
“Öp beni,” dedi. “Yoksa... ilk ben seni ısırırım.”
Asaf ona daha fazla dayanamadı. Dudakları Alev’in dudaklarına çarptığında, arabadaki hava bir anda kavruldu. Bu öpücük bir temas değildi. Bu, patlamanın başlangıcıydı. Dişler, eller, iç içe geçen nefesler... Araba, geceye karşı buharla kaplanıyordu.
Alev bir an nefes nefese ayrıldı, gözleri Asaf’ın dudaklarında takılı kalmıştı.
“Beni istiyorsun,” dedi. “Ama ben kolay bir zevk değilim, Asaf. Ben her dokunuşta tehlikeyi çağırırım.”
Asaf sertçe gülümsedi.
“Ben zaten en çok... o riski seviyorum.”
Asaf, Alev’in ensesinden kavradı, dudaklarına yeniden saldırdı.
Öpüşmeleri artık sakin değildi, açtı, öfkeliydi. Alev bir anda üst koltuğa çıktı, bacaklarını Asaf’ın dizlerinin iki yanına yasladı. Dizlerinin arasına yerleştiğinde Asaf’ın gözleri karardı.
Elleri Alev’in kalçalarına kaydı, sanki oraya aitmiş gibi.
Alev saçlarını geriye attı, boynunu açığa çıkardı.
“Bana sahip olamazsın,” dedi Alev, nefes nefese. “Ama bu gece... kiralayabilirsin.”
Asaf dişlerini sıktı. “Ben kimseyi kiralamam. Alırım.”
Eliyle Alev’in boğazını kavradı, baskı uygulamadan ama kontrolün kimde olduğunu göstererek. Alev’in gözleri büyüdü, nefesi hızlandı. Bu güç gösterisi onu korkutmamıştı. Aksine... daha çok istiyordu.
Alev öne eğildi, Asaf’ın boynuna ıslak bir öpücük kondurdu. Ardından çenesini ısırdı. Sertti. Sahiplenici.
“Kanayacaksın,” dedi kulağına. “Ama seveceksin.”
İntikamla yoğrulmuş iki ailenin gölgesinde büyümüşlerdi; biri düşmanlığın mirasını taşıyordu, diğeri ise karanlıkla yoğrulmuş bir tutkunun mahkûmuydu. Adları aynı cümlede bile geçemezdi — ama kader, onlar için bambaşka bir oyun yazmıştı Henüz haberleri bile yoktu. Kanlı anlaşmaların, gizli infazların ve susturulan ihanetlerin ortasında, Alev ve Asaf Ali birbirlerine yasaklı bir dokunuş gibi değdiler. Ne soyadları ne geçmişleri umurlarında olmayacaktı. Aralarındaki bağ; öfkenin bile alt edemediği bir arzudan, yok sayamadıkları bir tutkudan doğmuştu. Ve şimdi, her şeyin kıyısındaydılar... hem arzunun, hem ölümün.
Asaf Ali Türkiyenin en büyük ailelerinden birinin en büyük erkek çocuğuydu, sekiz yılını sokaklarda geçirmişti. İlk silahını on yedisinde çekmiş, ilk cesedini on dokuzunda bırakmıştı arkasında. Acımasızlığıyla tanınır, gözünün yaşına bakan olursa da sadece cesedini bulurdu bir köşede. Onun için duygular zayıflıktı. Ta ki... o geceye kadar.
Alev ise bir suikastçi olarak yetişmişti. Babası Nevzat Şahiner, İstanbul’un en eski ve kana susamış mafya babalarından biriydi. Kızını dış dünyanın pisliğinden korumak bahanesiyle, onu altın kafeslerde tutmuştu. Alev, ateş kadar güzel, öfke kadar acımasız bir kadındı. Babasının koruması altında, camdan bir kafeste büyümüş olsa da şimdi kendi kanunlarını yazıyor. Bir görev… bir kurşun… bir kurban daha.
Ve o gece... her şey değişti.
+18
Mafya
Asker
Suç
Aşk

