Elif’in ciğerleri yanıyordu ama durmaya cesaret edemiyordu. Ormanın içindeki karanlık, sanki her adımlarını izleyen görünmez bir ağırlık gibi üzerlerine çökmüş, dalların çıtırtısı artık sıradan bir ses olmaktan çıkmıştı. Serdar birkaç adım önde, bir eliyle Elif’i arada kontrol ediyor, diğer eliyle silahını kavramış halde çevreyi tarıyordu. “Biraz daha,” dedi dişlerinin arasından. “Patikanın çıkışı yakında.” Elif başını salladı ama ayakları titriyordu. Az önce karanlık arasından görünen o siluet hâlâ gözlerinin önündeydi. Ne insan yürüyüşüne benziyordu, ne de ormanın alışıldık hayvanlarından birine… hareketi çok sessiz, çok yakın, çok tehlikeliydi. Bir anda sağ taraflarından gelen boğuk bir homurtu ikisini de yerinden sıçrattı. “Elif, arkama!” Serdar’ın sesi bu kez daha sertti, daha b

