Elif, Serdar’ın kapıda beliren yüzüne bakarken boğazındaki düğüm genişledi; nefesi kesik kesik çıkıyordu. Serdar’ın yüz hatları tanıdıktı… evet. Ama gözlerinde, o siyaha çalan derinlik yoktu. Bu gözler, sanki bir başkasının gözleriydi. Daha soğuk. Daha dikkatli. Daha… hesaplayan. Elif, yutkundu. “Serdar… sen misin?” Adamın dudakları kıpırdadı, yüzünde çok hafif bir gülümseme belirdi. “Beni tanıyorsun, değil mi?” Ton, Serdar’ın tonuydu. Ama vurgu… Serdar’ın asla kullanmayacağı bir vurguydu. Bir yabancı, Serdar’ın kelimelerini taklit ediyormuş gibi. Elif geri adım atmadı. USB belleği avcundaki sıkı kavrayışla arka cebine sakladı. “Az önce gözlerin… değişmişti.” Serdar başını hafif yana eğdi. Tam gölgenin biraz önce yaptığı hareketin aynısı. Bu, Elif’in içini buz gibi yaptı. “Gözler in

