiyordu! Dişlerimi sıkarak ittirdim elini. Kolumu geriye çekerken, "Uzak dur," dedi sinirle. "Zarar verme. Edremit, Yağız.. hatta Buğra bile. Yoksa karşında beni bulursun ufaklık." Kendi başına kaç kere daha dayak yerse bu kadar emin olmayacaktı merak ediyordum. Ona acıyarak gözlerimi devirdim. Daha fazlasını hak etmediğini görüyordum. Baksana, kendine bile inandığını düşünmüyordum. Alaylı bakışlarımla ezerken onu dişlerimi göstererek gülümsedim ona. "Kimseye benim için öl demem Afra, onlar benim için ölmeye hazırlar sadece. Merak etme.. belki bir gün, senide bu kadar seven birileri çıkar," demiştim canını yakmak için, dediklerimin doğruluğu yoktu. Kaynarca'ya giden yoldum ben. Aslında her şeyden bir haberdim bir yerde ama bundan haberleri yoktu onların. Afra'yı sinirden kudururken arkamda bırakıp koşar adım çıktım burdan. Kapıda bekleyenlere göz gezdirip, "Yağızlar nerde," diye sordum. Orçun, "Sana ne," dedi sadece. Bu da demek oluyor ki, kendimin arayıp bulması gerekiyordu. O halde, yapabilirdim. Telefonu çıkarıp Buğra'yı tuşlarken Orçun'a dik dik bakıyordum. Aç şu telefonu Buğra! Açmıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD