22- Biraz Daha Yaklaş (18+)

1359 Words
Taylan odadan çıkalı yirmi beş dakika olmuştu. Dakikaları saymamıştım aslında… Ama yokluğu kendini hissettiriyordu. Kapı gıcırdayarak açıldığında arkamı dönmeme gerek yoktu. Kim olduğunu biliyordum. Taylan’dı. Bir süre kıpırdamadım. Sadece sesleri dinledim. Üstünü değiştiriyordu. Kumaşın hışırtısı, kemerin tok sesi… Sonra ayak sesleri. Yavaş adımlarla yanıma geldi. Kalbim hızlandı. Yanıma kadar eğildi. Nefesini hissettim. Ve dudaklarıma kısa, temkinli bir öpücük kondurdu. Ne acele vardı bu öpücükte, ne de geri duruş. Sanki tepkimi ölçüyordu. Sanki bir adım daha atıp atamayacağını anlamaya çalışıyordu. Ve ben… ilk defa geri çekilmedim. Ellerini belime yerleştirip beni oturduğum yerden kaldırdı. Kucağındaydım. Refleks olarak bacaklarımı beline doladım. Hoşuna gitmiş gibi bir mırıltı çıkarttı. Beni kucağından indirmeden tekrar öptü. Öncekinden daha sert şekilde. Geri çekilmemiştim. Karşılık vermiştim. Çünkü onu cidden istiyordum. Karşılık vermemi fırsat bilip sırtımı soğuk duvara yasladı. Alt dudağımı ıssırdı. Ufak bir inleme sesi çıkarttığımda sanki zevk almış gibi daha sert ıssırdı. Elini belimden kalçalarıma indirdi. Pjamamın lastiğiyle oynamaya başladı. Geri çekildi dudaklarımızın arasında küçük bir boşluk oldu. Yeni fark etmiştim nefes nefese kalmıştım. "Seni becermek istiyorum Alya!" diye inledi. Ben istiyormuydum? ... EVET Gözlerine baktım. İçimde onu kışkırtacak bir cümle söylemek vardı. "İsteseydin yapardın!" ağzımdan bu sözler dökülmüştü. Hemde hiç utanmamıştım. Bana ciddimisin der gibi baktı. Pjamanın lastiğiyle oynamaya devam etti. Hiç beklemediğim anda dudaklarımı tekrar öptü. Diliyle ağzımın her karışını öğrenmeye çalışıyordu. O anda pjamam altımdan kayıp gitti. Tek elini kalçamdan indirip kadınlığıma götürdü. Kilodumun üstünden bir miktar kadınlığımda elini gezdirdi. Kilodumu sıyırıp birkaç parmağını kadınlığıma soktu. Acıyla inledim. Sırtımı duvardan çekip yatağa doğru yürümeye başladı. Parmakları hala kadınlığımdayken ben daha büyüğünü istiyordum. Sırtım yumuşak yatağı bulduğunda buluzumu çıkartmaya başlamıştı. Elim bluzunun eteklerine gitti. Emin misin der gibi baktı. Bluzum üstümden kayıp gitmişti. Onun karşısında benim çıplak kalmam adil değildi. Bluzunu çıkartmaya çalışıyordum. Yine emin misin der gibi baktı. Ben çıkartmaya daha çok yeltenince eli durdu. "Emin misin? Yoksa seni çok sert beceririm." dedi. Başımı olumlu anlamda sallasamda yüzüme bakmadan kapıya doğru yürümeye başladı. Bu kadar mıydı? Alya ne diyorsun sen be! Kendi kendime fısıldadığım bu cümle boğazımda düğümlendi. Göğsüm sıkıştı. Sanki az önce olan her şey, üzerime ağır bir örtü gibi çökmüştü. O, tek kelime etmeden odadan çıkmıştı. Kapının kapanma sesi içimde bir yerlere çarptı. Hışımla banyoya girdim. Musluğu açtım. Su akmaya başladığında dizlerimin bağı çözüldü. Ellerimi lavabonun kenarına dayadım. Aynadaki yansımama bakmaya cesaret edemedim. Nefesim düzensizdi. Bu… Bu sadece fiziksel değildi. Canımı yakan da buydu zaten. Su yüzüme sıçrarken gözlerimi kapattım. Kalbim hâlâ hızla atıyordu ama bu sefer sebebi farklıydı. Kafamın içi susmuyordu. Bu bir hata mıydı? Yoksa kaçtığım bir şeyin içine mi yürümüştüm? Omuzlarım titredi. Ağlıyor muydum, bilmiyorum. Gözyaşlarım suya karışıp kayboluyordu zaten. Taylan’ın yüzü gözümün önüne geldi. O anki bakışı… Sert değildi. Soğuk hiç değildi. Ama tam olarak neydi, çıkaramıyordum. Beni isteyen bir adam mıydı… Yoksa sınırlarını kaybeden biri mi? Duvara yaslandım. Başımı geriye bıraktım. “Bunu ben istedim…” diye fısıldadım kendime. Ama sesim bile ikna olmamıştı. Duşun altından çıktığımda bacaklarım hâlâ titriyordu. Havluyu omzuma aldım. Odaya döndüm. Yatak… Düzgündü. Soğuktu. O yoktu. İçimde bir boşluk oluştu. Ama bu, terk edilmişlikten çok daha farklıydı. Bu… bağlanmaya başlayan birinin korkusuydu. Ve belki de… ilk defa gerçekten birine yaklaşmanın verdiği ürpertiydi. Taylan odadan çıkalı yirmi beş dakika olmuştu. Dakikaları saymamıştım aslında… Ama yokluğu kendini hissettiriyordu. Kapı gıcırdayarak açıldığında arkamı dönmeme gerek yoktu. Kim olduğunu biliyordum. Taylan’dı. Bir süre kıpırdamadım. Sadece sesleri dinledim. Üstünü değiştiriyordu. Kumaşın hışırtısı, kemerin tok sesi… Sonra ayak sesleri. Yavaş adımlarla yanıma geldi. Kalbim hızlandı. Yanıma kadar eğildi. Nefesini hissettim. Ve dudaklarıma kısa, temkinli bir öpücük kondurdu. Ne acele vardı bu öpücükte, ne de geri duruş. Sanki tepkimi ölçüyordu. Sanki bir adım daha atıp atamayacağını anlamaya çalışıyordu. Ve ben… ilk defa geri çekilmedim. Ellerini belime yerleştirip beni oturduğum yerden kaldırdı. Kucağındaydım. Refleks olarak bacaklarımı beline doladım. Hoşuna gitmiş gibi bir mırıltı çıkarttı. Beni kucağından indirmeden tekrar öptü. Öncekinden daha sert şekilde. Geri çekilmemiştim. Karşılık vermiştim. Çünkü onu cidden istiyordum. Karşılık vermemi fırsat bilip sırtımı soğuk duvara yasladı. Alt dudağımı ıssırdı. Ufak bir inleme sesi çıkarttığımda sanki zevk almış gibi daha sert ıssırdı. Elini belimden kalçalarıma indirdi. Pjamamın lastiğiyle oynamaya başladı. Geri çekildi dudaklarımızın arasında küçük bir boşluk oldu. Yeni fark etmiştim nefes nefese kalmıştım. "Seni becermek istiyorum Alya!" diye inledi. Ben istiyormuydum? ... EVET Gözlerine baktım. İçimde onu kışkırtacak bir cümle söylemek vardı. "İsteseydin yapardın!" ağzımdan bu sözler dökülmüştü. Hemde hiç utanmamıştım. Bana ciddimisin der gibi baktı. Pjamanın lastiğiyle oynamaya devam etti. Hiç beklemediğim anda dudaklarımı tekrar öptü. Diliyle ağzımın her karışını öğrenmeye çalışıyordu. O anda pjamam altımdan kayıp gitti. Tek elini kalçamdan indirip kadınlığıma götürdü. Kilodumun üstünden bir miktar kadınlığımda elini gezdirdi. Kilodumu sıyırıp birkaç parmağını kadınlığıma soktu. Acıyla inledim. Sırtımı duvardan çekip yatağa doğru yürümeye başladı. Parmakları hala kadınlığımdayken ben daha büyüğünü istiyordum. Sırtım yumuşak yatağı bulduğunda buluzumu çıkartmaya başlamıştı. Elim bluzunun eteklerine gitti. Emin misin der gibi baktı. Bluzum üstümden kayıp gitmişti. Onun karşısında benim çıplak kalmam adil değildi. Bluzunu çıkartmaya çalışıyordum. Yine emin misin der gibi baktı. Ben çıkartmaya daha çok yeltenince eli durdu. "Emin misin? Yoksa seni çok sert beceririm." dedi. Başımı olumlu anlamda sallasamda yüzüme bakmadan kapıya doğru yürümeye başladı. Bu kadar mıydı? Alya ne diyorsun sen be! Kendi kendime fısıldadığım bu cümle boğazımda düğümlendi. Göğsüm sıkıştı. Sanki az önce olan her şey, üzerime ağır bir örtü gibi çökmüştü. O, tek kelime etmeden odadan çıkmıştı. Kapının kapanma sesi içimde bir yerlere çarptı. Hışımla banyoya girdim. Musluğu