Rüzgâr, kulenin demir iskeletinde inliyordu. Paslı basamaklardan gelen tıkırtı, yağmurun sesiyle karışıyor, her yankı bir adımın ağırlığını duyuruyordu. Elif, nefesini tuttu. Gözleri yukarıdaki gölgeye kilitlendi. Yavuz, karanlığın içinden çıktı. Siyah montu ıslanmış, yüzüne düşen damlalar donuk bir parıltı yaratıyordu. Elinde susturuculu silah vardı; hareketleri sakindi ama her adımı ölüm gibi yaklaşıyordu. “Ne kadar ileri gideceğini görmek istedim,” dedi, sesi rüzgârın uğultusuna karışan bir alayla. “Demir’in seni bu kadar koruyacağını tahmin etmeliydim. Gazeteci ruhu, asker sadakatiyle birleşmiş… ilginç bir ikili.” Cem silahını kaldırdı ama Yavuz tetiğe bile dokunmadı. “Bunu yapma,” dedi Cem, dişlerinin arasından. “Artık her şey bitti.” Yavuz alayla güldü. “Hiçbir şey bitmedi, oğlu

