3- Gelinlik

459 Words
Halam gelinliği elimden alıp incelemeye başladı. Adamlardan biri bana doğru yürüdü, aramızda yalnızca bir iki adım kalınca durdu. “Gelinliği beğendiniz mi Alya Hanım?” Adama ters ters baktım. Mine halam elinden gelinliği alıp adamın yüzüne attım. Bağırmaya başladım. “Alın şu gelinliği! Tanımadığım biriyle evlenmem yetmiyormuş gibi bir de kendi gelinliğimi seçemiyorum!” Aslında gelinliği beğenmiştim… Ama hırçın bir kız gibi görünmek zorundaydım. Müberra halamın eşi Caner eniştem kapıya çıktı. “Noluyor?” Sinirli bir adamdı, sinirini zıplatmak istemezdim. “Yok bir şey canım, sen içeri geç. Geliyorum ben.” Sadece halam sakinleştirebiliyordu onu. Ayşe halam öne atılıp adamdan gelinliği aldı. Ben arkamı bile dönmeden içeri girip odama kapandım. ** Birkaç saat sonra Hatice abla elinde iki kutuyla odama girdi. “Kutuları açıp uyu. Yarın erken kalkacakmışsın.” Kutuları halamın babama zorla aldırdığı makyaj masasına koyup kapıyı çarparak çıktı. “‘Kutuları açıp uyu, yarın erken kalkacaksın.’ Sanki çok umurumda,” diye mırıldanarak yataktan kalktım. Makyaj masamın önünde durup en büyük kutuyu açtım. …Yine o gelinlik. Kutunun kapağını çarparak kapattım. Kutuyu kolumla ittirdim ve diğerine geçtim. Bir çift beyaz, boşluklu eldiven, İki çift küpe, İki tane kolye, Ve gelinliğin korsesine takılan çiçek işlemeli zarif bir kemer. Hepsini tekrar kutuya koyup kapattım. Dolabıma döndüm, halamla aldığımız çoğu şey o eve gönderilmişti, çeyizim de dahil. Dolapta kalan iki üç parça kıyafetten pijamamı bulup giyindim. Yatağa girip telefonumla oyalanmaya başladım. Gözlerim ağır ağır kapanıyordu. Keşke bir sabah uyandığımda bu hayat değişmiş olsa… diye düşündüm. Ama yine aynı evde, aynı kurallarla uyanacağımı biliyordum. Kaderim… Kimse buna karşı çıkmamıştı. Annem bile. Ve belki de bu en çok acıtanıydı. ** Gece üç civarı bir hisle uyandım — sanki boynumda soğuk bir nefes dolaşıyordu. Önce dalgınlık sandım. Ama sonra durdum. Bizim evcil hayvanımız yoktu. Ve bu evde kimse bu saatte odama girmezdi. Kalbim hızlandı. Yatağımın yanında bir siluet gördüğümü sandım, tam çığlık atacakken biri ağzımı kapatıyormuş gibi hissettim. Karanlığın içinden bir ses fısıldar gibi geçti: “Şşşt… Karıcığım. Evdekileri uyandırmak istemezsin.” Sesi tanımıyordum. Kendinden emin, alaycı ve ürperticiydi. Bu… o muydu? Sanki düşüncemi duymuş gibi fısıltı devam etti: “Evet ben. Seni daha yakından görmek istedim. Ama yüzümü düğüne kadar göremeyeceksin. Ben seni izliyor olacağım.” Sözler kafamda dönüp durdu. Korku, merak, öfke—hepsi birbirine karıştı. Sonrası bulanıktı. Yeniden yatağımda olduğumu hissettim ve uykuya yenildim. *** Uyandığımda saat 13.30’du. Ev sessizdi—herkes dışarıdaydı. Merdivenleri yavaş yavaş çıkıp tuvalete gittim, sonra mutfağa indim. m Masada kahvaltı vardı. Üzerinde bir not. Paytak adımlarla yaklaşım. Kağıdı elime aldım: “Müstakbel kocan — K.” Of… Ne sanıyordu bu adam kendini? Havalı biri mi? Ama… dün geceki ses… o garip his… Can alıcı kokusu... “Ne saçmalıyorsun Alya? Sen o adamdan nefret ediyorsun,” diye kendi kendime homurdandım. Sandalyeyi çekip oturdum. Yavaş yavaş kahvaltı yapmaya başladım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD