Timur'un odasında, akşamın ilk gölgeleri duvarda asılı duran saatin üzerine düşerken, içeride bambaşka bir savaş veriliyordu. Timur, Pınar’ı odadan kovmanın verdiği derin pişmanlık ve ruhundaki devasa boşlukla yatağında halsizce yatıyordu. Hülya ise, zaferini perçinlemek için Timur’un başucundaki sandalyeye adeta bir taht gibi kurulmuştu. Hülya, Timur’un sağ elini iki avucunun arasına aldı. Parmaklarıyla Timur’un nasırlı tenini nazikçe okşarken, yüzüne dünyadaki tüm günahlardan arınmış, çocuksu bir masumiyeti yerleştirdi. "Canım benim," diye fısıldadı Hülya. Sesi, öylesine içten ve duyguluydu ki, profesyonel bir oyuncu gibiydi. "Pınar için üzülme. O seni korumaya çalışıyor, biliyorum. Ama senin neye ihtiyacın olduğunu, ruhunun neyle şifa bulacağını benden başka kimse bilemez. Biz birbir

