Gece, kamp alanının üzerine ağır bir sessizlik gibi çökmüştü. Uzaklarda yankılanan top sesleri bile artık sanki bir fısıltıya dönüşmüştü. Elif, çadırın dışında, küçük bir ateşin başında oturuyordu. Elindeki not defteri dizlerinin üzerinde açık, ama sayfalar bomboştu. Ne yazabilirdi ki? Kelimeler tükenmiş, kalemi bile yorgun düşmüştü artık. Cem, elinde bir su matarasıyla sessizce yanına geldi. Adımlarının sesi çakıllar üzerinde yankılandı, Elif başını kaldırdığında onun bakışlarında o tanıdık yorgunluğu gördü. Ama bu kez farklıydı; yorgunluğun içinde bir huzur, bir kabulleniş vardı. “Uyumadın mı?” diye sordu Cem, sesi kısık ama yumuşaktı. Elif gülümsedi. “Uyuyabilsem şaşardım. Her şey o kadar sessiz ki… Bu sessizlik bile ürkütüyor insanı.” Cem, onun yanına oturdu. “Sessizlik, bazen sava

