Ertesi gün, donuk grilerin ve söylenmemiş gerilimlerin bir tuvali gibiydi. Sessizce ilan edilmiş bir taktik ateşkesi vardı. Hem Çilem hem Songül için amaç, ne ilerlemek ne de geri çekilmekti — sadece çizgide kalmak, günü atlatmak ve bir strateji kurmaktı. Son kırk sekiz saatin olayları — kaos, kan, çıplak ve sarsıcı yüzleşmeler — Çilem’in midesinde bir düğüm oluşturmuştu; öfke ve inkâr edemediği bir çekimin birbirine dolandığı bir yumak… Neşeliydi, heyecanlıydı ama gergindi de… Ne yapacağını bilmiyordu, özellikle Afşin’le… Songül de ondan farklı bir durumda değildi. O da sessizleşmiş, Çağdaş’la olanlardan sonra kendi içine kapanmış, hatta Çilem’le yüzleşmemek için kendini doğrudan odasına atıp sabaha kadar uyuma taklidi yapmıştı. Ama sabah, bu yüzleşmeden kaçınamamıştı. Kahvaltı için b

