2.2 Kartlar Yeniden Dağıtılıyor

1137 Words
Odamda beklememin sonucunda bir gün geçmesine rağmen yoktular hiçbiri. Konuşabileceğim birilerine ihtiyacım vardı, en çokta her şeyi anlatıp bu yükten kurtulmaya. Deniz'i bize verecekti ama bilmediğim bir karşılığı olacaktı. Kimsenin bundan haberi yokken dışarı çıktım odamdan. Gördüğüm ilk kişiyle bu durumu konuşmam ve en azından Yağız ile iletişime geçmem lazımdı. Her ne olursa olsun, benim sadece ve sadece güvenebileceğim kişiydi. Sırlarını biliyordum. Koridorda sessizlik hakimken, merdivenlerden aşağı Orçun'a seslendim. "Peñçe'de kim var Orçun!?" Sorumun üzerine bir kaç adım atarak bana baktığında gözlerini devirdiğini görmüştüm. Nefesimi tutup derin bir iç çekerken, "Kimse yok," dedi. "Şuan, senden başka kimse yok." Kaşlarım çatılırken, "Nerdeler, ne zaman geleceklerini söylediler mi," diye sordum, meraktan. Orçun, "Hayır," deyip kestirip atmıştı. Dişlerimi sıkarken telefonu çıkartıp hepsini sırayla aradım. Açmadılar. Gözlerimi devirirken, telefonun ekranına düşen mesaja baktım sinirle. Gelen mesaj Tarık Güngör'dendi. Şerefsiz herif! Bugün.. aynı kafede seni bekliyor olacağım. Detayları konuşuruz. Not; Yağız ve diğerlerinin haberi olmasın. Mesajı okuduktan sonra gözlerimi devirdim. Haberleri olması için burda olmaları gerekiyordu. Sorun şu ki; yoktular. Telefonu cebime koyup merdivenlerden ikişerli ikişerli indikten sonra kapıya yürüdüm. Sedat vardı bu seferde. Bana dik dik bakarken, "Nereye," diye sordu. "Sana ne?" Gözlerine umursamazca bakarken Sedat dişlerinin arasından kaba bir sesle konuştu. "Abi çıkamazsın dedi." En azından hâlâ yaşamamı istiyor... Mutlu mu olmalıydım!? "Neden?" Gözlerini devirdi Sedat. "Neden diye sormayıp tamam deriz biz. Şimdi, hemen odana küçük kız." Çocuk azarlar gibi konuşmuştu. Baktığım zamanda görüyordum ki, beni fazla küçük görüyordu. "Selam söyle abine, bana bir şey demeden gitmeden önce düşünmesi gerektiğini de ekle mutlaka," dedim kinayeli bir sesle. Boşluktan yararlanıp sıyrıldım, hızlı bir şekilde koşmaya başladığım zaman arkamdan bağırdı. "Kaçmayı denerse bırakın! Ölürse umrumda olmaz dedi abi. Bilmen gerekir diye düşündüm." Alayla cümlesini tamamladığında gözlerim dolmuştu. Arkama bakmadan ilerlerken gözümden akan yaşı silmiştim. Ölmem umrunda değildi demek ki. Tarık'a benim olana dokunma diyen adamla aynı kişi miydi? Hiçbir zaman doğru adamın o olmadığını hatırla Akkız. O zaman bu kadar üzülen taraf sen olmazsın. Sarıyer'de en sevdiğim noktalardan biri insanları güzeldi sanki, birinin yanına gidip bir şey istesem geri çevirmeyeceğini biliyordum. Bir dükkana girsem aç kalmayacağımı biliyordum. Son zamanlarda insanoğlu değer biliyordu. Türklerin hakim olduğun Dünya da çok şey değişmişti. Dünyaya merhamet hükmediyordu. Savaş yoktu, herkes mutlu olmanın bir yolunu bulmuştu. Yürüyerek vardığımda Yağız'a son kere mesaj atmıştım. Burdan sonrasında neler olurdu, kestirememiştim. Eğer benimle konuşmak isteseydin söyleyecektim. Deniz'i almak karşısında bir anlaşma yaptık Tarık ile. Onun istediği her hangi bir şeyi yapmak. Yoktunuz hiçbiriniz ve ben geldim. Bundan sonra ne olur, bilmiyorum. Kendine iyi bak Yağız Soydaş. Her ne olursa olsun.. sen iyi bir adamsın. Buna inanmak istiyorum.. Uzun mesaj yazdıktan sonra okudum. Tarık'ın bir şeyi teslim edeceksin benim yerime demesi mantığı zorluyordu. Çünkü, ister inan, ister inanma ama Tarık bu kadar basit bir şey istemezdi. Zorlukları olmalıydı. Ağır adımlarla kafenin içerisine adım attığımda Tarık'ı gördüm, yine aynı yerde oturuyordu. Adımlarımı ona yönlendirirken derin bir nefes aldım. İhtiyacım olacaktı. Deniz'i verip vermediğini bile tam anlamıyla bilmiyordum. Yanına gittiğimde sandalye çekip oturmamı beklemişti, yerime oturup gözlerimi üzerine dikdiğimde yüzünde belli olan sırıtma vardı. Yenilmiştim, boktan yere yenilmiştim belkide. "Hoşgeldin Akkız." Başımı salladım sadece. Önünde kahvesi vardı. "Girişte kullandığın telefonunu alabilir miyim?"diye sordu, sesinde tehtitvari hiç bir şey sezmedim. Aksine, fazla normaldi. Tepkisizce cebime attığım telefonu koydum masanın üzerine. Kolunu uzatıp önümde duran telefonu aldıktan sonra, "Şifre," dedi imalı bir şekilde. "Ya da dur tahmin edeceğim," diyerek kısılmış gözleriyle ekrana baktı. "Sevgili olduğunuz tarih mi? Yoksa.. Yağız'ın doğum tarihi mi?" Güldü dediklerine. İkiside değildi. "Bunları zaten bilmiyorum ben. Şifre ne Akkız?" Sakince, "1234," dedim sadece. Şifre buydu, basit. "Çok basit." Güldüm. "Sakladığın bir şey yoksa, şifre basittir." Herkes görse içinde numaralardan başka bir şeye rastlayamazdı, girdi şifreyi, hiçbir şey yapmadan mesaj kutuma girdiğini gördüm. Yağız'a attığım mesajı sildiğim için içim rahattı. Baktı üstten, ardından, "Durup mesaj attığını görmüşler adamlarım, sildiğine göre mesajın sahibi Yağız," dedi emin bir sesle. Yağız'dan başkası da olabilirdi ama o mesajı Yağız'a atmıştım, haklı sayılırdı. "Evet, mesaj attım." "Sana mesaj atma dediğim halde," dedi tek kaşını kaldırırken. Omuz silkmiştim. "Veda mesajıydı. Senin gibi bir herifin ne yapacağı belli olmaz diye." Başını sallarken, "Doğru düşündün Akkız," diyerek onayladı beni. Değişti işin. Senden başka bir şey istemeye karar verdim.." Güldü o sırada, ses tınısı korkmamı ima ediyordu. Derin bir nefes aldım. "Kaynarca'nın evine gideceksin, orda bana ait bir şey var. Onu geri almanı istiyorum." Durdum, Kaynarca'nın evi. Ses tonu onun bile korktuğunu belli ederken, o evi daha önce de duyduğumu hissettim. Ondan tek iz, eviydi ve oraya girmek için ordu gerektiğini söylerdi Yağız. Üstelik, orda kalmazdı bile. Sadece evinin adresini dağıtmış herkese. Eğer bir gün, gücü yetip evime girebilecek cesareti olan varsa gelsin diye not vermişti birde. Şimdi o eve gitmem isteniliyordu. Yani, ölmem. "Deniz'i verdin mi?" Başını sallarken, "Zaten işime yaramaz herifin tekiydi," diyerek kısık sesle kahkaha attı Tarık. Değer miydi? Yağız için değer miydi? Yutkunamazken, "Nasıl olacak bu iş," diye sorduğumda güldü. "Kapının önüne kadar bırakacağım seni, gerisi senin hünerlerinde.. o eşya gelmediği taktirde Yağız ve çetesini öldü bil. Anlaştık mı?" Tarık çok mutluydu, bense çok üzgün. Çıkar bir yol bulamazken masanın üzerinde duran telefonum çalmaya başladı. "Bak, senin ki," dedi telefonu bana göstererek. YAĞIZ arıyor yazıyordu. Yağız.. "Konuşmak ister misin son defa," dedi alayla. "Ya da dur, ben açıyorum şimdi." Telefonu açtığında, "Şu siktiğimin telefonu neden hala açılmıyor," diye bağırışı yankılandı. Tarık kahkaha attı. "Çünkü ben açmıyorum," dediğinde alaylı bir sesle Yağız durmuştu. Ben, kaybettim. Gerçekten kaybettiğim o ana gelmiştim. "Sakın, ona zarar verme! Duydun mu beni!" Yağız'ın katı sesi, kulaklarıma dolarken gülümsedim. Beni azda olsa önemsemişti. "Yağız, senin için ölmeye değer demiştim ya, gidiyorum sevgilim. Ölüme kendi rızamla. Seni çok sevdim," dedim sessizce, o hatıralar ondada kayıtlı olsaydı hatırlardı. Kaynarca'nın evine girerim gerekirse dediğim günü hatırlardı ama onun zihni bomboştu. Bana dair hiç bir şey yoktu. "Tarık orospusu, bırak onu. Geliyorum oraya! Kıpırdama sakın. Seni layığıyla si-" "Küfretmenden hazetmiyorum dostum." Güldü ardından. "Şimdi biz yengeyle sen gelmeden çıkıyoruz, garsona özel bir şey bırakacağım senin adına. Al onu tamam mı?" Anlamayarak Tarık'a bakarken küfrü yarıda kaldı Yağız'ın. Telefonu kapatırken suratına, "Gidiyoruz Akkız," dedi sırıtarak. Yağız'ın benimle canını yaktığını sanıyordu, canı yanan tek kişi bendim halbuki. Ayağa kalktığımda, "Garson," dedi birine el işareti yaparken. Garson, geldiğinde, "Şimdi buraya esmer, kara kaş, kara göz biri gelecek. Bizi soracak, o zaman," dedi alayla. Bana döndürdü bakışlarını, süzdü baştan aşağı. "Verecek bir şeyin yok senin de," dedi alayla. Eli saçlarıma dalarken bir tutam çekmesiyle çığlık atmıştım, sarı saçlarım elinde kaldığı zaman gözlerimin sulandığına emindim. Acıyla baktım. Elinde kalan saçlarımı garsona uzattı. "Bunları ver ve benden selam söyle." Garson bana acıyarak bakarken kendisinde olan telefonu uzattı. "Ona bir mesaj bıraktım, okusun mutlaka. Çok sevecek!" Sinsi bir gülümseme suratına yayılırken beni sürüklercesine peşine taktı, kolumda duran kıskanç gibi parmakları nerdeyse yara yapacaktı tenimde. Arabaya kadar yürüdük, sonra kapıyı açıp fırlatırcasına attı beni içine. Sinirle yutkunurken gözlerimi devirip toparlandım, arka tarafa yerleşirken arabayı çalıştırmıştı bile. "Çok eğleneceğiz seninle Akkız." Tek taraflı bir eğlence olduğu kesindi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD