Kapı bir kez daha sarsıldı; bu kez paslı menteşelerden çıkan gıcırtı, içeridekilerin kalp atışına karıştı. Cem duvarın dibine çömelip silahını doğrulttu. Serdar, penceredeki yarı kırık camdan dışarı süzüldü — iki araç, biri siyah diğeri gri, farlarını söndürmüş halde barakanın önünde duruyordu. “Üç kişi... hayır, beş oldular,” diye fısıldadı. “Tam donanımlı. Yavuz’un özel ekibi.” Elif, masadaki belleği hızla aldı. “Onlar içeri girmeden çıkış yolu var mı?” Serdar gözleriyle tavandaki metal ızgarayı işaret etti. “Havalandırma hattı. Eskiden tahliye yolu olarak kullanılırdı ama dar. Cem, senin omzun sığmaz.” Cem bir an bile tereddüt etmedi. “Önemli değil, siz gidin. Ben onları oyalayacağım.” Elif’in yüzü bir an buz gibi kesildi. “Hayır. Bunu daha önce de söyledin. Bu sefer seni burada bı

