Gecenin rüzgarı, hastane terasından aşağıya doğru uğuldayarak inerken, Pınar adımlarını öfke ve kırgınlıkla hızlandırıyordu. Abisinin hoş olmayan, emreden komutan edası, sunduğu bir lütuf gibi duran onay, kalbinde minnet değil, bir esaret hissi uyandırmıştı. Hastanenin alt katındaki sessiz dinlenme alanına ulaştığında, arkasından gelen Selçuk’un kararlı ama çekingen ayak seslerini duydu. "Pınar, dur... Lütfen," dedi Selçuk. Sesi, bir emri yerine getirmekten ziyade, ruhunun diğer yarısını kaybetmekten korkan bir adamın yalvarışını taşıyordu. Pınar durdu ama hemen dönmedi. Sesi titriyordu. "Sen de mi Selçuk? Sen de mi o 'emredersiniz komutanım' korosuna katılıp beni bir eşya gibi paketlemelerine izin vereceksin?" Selçuk, Pınar’ın önüne geçti. Hafifçe eğilerek sevdiğinin yaşlı gözlerine

