6.Bölüm: Zeyrek

1403 Words
Playlist; Zakkum - Ben ne Yangınlar gördüm  **** "BEN!"  "EFLİN KUZEY!"  Kim olduğumu açıkladığım zaman buradaki topluluktan korku nidaları yükselmeye başladı. Duymama gerek yoktu, yüzlerinde yer edinen korku bile yeterdi benim için.  İnsanların adımı duyunca bu kadar korkmaları beni keyiflendirmişti. Ama hala sakinleşebilmiş değildim. Kalabalığa doğru dönüp "Ya sıradan, tanınmamış bir insan olsaydım bu kadar korkacak mıydınız? Benim yerime başka bir kadın da olabilirdi. Benim kim olduğumu bilmediğiniz halde sessizce izlediniz. Yazık vicdanınızın sesini susturmuş, merhametinizi göz ardı etmiş ve kaybetmişsiniz. Ne yazık! Sizin gibi insanlara acıyorum. Unutmayın! Burada siz, karınız, çocuğunuz, anneniz, kardeşleriniz de olabilirdiniz. Siz böyle sessiz kalmaya devam ettikçe ne bu tacizler bitecek ne de bu tecavüzler son bulacak. Kadına yaptığınız bu zulümler yetmedi mi? Yeterince sessiz kalarak her şeye izin verdiniz, bu saatten sonra bari sesinizi çıkarın, bir şeylere öncülük yapıp durdurun şu iğrençlikleri!" söylediklerimi bitirdikten sonra tekrardan çevreye göz attığımda öylece susmuş, gözlerinde mesken tutan korkuyla beni izliyorlardı. Haykırarak bu söylediklerimin onlar için bir etki etmediğini fark ettim. Umutsuz bir vakaydı bu toplum. Asla sığ düşüncelerinden vazgeçmeyeceklerdi. Ayağımın dibinde yatan oruspu çocuğuna son defa tekme attıktan sonra arkamı dönüp gitmeye hazırlandım, tam gidiyordum ki arkamda bir patırtı koptu. Umursamadım, adım adım illerken adamın birisi tarafından tabiri caizse haykırıldığını duydum. Arkamı dönmeye hazırlanıyordum ki kötü bir his içimde peydahlandı. Arkamı tam dönecekken sağ tarafımdan, karın boşluğumun ve kolumun arasından bir kol uzandı. Aniden gelen bu atak beni şaşırtmıştı, kendimi savunamadan bir el gördüm, elin içinde bıçak. Daha tam savunmaya geçemeden bıçak üstümdeki kapüşonlumu yırttı geçti. Tam müdahale edecektim ki o el geri çekildi, arkamı döndüğüm zaman bana laf atan o şerefsizlerden birisi olduğunu gördüm.  Onun arkasında ise Taylan.  Gittiğini sanmıştım. Ama gitmemişti, kendi içimde sevincimi yaşarken ne kadar zaman geçtiğinin farkında değildim. Bir çeşit şoka girmiş gibiydim, zaman kavramım yoktu.  Gözlerimin bir an karardığını ardından sağ tarafımdan bir sıcaklık aktığını hissettim, oluk oluk akan kanın sıcaklığını her yerimde hissediyordum. Bir an sendeledikten sonra zor bela ayakta durmaya çalıştım. Canımın acısı, kararan gözlerim bana hiç yardımcı olmuyordu. Bir kaç defa gözlerimi sertçe yumup açtıktan sonra biraz olsun yerine gelen bilincimle Taylan'ı gördü gözlerim. Taylan soluksuzca, nefes almadan sürekli yumruk atıyordu altındaki şerefsize. Durması için Taylan'a doğru ilerlemeye başladım tükenmiş gücümle.  "Taylan" adını seslendim ama yumruk atmaya o kadar çok konsantre olmuştu ki beni duymuyordu.  "Taylan!" Sesimi duyabilmesi için adını daha yüksek söylememe rağmen hala bana tepki vermiyordu. Kendini bu andan soyutlamış gibiydi. Ona doğru eğilip kolundan tuttum. Yumruk atmak için havaya kaldırdığı elini tutabilmek için tuttuğum kolunu bırakmadan diğer elimle, elini tuttum. Yumruk yaptığı eline baktığım zaman benim elimin üstündeki yaraların aynısı, hatta daha kötüsü elinin üstünde oluşmaya başlamış, deri tahriş olup kanamıştı. Elini görmek içimin bir yerlerinin sızlamasına neden oldu.  İstemsizce başımı eğip avucumun içindeki elini tutup dudaklarıma yaklaştırdım, öpersem acısı belki geçer umuduyla. Ama yeni kendine gelmiş olan Taylan elini öpmeme izin vermedi. Onun bu hareketiyle yavaşça başımı kaldırıp ona baktım. Bir kaç saniye  süren bu bakışmamızda, gözlerimde her ne gördüyse gözlerini sertçe yumup " O şerefsizin kanı bulaşmış elimi öpmene izin vermem Eflin" diye sertçe söylendi. Adımı öyle bir yoğunlukla seslendirmişti ki içimde kopan bir çok şey oldu. Tarifini veremediğim bu duygular canımı acıtıyordu.  Elini yavaşça kapüşonunun cebine sokup telefonunu çıkardı. Bir kaç tuşa bastıktan sonra telefonunu kulağına doğru götürdü. Bir kaç saniye bekledikten sonra karşıdaki kişi yanıt vermiş olacak ki lafı dolandırmadan isteğini söyledikten sonra telefonu kapattı.  "Sahile gel." pardon emir verip telefonu kapattı. Bu adamın en sevmediğim huyu karşı taraftakinin konuşmasını beklemeden telefonu kapatmasıydı. Onun bu hareketiyle gözlerimi devirdim. "Devirme yine gözlerini." diye homurdandı. Homurdanmasını umursamadan  " Aradığın kişi kimdi?" diye bir soru yönelttim ona. Telefonunu cebine koyduktan sonra yüzümü incelemeye başladı. Sanki aradığı bir şey vardı ama aradığını bulamıyormuş gibi  gözlerini değdirip geçtiği yerlere yeniden bakıyordu.  "Neden yüzüme o kadar dikkatli bakıyorsun Taylan?" diye mırıldandım. "Ayrıca hala soruma cevap vermedin." diye bu kez ben homurdandım.  "Huysuz Zeyrek" dedikten sonra gülmeye başladı.  Zeyrek mi?  Bu ne demekti, ilk defa duyduğum bir şeydi, dayanamayıp sordum.  "Taylan Zeyrek ne demek?" deyip göz bebeklerimi büyüttüm. Taylan bu hareketime dayanamadığı için, zaman zaman bunu silah olarak kullanıyordum. Bilakis işime de yarıyordu.  " O gözlerini büyütme boşuna. Yemem bu sefer Zeyrek" diye söyledi. Zeyrek kelimesini öyle bir boğazdan söylemişti ki kaşlarımı kaldıramadan edemedim.  "Madem anlamını söylemeyeceksin ne diye bana böyle farklı kelimeler kullanıyorsun ki" diye söylendim gözlerimi devirirken.  "Ayrıca söyle artık Taylan kimi aradığını" dedim dayanamayıp. Sürekli konuları böyle değiştirmesi beni deli ediyordu. Önce bana baktı sonra çevresine, ardından aniden "Gösteri bitti, sahne kapandı. Artık dağılabilirsiniz." Gür bir sesle söyledi.  İnsanlar hala durdukları yerdeydi, hatta küçük olan kalabalık çevredeki meraklı insanların toplanıp buraya gelmesiyle daha da büyümüştü. Taylan'ın çöktüğü yerden kalkmasıyla birlikte bende onunla birlikte ayağa kalktım, elimi cebime doğru götürdüm. Elimi cebime soktuğum zaman unuttuğum sızı kendisini hatırlatmıştı. Hissettiğim sızının ardından parmak uçlarımın nemlendiğini hissettim. İlk bu ıslaklık ne anlamamıştım ama parmaklarımı birbirine sürtüp, bu nemin ne olduğunu anlayınca dudaklarımı sertçe birbirine bastırdım. Elime baktığım zaman kan olduğunu fark ettim. Taylan'ın bu kanı görmesi iyi olmayacaktı. Şüphe çekmemek için parmak uçlarımı kapüşonumun bir köşesine bir kaç defa sürttüm kanımın izini silmek için.  O sırada Taylan'ın topluluğa tekrar bağırdığını işittim. Dinmemiş olan öfkesini tekrar alevlendirmişlerdi. "Şu siktiğim yeri terk etsenize a* koyayım. Nerenizle dinliyorsunuz beni" diye haykırdı. Buradan şakaklarının ve şah damarının şiştiğini gördüm.  Onun bağırışıyla çevremizdeki insanlar hızla uzaklaşmaya başladı. Onlar uzaklaşır uzaklaşmaz 3 araba peş peşe hızlıca önümüzde durunca bir adım geriledim ister istemez. Kaşlarımı çatıp arabayı sürenlere bakmak için gözlerimi kıstığım zaman camların siyah camlarla kaplandığını gördüm. Ardından plakalara bakınca bu arabaların Taylan'ın adamlarının kullandığı arabalar olduğunu fark ettim.  Kaşlarımı yukarı kaldırdıktan sonra homurdandım. "Adamları da Taylan gibi deliler, arabayı resmen üstüme sürdüler" ne ara yanıma geldiğini bilmediğim Taylan "Bana mı deli diyorsun sen? Ayrıca bu yaptığının  bedelini ödeteceğimden emin olabilirsin." dedi sinirli bir şekilde. Hiç bir şey yapmadan sadece dik dik ona baktım. O ise ona olan bakışıma tek kaşını kaldırıp ardından gözlerini devirdi.  Bir dakika, az önce Taylan gözlerini mi devirdi?  Artık ne yaptıysan adamın karakterine aykırı tepkileri meydana getirttiriyorsun Eflin Hanım.  İç sesimin dediklerine içimden  daha doğrusu dışarıdan göz devirdikten sonra Taylan'a tekrar odaklandım.  "Taylan," diye seslendim. Eğdiği başını kaldırmadan gözlerini bana çevirdi ardından "Hım" diye mırıldandı, tekrar adını seslendim. "Taylan" diye bu sefer mırıldandım onun gibi. Derin bir nefes alıp "Efendim Eflin, yine sesini kedi gibi çıkardın bir bana sokulmadığın kaldı" diye düz düz söylendi. Kaşlarımı çatıp ona baktım ardından "Söylemiyorum, merakta kal. Hoş çokta umurunda olmaz senin." dedikten sonra  arkamı dönüp hızlı hızlı uzaklaşmaya çalıştım. Çalıştım diyorum çünkü arkamı döndüğüm gibi sanki ondan uzaklaşacağımı biliyormuş gibi hemen kolumu tutmuştu. Ondan önce parmak uçları yarama değmişti. Ne kadar derin olduğunu bilmediğim yaram onun değen parmaklarından sonra tekrar kanamaya başlamıştı. Hangi ara  durmuştu onu bile bilmiyordum ama yaranın varlığını unutmuştum bir kaç dakika olsa bile. Bu yanlış hareketi yanan canımı daha fazla yakmıştı.  Yine de ne olur, ne olmaz o yarayı fark etmesin. Tam arkamı, yaramı fark edip etmediğine bakmak için dönmüştüm ki o benden önce davranıp beni kendine çevirdi ardından "Bazen çok huysuz oluyorsun tıpkı bir panda gibi. Yüksek yerlerden yuvarlanarak gelsen şaşırmam. O huysuz pandalardan farkın yok Zeyrek." dedi.  Bir kaç saniye öğrendi korkusuyla yüz yüze gelmem, gerilen bedenimi daha çok germişti. Anlamamış olmasıyla gerilen bedenim usulca gevşedi, derince bir nefes aldım.  "Hem anlamını bilmediğim ve ilk defa duyduğum bir kelimeyi söylüyorsun üstüne anlamını sorduğum halde söylemiyor ve bana huysuz panda diyorsun." diye kızdım yüzüne dik dik bakarken. Sanki ona bunca şeyi söylememişim gibi beni umursamadan "Caner koçum buraya bak bir" deyip az ilerimizdeki Caner'i çağırdı.  Caner yanımıza gelince "Buyur Abi" deyip ellerini göbek deliğinin üstünde birleştirdi. Bu onun sana saygı duyuyorum deme şekliydi.  "Bu siktiğimin çocuklarını al depoya götür. Bana da bir araba bırakın hadi koçum" deyip elini Caner'in ensesine götürüp sıktı. Sonra eğilip kulağına bir şeyler söyledi, söyledikleri bitince doğrulup ellerini çırptı. Çırpınca elinin üstündeki yaraları görünce içim çekilmişti. Baya kötü görünüyordu. Onun eli böyleyse kendi elimi, sızlayan ayak bileğimi ve karın boşluğumu düşünmek dahi istemiyorum. Bedenimi uyuşturacak kadar bir acı vardı, gücümün son deminde olmama rağmen direniyordum şuraya yığılıp kalmamak için. Nefeslerim bile yavaşlamaya başlamış güç bela nefes alıyordum daha ne kadar böyle direnebilirdim bilmiyorum ama ben ne yaralar almıştım hiç biri öldürmemişti elbet bu da beni öldürmezdi.  Elini uzatıp tutmamı bekledi. Beni cevapsız bırakması hoşuma gitmediği için elini tutmak yerine bende dik dik ona baktım. Onun elini tutmadığıma bir anlam verememiş olacak ki  "Kızım tutsana elimi öyle bakacağına" deyip elini tutmamı beklemeden o elimi tutup ilerlemeye başladı. Daha çok, onun için ayrılan arabaya doğru beni çekiştirmeye başladı.  **** 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD