Evlenmek istemiyordum.
O gerdek gecesini yaşamak istemiyordum.
Ben daha 19 yaşında yeni yetişkin bir kızdım.
Bu yaşta evlenip çocuk sahibi olmakta ne demekti?
21. Yüzyıldayız!
Cidden babam beni ele vermişti. Cidden...
19 yaşındaki kızını hiç tanımadığı ağaya veriyordu! Ve daha önce bizim köyle onların köy arasında kan çıkmıştı.
Ellerim yumruk oldu.
Kendimi ne kadar güçlü göstermeye çalışırsam çalışayım, içimde kocaman bir korku vardı.
Korku… ama aynı zamanda öfke.
Kapım aralandı. Elvan başını uzattı.
“Alya Hanım… hazırlanmanız gerekiyormuş. Halalarınız aşağıda bekliyor.”
Derin bir nefes aldım.
Hazır mıydım?
Hayır.
Ama artık kimse “hazır mısın?” diye sormuyordu.
Elvan kapıyı kapatırken, bahçeme son kez baktım. Küçük, saçma ama bana ait olan tek yerdi o. Çiçeklerin arasındaki o sessizlik bile sanki benden koparılıyordu.
Telefonumu elime aldım.
Ekranda saat ilerliyordu.
Ve benim hayatım da kontrolüm dışında ilerliyordu.
Koridora çıktığımda evin sessizliği ürkütücüydü. Sanki bütün duvarlar, üzerime kapanmak için bekliyordu. Merdivenleri inerken ayak seslerim bile yabancı geliyordu bana.
Alt kata indiğimde halalarım beni baştan aşağı süzdü.
Hiçbiri, gerçekten nasıl hissettiğimi merak etmiyordu.
Benim yerime, “ne olmam gerektiğine” bakıyorlardı.
“Acele edelim.” dedi Ayşe halam, sesinde tuhaf bir telaş vardı. “Bugün Taylan’ın ailesiyle ilk görüşme olacak.”
Taylan.
Yüzünü hâlâ görmediğim, geceleri odama kadar giren o adam.
Sır gibi, gölge gibi…
Ama bir şekilde her hareketimi biliyormuş gibi davranan o tuhaf varlık.
Kalbim sıkıştı.
Bu sadece bir evlilik değildi.
Bu… bir kapan gibi hissettiriyordu.
Adım attıkça daha da daralan, nefesimi kesen bir kapan.
Halamlar dışarı doğru yürürken ben yerimde kaldım.
Kendi kendime fısıldadım:
“Bu benim hayatım… ama neden bana ait değil?”
Ve sonra istemeden de olsa adımlarımı sürükleyerek peşlerinden gittim.
Yeni kapan artık kapanıyordu.
Ve ben, içindeydim.
Halamlarla beraber arabaya binip yola çıktığımızda içimdeki sıkıntı daha da büyüdü. Köy yolları ilerledikçe etraf sessizleşiyor, ağaçlar sıklaşıyor, gökyüzü bile ağırlaşıyor gibiydi.
“Taylan’ın ailesi bizi bekletmesin.” dedi Ayşe halam. “Onlar biraz… düzen severdir.”
Düzen…
Benim hayatımı bozarak kendi düzenlerini mi kuracaklardı?
Araba büyük, demir kapılı bir konakta durdu. Kapının üzerindeki işlemeler bile benim evimden daha görkemliydi. Dört katlı devasa bir yapının önündeydik. Yan tarafta kocaman bir kümes, uzaklarda dev bir at çiftliği…
Her şey büyüktü.
Her şey fazlaydı.
Her şey ürkütücüydü.
Arabadan inerken kalbim hızlandı. Halam, “dik dur” der gibi kolumu sıktı.
Kapı açıldı. İçeri girer girmez burnuma ağır bir çiçek kokusu geldi. Mermer zemine vurdu ayak seslerimiz.
Evin hizmetçileri girişte dizilmişti.
Her biri meraklı, yargılayan ve biraz da küçümseyen bakışlar atıyordu.
Ayşe halam onlara başıyla selam verdi.
Benimse midem kaldırıyordu.
Bizi içeri yönlendirdiler. Büyük salonun kapısından geçerken iki hizmetçinin fısıldaştığını duydum. Seslerini kısmaya bile çalışmıyorlardı.
“Bu muymuş yeni gelin?”
“Daha çocuk gibi. Ağa bunu mu istemiş yani?”
“Hiç bizim hanımlara benzemiyor. Taylan Bey buna sabreder mi ki?”
Durdum.
Halam bile fark etmedi.
Göğsümde bir şeyler düğümlendi.
Bir başka hizmetçi arkasını dönüp alayla konuştu:
“Üstündekine bak hele… Ağa’nın gelini böyle mi olurmuş? Belli ki kendi evinde bir şey görmemiş.”
Birden fark ettiler ki onları duyuyorum. Ama yüzümdekini okumaya çalışırken bile kibirleri dinmemişti.
Gözlerimi kısmadan baktım hepsine.
Öyle sert baktım ki biri istemsizce geri adım attı.
Ama içim titredi.
Burası… benim yaşayacağım evdi.
Ben bu duvarlar arasında nefes alacaktım.
Ve daha ilk dakikada “küçük, görgüsüz, çocuk gelin” muamelesi görüyordum.
Ayşe halam seslendi:
“Alya? Gel kızım.”
O an o hizmetçilerin yüzündeki umursamaz ifadeyi hafızama kazıdım.
İçimde bir söz verdim kendime:
Bu evde beni ezmelerine izin vermeyeceğim.
Halam beni büyük salona götürürken fısıldadı:
“Duymazdan gel. Bunlar hep böyledir.”
Ama ben duymuştum.
Ve asla unutmayacaktım.
Salonun kapısı açıldığında Taylan’ın ailesi içerideydi. Kalabalık, ciddi, soğuk yüzlü insanlar…
Ama Taylan yoktu.
Yine.
Sanki sadece gölgesini gönderiyordu. Ama gölgesi bile bütün evi dolduruyordu.
Ben karşılarındayken, hizmetçiler kapı aralığından hâlâ bana bakıp fısıldaşıyordu.
Kapan kapanıyordu.
Ben ise nefes almaya çalışıyordum.