Güneş yavaş yavaş doğarken, saatin çalan alarmını sinirle homurdanarak kapatan Sıla gözlerini ovup yatakta gerindi. Bugün iş ilk günüydü, hem heyecan hem korku vardı.
Bu durumu Kemale zor anlatmış aralarında büyük kavga çıkmıştı. Çalışmasını kesinlikle istemiyordu ama Sıla onu takacak durumda değildi.
Belki eskiden olsa sözünü dinler evde otururdu. Ama artık işler değişmişti. Kocasının son zamanlarda ki ilgisiz sert tavırları kocasına aşık kalbini kırmış onarılması güç yaralar açmıştı.
Eski tanıdığı sevdiği sevecen neşeli güleç adamdan eser dahi yoktu. Yan tarafına baktı yine ve yine her zamanki gibi boştu.
Dolan gözlerini silip usulca kalkıp banyonun yolunu tuttu. Elini yüzünü yıkarken aynada ki aksine üzülerek baktı.
Eski haline neşeli günlerine dönmeyi herşeyden çok istiyordu. Bu yüzden asık yüzünü düzeltip odasına geçip dünden hazır ettiği, mavi beyaz diz üstünde biten elbisesini giyip saçlarına şekil verdi.
Hafif bir makyaj yapıp mutfağa geçmiş ayak üstü bir şeyler alıştırıp evden ayrılmıştı.
Acaba Kemali arayıp haber versemiydi. İçi içini yerken çantasından telefonunu çıkartıp kocasını aradı.
Uzun uzun çalmasına rağmen açılmayan telefonla gözlerini devirip tekrar aradı.
Bu kez öfkeli ve sinirli ses kulaklarına doldu.
"Ne demeye arıyorsun kadın açmıyorsam meşgulüm demek ki" iş yerinde bazı sorunları vardı. Bu yüzden hırsının karısından almıştı.
"Arayanda suç zaten ne halin varsa gör" diyip cevap beklemeden kapattı.
Dolan gözlerini başını sallayarak gidermek istesede bu pek mümkün olmadı.
Kemal ise derince bir nefes alıp kapanan telefona baktı. Ellerini başının arasına alıp ofladı.
Gün geçtikçe eşini kaybettiğinin bilincindeydi.
Kapıda ki hareketlilikle oraya baktı. Sema yüzsüzce ve yüzünde belli olan sevinçle ona bakıyordu.
Bu kadından nefret ediyordu. Ama önce o geceden emin olması lazımdı. Arkadaşlarıyla kutlama yemeğine gittiği gece iki kadeh şarap içmiş sarhoş olmuştu.
Sabaha gözlerini bu kadının koynunda açmıştı. Vardı bir hatlar ama önce Sema neden kadını konuşturması gerekiyordu.
Sılayı aldatacak kadar aptal olamazdı.
"Hayırdır Sema gizli gizli kapı mı dinliyorsun" yüzsüzlüğü ele alan Sema kapıyı kapatıp kendini Kemalin kucağına attı.
"Aşkım ne zaman boşanacaksın eşinden" yürek mi yemişti bu kadın.
"Kalk üstümden Sema haddini aşma " diyip kadını ittirdi.
"O gece öyle demiyordun ama daha güzel yap Sema çok iyisin Sema karımdan güzelsin Sema diyen sendin" Yalandı bütün bunlar.
"Sus lan sus iki kadehle sarhoş olmam ben o geceyle ilgili tek hatırladığım şey senin salakça konuşmandı. Ama bulacağım o gece bir şey yaşanmadıysa seni öldürürüm duydun mu?" Sema iliklerine kadar korkuyu hissederken yutkundu.
"Yalan değil inkar edemezsin ilkim sensin Kemal beni bırakamazsın" deli olmamak elde değildi.
"Defol git lan palavranı başkasına sık" Kemal aptal değildi.
İlk olarak arkadaşım dediği adamlardan hesap sorarak başlayacaktı.
Karısına bu yüzden ılımlı yaklaşamıyordu. İhanet ettiyse yüzüne bakamazdı.
Sürtük patronun kızıyla uğraşacak hali yoktu. Nerden bulaşmıştı bu belaya aklı almıyordu.
Sema ise hızla babasının odasına girmiş lakin onun yerine abisi Devranla yüz yüze gelmişti.
"Hayrola Sema ne bu hal" abisinden deli gibi korkardı.
"Şey yok bir şey babam yok mu?" Devran tek kaşı havada kardeşini süzdü.
"Yok ben varım ne diyeceksen bana de" Nasıl derdi evli adamın koynuna yalanda olsa girdim diye.
"Neyse sonra gelirim" diyip odadan çıktı.
Devran ise şüpheyle giden kardeşini süzüp telefonundan sağ kolu Veliyi arayıp emrini verdi.
"Semayı takip et nereye gidiyor ne halt ediyor bildir bana" diyip kapattı.
Burnuna hiç iyi kokular gelmiyordu. Ve öğrendiği zaman hiç sakın kalmayacaktı.
Sıla ise önünde durduğu koca binaya bakakalırken yüksekliğinden korkmadı değildi hani, fazla baktığını fark edip binadan içeri girerken onu süzen gözlerden hızla uzaklaşmak adına asansöre bindi.
İş ilk günün güzel geçmesini temenni ediyordu.
Patron asistanı olarak herşey ona bakıyordu. Adam sekreteri bile işten atmış bütün yükü Sıla'nın omzuna koymuştu.
45 katta duran asansörden inip hızla masasına geçti. Saat henüz sabahın 07.30 geliyordu.
Çantasını masaya koyup mutfağa geçti. Şekersiz ve sütsüz kahveyi hazır edip Koray beyin odasına geçti.
Henüz gelmesine beş dakika falan vardı. Kahveyi masaya koyar koymaz duyduğu adım sesleriyle yerinde dikildi.
Anason kokusu odayı sarıp sarmalarken bu kokudan nefret ettiğini bir kez daha kendine hatırlattı.
"Sıla hanım daha bakacak mısınız öyle?" Diyen adamla dik dik baktığının farkında değildi.
"Özür dilerim efendim dalmışım" Korhan yeni asistanını baştan aşağı süzerken memniyetini gizlemedi.
Bedenini saran beyaz mavi dar kesim elbisesi dizlerinin bir karış üstünde bitiyordu.
Açıkta kalan esmer pürüzsüz bacakları hafif çıķık kalçası dolgun göğüsleri ve kalın dudakları yeşil gözleriyle fazlasıyla güzeldi.
"Birazdan Soylu holdingin patronu gelecek onunla toplantım var. Kimse bizi rahatsız etmesin" Sıla üstündeki rahatsız gözlerin farkındaydı.
"Peki efendim başka istediğiniz bir şey yoksa ben çıkayım"
"Hayır yok git" Sıla cevap vermeden odadan koşar adım çıktı.
Öğlene kadar durmaksızın patronun isteklerini yerine getirmiş öğle paytosunda şirketin yemekhanesine inip yemeğini yemiş tekrar işinin başına dönmüştü.
Saat ikiye doğru koridorda yankılanan ayak sesleriyle Soylu holdingin patronlarının geldiğini anladı.
Ayaklanıp girişe bakarken esmer uzun boylu mavi gözlü adamın iki çam yarması adamla ona doğru geldiğini görüp durdu.
"Coren içeride mi?" Oda kimdi ki!
"Coren mi o kim?" Diye safça sordu.
Erdem saf saf ona bakan kıza gıcık olmuştu.
"Daha patronun kim olduğunu bilmiyorsun seni işe nasıl aldı." Korhan duyduğu seslerle odasından çıkmış dostunun asistanını azarladığını gördü.
"Beyefendi Coren diye biri yok burada" ah bu kız ikinci adını bilmiyordu.
"Erdem rahat bırak kızı " diyip yanlarına kadar gitmişti.
"Çok saf bu ya nasıl işe aldın hem Handan nerede" Merak ediyordu.
"Kaan bırakmadı bugün onu hadi geç içeri sen" beraber odaya girerken Korhan tekrar Sılaya dönüp konuştu.
"Bize iki Türk kahvesi yap sade olsun yanına dolaptan çikolata getir."
Kapanan kapıyla sinir olan Sıla mutfağa geçip kahveleri yapmaya koyulmuş özel olarak İsveçten gelen kare çikolataları kenara bırakmış bir tane ağzına atmıştı.
Portakal ve bitterin aroması damağına yayılırken mırıldanmadan edemedi.
Hazır olan kahveleri fincanlara koyup tepsiyi eline aldı.
Kapıyı tek eliyle açıp içeri girerken onun gelmesiyle susan iki adamla, utanıp kahveleri servis yaptı.
"Afiyet olsun" diyip ardına bakmadan çıktı.
Tabi onu izleyen patronundan bir haber onun bakışlarını fark eden Erdem dalga geçti.
"Ne o alamadın gözlerini asistan kızdan" Korhan bitter çikolatadan ağzına atıp karşılık verdi.
"Güzel kız inkar edemem" dedi.
"Handan duymasın bunu" gözlerini deviren Korhan omuz silkti.
"30 yaşıma geldim Erdem bu saçma evliliği sürdürmek zaten zor dedemin hatrı olmasa çoktan kapı önüne koymuştum onu bilmemiş gibi konuşma lütfen"
"Hadi onu geçtim Kaan ne olacak peki"
"Oğlum biraz daha büyüsün Handanın annesi olmadığını öğrenecek zaten bu evlilik bitecek"
"Yapma Coren o çocuğun hayalini yıkma lütfen" ah Erdem ve vicdanı.
"Er geç öğrenecek nasılsa Handan ona samimi davranmıyor. Eve kamera yerleştim her an izliyorum onları."
"Yuh sen delirmişsin"
"Baba ol senide göreceğim ben"
"O iş zor be dostum"
"Neyse hadi çıkalım Kaan seni özledi"
"Bende özledim sıpayı" diyip şirketten çıktılar.
Sıla ise giden adamların ardından bakıp çalan telefonunu ekrana bakmadan açtı.
"Alo Sıla neredesin ben Salih " bu niye aramıştı ki!
"Salih ne oldu" çünkü Kemalden aramıştı.
"Sakin ol Kemal kaza geçirdi." Telefon elinden kayıp giderken kararan gözlerini güçlükle açık tuttu.
"Kemal" diye fısıldayan kadın eşi için korkuyordu.
Onu hala seven kalbi endişe içindeydi...
BÖLÜM SONU...