açtım. Su akmaya başladığında dizlerimin bağı çözüldü. Ellerimi lavabonun kenarına dayadım. Aynadaki yansımama bakmaya cesaret edemedim. Nefesim düzensizdi. Bu… Bu sadece fiziksel değildi. Canımı yakan da buydu zaten. Su yüzüme sıçrarken gözlerimi kapattım. Kalbim hâlâ hızla atıyordu ama bu sefer sebebi farklıydı. Kafamın içi susmuyordu. Bu bir hata mıydı? Yoksa kaçtığım bir şeyin içine mi yürümüştüm? Omuzlarım titredi. Ağlıyor muydum, bilmiyorum. Gözyaşlarım suya karışıp kayboluyordu zaten. Taylan’ın yüzü gözümün önüne geldi. O anki bakışı… Sert değildi. Soğuk hiç değildi. Ama tam olarak neydi, çıkaramıyordum. Beni isteyen bir adam mıydı… Yoksa sınırlarını kaybeden biri mi? Duvara yaslandım. Başımı geriye bıraktım. “Bunu ben istedim…” diye fısıldadım kendime. Ama sesim bile ikna olmamıştı. Duşun altından çıktığımda bacaklarım hâlâ titriyordu. Havluyu omzuma aldım. Odaya döndüm. Yatak… Düzgündü. Soğuktu. O yoktu. İçimde bir boşluk oluştu. Ama bu, terk edilmişlikten çok daha farklıydı. Bu… bağlanmaya başlayan birinin korkusuydu. Ve belki de… ilk defa gerçekten birine yaklaşmanın verdiği ürpertiydi. Duştan çıktığımda odanın içi hâlâ buharlıydı. Aynadaki yansımama kısa bir an baktım, sonra gözlerimi kaçırdım. Kendime bakmak istemiyordum. Çünkü baktıkça, biraz önce olanları daha çok düşünecektim. Kapı sessizce açıldı. Başımı çevirmedim ama kim olduğunu biliyordum. Ayak sesleri ağırdı. Odaya girdi, dolabın önünde durdu. Gömlek değiştirdiğini sesinden anladım. Tek kelime etmedi. Ben de etmedim. Odadaki sessizlik rahatsız ediciydi ama aynı zamanda tanıdıktı. Sanki ikimiz de yanlış bir kelime söylersek her şey kırılacakmış gibi davranıyorduk. “Akşam yemeğine ineceğiz birazdan,” dedi sonunda. Sesi ne sertti ne yumuşak. Düz. Mesafeli. “Tamam,” dedim ben de. Göz göze gelmedik. Bahçedeki masaya oturduğumuzda kalabalık çoktan toplanmıştı. Herkes konuşuyor, gülüyor, tabaklar uzatılıyor, çaylar dolduruluyordu. Ama ben sanki orada değildim. Taylan yanımdaydı ama aramızda görünmeyen bir boşluk vardı. Elim bardağa gitti, geri çekildi. Bir lokma aldım, zor yuttum. Sultan ana bana baktı. “Yemeğini ye kızım.” Başımı salladım. “Canım pek istemiyor.” Taylan bir an başını kaldırdı. Bana baktı. Sadece bir saniye. Ama o bakış, bütün akşamdan daha ağır geldi. Sonra tekrar önüne döndü. Yemek bittiğinde herkes yavaş yavaş kalktı. Ben de hemen ayağa kalktım. O an tek isteğim o masadan uzaklaşmaktı. Ama Taylan da kalktı. “Biraz hava alacağım,” dedi. Kime dediği belli değildi. Bahçenin kenarına doğru yürüdü. Ben birkaç adım gerisinde kaldım. Yanına gitmedim, arkasından da konuşmadım. Bir süre öylece durduk. Aynı bahçede, ama ayrı yerlerde. Sonra o sessizliği bozan yine Taylan oldu. “Bugün… rahatsız olduysan,” dedi, kelimeleri tartarak, “söyleyebilirdin.” Başımı yere eğdim. “Her şey rahatsız edici olmak zorunda değil,” dedim. “Bazen insan sadece… ne hissettiğini bilmiyor.” Cevap vermedi. Ama arkasını da dönmedi. Bir süre sonra: “Zaman var,” dedi sadece. “Acele etmek zorunda değiliz.” O an içimde bir şey gevşedi. Ne mutluluktu bu, ne de rahatlama. Sadece… anlaşılmaya benzer bir şeydi. Kalbim hızlandı. O an anladım. Bu konuşma büyük değildi. Yaklaşmamıştık. Dokunmamıştık. Ama belki de ilk defa… Aynı sessizliğin içinde durabilmiştik.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD