bc

Yeniden Sen (Tamamlandı)

book_age18+
58
FOLLOW
1K
READ
second chance
drama
sweet
city
office/work place
childhood crush
disappearance
addiction
like
intro-logo
Blurb

Aşkını korumak için ondan vazgeçebilir misin?

Deren Saygın ve Atlas Demirhan'ın büyük aşkı, tam Atlas'ın mimarlık kariyerinde uluslararası bir sıçrama yapacağı anda beklenmedik bir engelle karşılaşır. Deren, Atlas'ın geleceğini engellemek istemez ve hayatının en büyük yalanını söyleyerek ortadan kaybolur: "Artık seni sevmiyorum."

Aradan altı yıl geçtiğinde, kader onları beklenmedik bir şekilde yeniden bir araya getirir. Şimdi başarılı bir mimar olan Atlas, yıllar önce nedensizce terk edilmenin acısını hâlâ taşımaktadır. Deren ise taşıdığı sırrın altında ezilmektedir.

Birbirlerine karşı hissettikleri çekim inkâr edilemez, ancak aralarında yılların getirdiği yalanlar, fedakârlıklar ve söylenmemiş gerçekler vardır. Atlas geçmişin izlerini sürdükçe, Deren'in ayrılık nedeninin sandığı gibi basit olmadığını keşfeder. Şimdi ikisi de zorlu bir kararla yüzleşmek zorundadır: Geçmişin acısına rağmen yeniden birbirlerine bir şans verebilecekler mi?

Yeniden Sen, fedakârlığın sınırlarını, sevginin dönüştürücü gücünü ve hayatın bize sunduğu ikinci şansların değerini sorgulayan duygu dolu bir roman.

chap-preview
Free preview
BÖLÜM 1: BEKLENMEDİK KARŞILAŞMA
Deren, telefonla konuşurken mutfakta dolaşıyordu. Bir yandan annesinin hazırladığı zeytinyağlıların suyunu süzüyor, bir yandan da iş arkadaşının anlattığı teknik sorunu çözmeye çalışıyordu. "Sunucuyu yeniden başlatmayı denedin mi? Tamam, o zaman sistem loglarını kontrol et, hatanın kaynağını bulursun." Telefonu omzu ile kulağı arasında sıkıştırırken, kapı zili çaldı. Deren saate baktı. Yedi buçuk. Misafirler tam zamanında gelmişti. Annesi, son iki aydır kadın sağlığı destek grubundan tanıştığı yeni arkadaşı Nazan Hanım'ı akşam yemeğine davet etmişti. Deren annesinin yeni arkadaşlık kurmasına seviniyordu. Babasının erken saatlerde uyuması, annesini sosyal anlamda yalnızlaştırıyordu. "Tamam, yarın ofiste devam ederiz," diyerek telefonu kapattı. "Anne, kapı çalıyor!" diye seslendi. "Canım, açar mısın? Ben tatlıyla uğraşıyorum!" Deren iç çekti, ev sahibi sorumluluğunu üzerine alarak kapıya doğru ilerledi. Üzerindeki ev kıyafetlerini değiştirmeye fırsat bulamamıştı. Siyah tayt, rahat bir tişört ve üzerine geçirdiği triko hırka. En azından saçlarını açık bırakmıştı. Kapıyı gülümseyerek açtı. Karşısında elli yaşlarında, güler yüzlü bir kadın vardı. "Merhaba! Ben Nazan." dedi kadın. Deren gülümsedi. "Merhaba, ben de Deren. Annem çok bahsetti sizden. Buyurun, hoş geldiniz." Nazan Hanım gülümseyerek içeri girerken arkasından bir gölge belirdi. "Oğlumu da getirdim, umarım sakıncası yoktur." Deren başını kaldırdı ve hayatının o an durduğunu hissetti. Kapı eşiğinde, gri bir takım elbise içinde, hafif dağınık siyah saçları ve keskin bakışlarıyla Atlas duruyordu. Altı yıldır görmediği, hayatından çıkarmaya çalıştığı, ancak hiçbir zaman tam anlamıyla unutamadığı Adam. Atlas da aynı şoku yaşıyor gibiydi. Gözleri inanmazlıkla açılmış, yüzündeki tüm renk kaybolmuştu. "Deren..." diye fısıldadı, sesinde şaşkınlık ve acı dolu bir tınıyla. Sanki bir fotoğraf karesinde donmuş gibiydiler. Deren'in eli hâlâ kapının kolundaydı, tüm vücudu titremeye başlamıştı. Atlas ise eşiği geçmeden öylece duruyordu. Nazan Hanım, bu gergin sessizliği fark etmeden içeri ilerledi. "Oğlum, hadi içeri gel. Çok nazik bir davetle karşılaştık." Atlas adım atmadan önce Deren'in gözlerine baktı. O bakışta soru işaretleri, öfke, şaşkınlık ve başka bir şey daha vardı... Özlem mi? Deren kendini toparlamaya çalıştı, kapıyı tamamen açarak geri çekildi. Kalbi göğüs kafesini delip çıkacakmış gibi atıyordu. "Hoş geldiniz," diyebildi ancak, sesi boğuk ve titrek çıkmıştı. Atlas yanından geçerken kolları birbirine hafifçe sürtündü, bu küçük temas bile Deren'in tüm sinir uçlarını ateşlemeye yetti. Tanıdık bir koku burnuna çarptı - okaliptüs ve bergamot... Hâlâ aynı parfümü kullanıyordu. "Deren, canım, misafirlerimizi salona al, ben çayları getiriyorum!" diye seslendi Gülten Hanım mutfaktan. Deren bir kabus görüyormuş gibi hissediyordu. Elleri buz kesmişti, zihni ise karmakarışıktı. Atlas... buradaydı! Nasıl olmuştu bu? Annesi hiç bahsetmemişti Nazan Hanımın bir oğlu olduğundan. Kader bu kadar zalim olabilir miydi? "Buyurun, salona geçelim," dedi robotik bir sesle. Nazan Hanım hiçbir gariplik sezmeden neşeyle salona geçti, ancak Atlas adımlarını yavaşlatarak Deren'in hizasına geldi. "Ne oluyor?" diye fısıldadı, kimsenin duyamayacağı bir sesle. Deren başını iki yana salladı. "Şimdi değil." "Ne zaman?" "Atlas, lütfen..." Atlas'ın çenesi kasıldı, gözlerindeki şok yerini sert bir ifadeye bırakmaya başlamıştı. Tam bir şey söyleyecekken, Gülten Hanım elinde bir çay tepsisiyle salona girdi. "Ah, demek Nazan'ın oğlu da geldi! Ne güzel! Hoş geldin evladım." Atlas profesyonel bir maske takınmış gibiydi şimdi. Gülümsedi ve elini uzattı. "Hoş bulduk efendim, davetiniz için teşekkürler. Ben Atlas." "Atlas mı? Ne güzel isim! Ben de Gülten. Otur evladım, rahatına bak." Deren sandaletlerinin kayışlarını inceliyormuş gibi başını öne eğmiş, durumu sindirmeye çalışıyordu. Bu olmamalıydı. Atlas'la aynı şehirde yaşaması yeterince zordu, ama şimdi aynı evde, aynı masada olmak... Kaldıramayacaktı. Salonda hepsi otururken, Nazan Hanım neşeyle sohbete başladı. "Gülten, kızın çok güzelmiş! Hiç bahsetmemiştin nasıl bir genç hanımefendi olduğundan." Gülten Hanım gururla gülümsedi. "Deren bilgisayar mühendisidir, büyük bir şirkette çalışıyor. Tek çocuğumuz." Nazan hevesle başını salladı. "Atlas da tek çocuk! O da mimar, kendi ofisi var şimdi. Uluslararası projeler yapıyor." Deren istemeden de olsa bir gururlanma hissetti. Atlas hayalini gerçekleştirmişti demek. Kariyerinde yükselmişti. En azından onun için doğru kararı vermişti. Atlas'a bakmadan edemedi. Atlas da ona bakıyordu, gözlerindeki öfkenin altında incinmiş bir bakış vardı. Tıpkı altı yıl önce "Artık seni sevmiyorum" dediğinde baktığı gibi. Yemek sofrasının hazırlanmasına yardım etmek için ayağa kalktığında, Atlas da aynı anda kalktı. "Yardım edebilir miyim?" diye sordu, sesi resmi ve mesafeliydi. Deren başını iki yana salladı. "Gerek yok, ben hallederim." Mutfağa kaçarcasına gitti, ancak arkasından ayak sesleri geliyordu. Deren dönüp baktığında Atlas'ın mutfak kapısında durduğunu gördü. "Deren," dedi Atlas, sesi bir fısıltıdan fazlası değildi. "Bana bir açıklama borçlusun." Deren derin bir nefes aldı, elleri titriyordu. "Şimdi zamanı değil." "Ne zaman o zaman? Altı yıl yeterli değil miydi?" Deren gözlerini kaçırdı. "Lütfen Atlas, misafirlerimiz var..." Atlas bir adım yaklaştı. "Biliyorsun değil mi? Bu kaçınılmazdı. Er ya da geç karşılaşacaktık." Deren salata kâsesini alırken elleri titredi. "Şimdi olmaz." Atlas daha fazla üstelemedi ama uzanıp salata kâsesini Deren'in ellerinden aldı. Parmakları birbirine değdiğinde ikisi de elektrik çarpmış gibi irkildi. Bir an için bakışları kilitlendi, sadece bir an ama bu kısa süre bile Deren'in nefesini kesmişti. Yemek boyunca sanki bir rol yapıyorlardı. İki yabancı gibi davranıyor, kibarca sohbet ediyor, sanki aralarında altı yıllık bir geçmiş, kırık kalpler ve söylenmemiş sözler yokmuş gibi davranıyorlardı. Deren annesinin gözlerindeki mutluluğu görebiliyordu. Nazan Hanım harika bir kadındı, annesi için iyi bir arkadaştı. Keşke... keşke oğlu Atlas olmasaydı. Gece ilerlerken Deren, Atlas'ın bakışlarını üzerinde hissediyordu. Her seferinde göz göze geldiklerinde sanki bir şeyler söylemek istiyormuş gibi bakıyordu. Sonunda misafirler gitme vakti geldiğinde, Deren derin bir nefes aldı. Biraz daha dayanabilirse, her şey geçecek ve belki bir daha Atlas'la karşılaşmak zorunda kalmayacaktı. Nazan Hanım neşeyle Gülten Hanım'a sarıldı. "Harika bir akşamdı, sağ ol canım. Yakında bize de bekleriz!" Gülten Hanım da hevesle başını salladı. "Tabii tabii, mutlaka!" Deren kalbi sıkışarak kapıya doğru yürüdü. Atlas tam önünden geçerken eğildi ve kulağına fısıldadı: "Konuşmamız gerek." Sıcak nefesi Deren'in tenine değdiğinde, bir ürperti tüm vücudunu sardı. Atlas'ın varlığının üzerindeki etkisi hâlâ aynı güçteydi. Kapı kapanır kapanmaz Deren titreyen bacaklarla odasına koştu, telefonu eline aldı ve numarayı çevirdi. "Beste," dedi titreyen bir sesle. "Atlas... Atlas buradaydı. Annemin arkadaşının oğluymuş. Ne yapacağım şimdi?" Telefondaki en yakın arkadaşı bir an sessiz kaldıktan sonra, "Aman Tanrım!" dedi. "Deren, sana hep gerçeği söylemen gerektiğini söylemiştim." Deren pencereye doğru yürüdü, dışarıda Atlas'ın annesinin arabasına binişini izledi. Gitmeden önce Atlas başını kaldırıp tam da Deren'in durduğu pencereye baktı. Bakışları bir an için kilitlendi. "Artık çok geç," diye fısıldadı Deren. "Altı yıl oldu... artık çok geç."

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

MENZİL 🧭🧭🧭

read
4.6K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
573.9K
bc

AŞKLA BERDEL

read
95.2K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
95.7K
bc

ÖTEKİNİ SEVMEK

read
1.6K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
71.3K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
61.6K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook