34. Bölüm- Duvarların Ardında

962 Words
Annemin sesi yükseldi. Bu evde ilk defa değil ama bu kadar çıplak, bu kadar filtresizdi. “Böyle mi olacaktı Alya?” dedi. “Bizi bunun için mi utandırdın?” Elif hemen yanındaydı. Kollarını kavuşturmuştu. Yüzünde o tanıdık ifade vardı; izleyen, bekleyen, fırsat kollayan. “Anne,” dedim, “lütfen—” Sözümü kesti. “Elini yüzüme tutarak konuşma!” dedi. Bir adım attı. Eli havaya kalktı. Refleksle geri çekildim. Vurmadı. Ama vurabileceğini gösterdi. Elif dudak büktü. “Bak,” dedi sakin ama zehirli bir sesle, “ben senin yerinde olsam çoktan… başka türlü yaşardım.” Gözlerim ona kaydı. “Ne demek istiyorsun?” dedim. Omuz silkti. “Yani,” dedi, “baksana sana… Koca bir adamın yanında ama hâlâ eksik.” Annem sustu. Bu suskunluk onaydı. Elif devam etti. “Çocuk bile verememişsin,” dedi. “Ben olsam… çoktan silinmiştim.” O an içimde bir şey kırılmadı. Çünkü zaten kırılmıştı. “Yeter,” dedim. Sesim titremedi. “Beni—” Annem bir adım daha attı. “Sus!” dedi. “Senin bu hâlinin tek sebebi sensin!” Kapının hemen arkasında bir gölge vardı. Ben bilmiyordum. Ama o duyuyordu. Elif son darbeyi vurdu: “Şuna bak,” dedi. “Bir çocuğu bile tutamamış. Ama şimdi hanımefendi olmuş.” Kapı aniden açıldı. İkisi de irkildi. Taylan. Yüzü sakindi. Ama gözleri… karanlıktı. Annemin sesi boğazında kaldı. Elif’in yüzü soldu. Taylan içeri girmedi. Eşiği geçmedi. Ama oradaydı. “Demek,” dedi yavaşça, “benim evimde…” Elif konuşmak istedi. “Yanlış anladınız—” Taylan ona döndü. “Sen,” dedi, “bir daha Alya’nın adını ağzına almayacaksın.” Sesi yükselmedi. Ama yerinden oynatıyordu. Sonra anneme baktı. Hiçbir şey söylemedi. Ama o bakış… Bir insanın ömrü boyunca unutamayacağı türdendi. Annem gözlerini kaçırdı. Taylan bana döndü. Bir adım attım. Sonra bir adım daha. Kapıdan çıktım. Herkesin gözü önünde. Taylan’a sarıldım. Sıkıca. Sanki yere basmak için ona ihtiyacım varmış gibi. O da beni sardı. Hiç tereddüt etmeden. Yanağıma eğildi. Dudaklarını alnıma bıraktı. Sonra… dudaklarıma. Kısa. Net. Saklanmadan. “Ben buradayım,” dedi herkesin duyacağı kadar. Ve o an şunu biliyordum: Beni en çok yaralayan insanlar ilk defa en çok sustukları yerdeydi. Elif’le annem odadan çıkmadı. İkisi de kapının yanında öylece kaldı. Sanki biraz daha dururlarsa söylediklerinin haklı çıkacağını sanıyorlardı. Annemin yüzünde hâlâ o tanıdık ifade vardı; “anneyim, her şeyi söylerim” rahatlığı. Elif ise susmuştu ama gözleri hâlâ keskin, hâlâ saldırgandı. Taylan bir adım daha attı. Bu kez eşiği geçti. Onlara doğru. “Şimdi beni iyi dinleyin,” dedi. Sesi sakindi ama içi buz gibiydi. “Burası bizim odamız.” Elif’in dudakları aralandı ama Taylan devam etti. “Ve siz,” dedi, “bu odadan çıkacaksınız.” Annem bir şey söylemek istedi. Taylan bakışlarını ona çevirdi. “Bir de şunu bilin,” dedi. “Karımın yanında bir daha çocuk konusu açılmayacak.” O kelimeyi bilerek vurguladı. “Elinizle, dilinizle ya da ima yoluyla… fark etmez.” “Bir daha duyarsam,” dedi, “misafirliğiniz bu evde biter.” O an annemin yüzü değişti. İlk defa… geri adım attığını gördüm. Tam o sırada koridordan bir ses geldi. “Dayııı!” Gökçe. Küçük adımlarla koşarak geldi. Elinde bir oyuncak vardı. Kapının önünde durdu. Önce Taylan’a baktı, sonra bana. “Yenge,” dedi gülümseyerek. Ve sonra… Elif’le annemin gözleri ona kaydı. İkisi de aynı anda sustu. Bakışlarındaki değişimi gördüm. Hızlıydı ama çok netti. Elif fısıldadı. “Bu…?” Annemin sesi titredi. “Çocuğunuz mu?” O an zaman dondu. Gökçe başını yana eğdi. “Ben Gökçe,” dedi neşeyle. “Dayımın evindeyim.” Taylan hiç beklemedi. “Hayır,” dedi net bir sesle. “Bizim çocuğumuz değil.” Gökçe’ye baktı, elini saçlarına koydu. “Ama benim canım.” Sonra tekrar onlara döndü. “Ve bu konu,” dedi, “burada kapanıyor.” Elif’in yüzü gerildi. Annem hiçbir şey söylemedi. Ben nefes aldım. Derin. Çünkü ilk defa… birileri benim yerime değil, benim için konuşmuştu. Ve Gökçe… küçücük hâliyle bile onların kurduğu bütün cümleleri tek başına bozmuştu. Gökçe hâlâ kapının önünde duruyordu. Elif’le annem odadaydı. Hiçbiri yerinden kıpırdamadı. Ama artık konuşmuyorlardı. Sanki söyledikleri her şey boğazlarında düğümlenmişti. Gökçe’ye doğru eğildim. Dizlerimin üstüne çöktüm. Onun hizasına geldim. “Ne oldu?” dedim yumuşak bir sesle. “Bir şeye mi ihtiyacın vardı?” Başını iki yana salladı. “Hayır,” dedi. “Sizi arıyordum.” Gözlerim doldu ama belli etmedim. “Elimdeydin zaten,” dedim. “Sadece biraz ses vardı.” Gökçe odanın içine baktı. Elif’e, anneme… Sonra tekrar bana döndü. Çocuktu ama ortamın ağırlaştığını hissediyordu. “Kucağına alabilir miyim?” diye sordum. Kollarını bana doğru uzattı. “Al.” Onu kucağıma aldım. Küçük bedeni bana yaslandı. O temas… içimde bir şeyleri sabitledi. Ayağa kalktım. Elif’le anneme bakmadım. Kapıdan çıktım. Koridor daha aydınlıktı. Hava daha rahattı. Birkaç adım attıktan sonra salondan bir ses geldi. “Alya?” O sesi tanırdım. Mine halam. Babamın kardeşi. Çocukken en çok ona sığınırdım. Saçımı okşayan, susup yanımda duran… beni gerçekten gören tek kişiydi belki de. Öz annem olmasada annem olan. Beni görünce gülümsedi. Sonra kucağımdaki Gökçe’ye baktı. Bir an durdu. “Canım,” dedi yavaşça, “bu senin mi?” Soru masumdu. Yargı yoktu. Sadece merak. Gökçe benden önce cevap verdi. “Hayır,” dedi ciddi bir ifadeyle. “O benim yengem.” Sonra parmağıyla salonun diğer ucunu gösterdi. “Bu da benim annem,” dedi. Derya ablayı işaret ediyordu. Mine halam şaşkınlıkla gülümsedi. “Öyle mi?” dedi. Gökçe başını salladı. “Evet. Dayımın evi burası.” Mine halam bana baktı. Gözleri yumuşadı. Hiçbir şey sormadı. Sadece yaklaştı. “Elin titriyor,” dedi. “Gel.” Yanına oturdum. Gökçe hâlâ kucağımdaydı. Mine halam elimi tuttu. Sıkmadı. Ama bırakmadı. “İyi ki geldim,” dedi fısıltıyla. “Bunu hissetmiştim.” O an anladım. Bazen insanın ailesi kanla değil, yanında duruşla belli oluyordu. Ve ben… ilk defa gerçekten korunuyordum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD