Platform 9.05 - 3

1095 Words
Platform karanlığa gömüleli birkaç saat olmuştu. Anka Timi’nin en yenileri duyduklarını sindirmeye çalışırken, tüm eğitimlere çoktan aşina olan ajanlar, kendilerini oyalamak için bir yol aramakla meşgullerdi. Akrep, açıklığın köşesine istifledikleri eşyaları kurcalıyordu. Vakit geçirmek için kesici veya delici bir alet arıyordu. İstihbaratın tüm imkanlarından sınırsız şekilde faydalanırken bir anda tek bir eşyasının bile olmaması onun için bir hayli can sıkıcı idi. Köşeye istiflenen eşyaların içinden bulduğu pusulayı eline alıp sağa sola dönmeye başladı. Pusulanın kadranının dönüşü ile kendi kendine oyalanıyordu. Kıvırcık, turuncuya çalan bakır kızılı saçları her dönüşünde omuzlarının üzerinde dans ederken kendi kendine söyleniyordu. Akrep’i uzaktan izleyen Meka, dirseği ile İmparator’u dürttü. İmparator, gözlerini zar zor Kırlangıç’ın üzerinden çekip Meka’ya, hemen ardından işaret ettiği yöne baktı. “Akrep mi? Gerçekten mi?” “Niye?” “Zır deli de ondan. Ayrıca ayarsız ve ölümcül.” Meka gözlerini devirdi. “Narin, minicik görünen, motosikletle baş edemediğinde sinirinden ağlayan sevgilin ölümcül değil sanki. Aynı evde uyuyup uyandığım, herkesten ve her şeyden koruyup kolladığım, çocukken bebeklerinin kafasını koparttığım için hüngür hüngür ağlayan ablam bile ölümcül.” “Sen ve benden başka herkes ölümcül diyordun yani.” “Seni bilmem. Benim öldürmek veya ölmekle ilgili çekincem yok. Doğanın kanunu bu.” “Bu, Akrep’in deli olduğu gerçeğini değiştirmiyor.” “Ya dahiyse? Dahilikle delilik arasında ince bir çizgi vardır.” “Varsa da o çizginin ayarı kaçmış gibi. Gölge var. Neden Gölge değil de Akrep?” Meka, kaşlarıyla Fırtına’yı işaret etti. “Onunla ilk andan beridir ilgilenen biri var.” İmparator gözlerini devirdi. “İkisi de o kadar sessiz ki beni ürkütüyorlar. Çift olarak herhalde berbat olurlardı.” İki adam, omuzlarına değen buz gibi ellerle irkildi. İmparator, ne olduğuna bakmak için yerinden kalkmaya çalıştı. Ancak soğuk ellerin sahibi adamı omzundan sıkıca bastırdı. Meka hareket etmedi, arkasına bile bakmadı. “Hançer yine buz gibisin ve platform soğuk bile değil.” Hançer kıkırdadı. “Ben hep soğuğum.” İmparator suratında muzip bir gülümseme ile “Avcı ellerini ısıtmıyor mu?” Hançer’in hemen arkasında duran Avcı kollarını bağladı. Burnundan bir nefes verdi. “Hançer kafana göre yanaşabileceğin biri değil ufaklık. Küçücük bedeni ile seni yerinden kaldırmayışından anla.” Aynı anda platformun içinde bilinmeyen bir ses yankılandı. “Anka Timi, Platform 9.05 deki ilk oyununuza hazır olmak için 120 saniyeniz var. Kafanızı kaldırıp gökyüzüne bakarsanız, geri sayım sayacını görebilirsiniz. Süre, size verilen eşyaları toplamanız ve kapıya ulaşmanız için, konuşmamız bittiğinde geriye doğru sayacak. Yanınıza çok fazla bir şey almanıza gerek yok. Ancak sıkı giyinmenizi tavsiye ederim. En önemli ihtiyacınız pusula. Pusulanızı alıp sabit bir biçimde kuzeydoğu yönüne ilerleyin. Karşınıza çıkan kapıya parmak izi ve iris taraması yaptıktan sonra ilk oyununuza ulaşacaksınız. Bol şans!” Ses aniden kesildi. Akrep, iç çekerek elinde oyuncak gibi oynadığı pusulayı cebine attı. Eliyle eşya yığınını işaret etti. “Şurda. Siyah çantanın içinde. 105 saniyemiz var. Ve kapı ne kadar uzakta bilmiyoruz. Şaşkın şaşkın bakmayın da hareket edin.” Avcı kafasını sallayarak kızı onayladı. Hançer odaklanmak için duruşunu düzeltti. “Pekala, Avcı, Meka, İmparator.. Eşyaları toplayın. Kalın kıyafetler ve pusulalar. Akrep, kuzeydoğuyu bul ve yürümeye başla. En az bir kişi giriş yaparsa belki geri sayımı durdurabiliriz. Kalanlardan eşyalarını alan çıksın. Beden ölçü seçmeyin orada ayırırız.” Herkes itirazsız şekilde söyleneni uygulamak için hareketlendi. Platformun en ücra köşesinde, siyah bir demir kapının önünde duran 10 ajan önlerindeki devasa kapıya ve önlerindeki küçük kutuya bakıyorlardı. Herkes adeta ne tepki vereceğini şaşırmıştı. Aralarında görece en sakin olan Gölge beklenmedik bir biçimde bağırdı. “Bu beş adam boyundaki kapıyı bu sikko kutunun içindeki sikko bir şey mi açacak yani!” Fırtına kaşlarını hafifçe kaldırarak kıza baktı. “Gölge den beklenmedik patlamalar. Ben de en sessiz olan en dirayetlidir diye düşünüyordum küçük kız.” “Sen şimdi görürsün küçük kızı!” Gölge aniden Fırtına’ya doğru atıldı. Akrep, yanından hızla geçen kızı, ondan tarafa bile bakmadan adeta bir kedi yavrusu yakalar gibi kıyafetinden yakalayarak sabit tuttu. Gölge komik bir biçimde olduğu yerde öfkeyle çırpınmaya devam ederken Akrep umursamazca konuştu. “Bize oyun oynatmadan bu kapının açılacağını size düşündüren neydi bilmiyorum. Biriniz şu kutuyu açsın artık.” Hançer iç çekerek kutuya uzandı. “Oyunun kapının arkasında olmasını bekliyordum.” “Değil, kapı oyunun ta kendisi. Yoksa niye biyometrik veri girelim ki. Kapıya ulaşmamız için verilen süre bile oyunun parçası.” Hançer kutuyu açtı. Kutunun içinde üzerinde 1,2 ve 3 yazan 3 adet zarf ve küçük bir kart vardı. Kartın üzerindeki yazıyı sesli biçimde okudu. “Coğrafya konuştuğunda rakamlar saklanır. Kuzeyin ondalığı günün sırrını verir, doğunun ondalığı ise anahtarın parçalarını saklar. Üç nokta birleştiğinde sadece tek bir tarihe kilitlenmiş kapı açılır.” İmparator çenesini sıktı. “Eeeee sonuç.” “Sonuç bu işte.” Kırlangıç elini çenesine götürdü. Çenesini ovuşturarak “Bu bir ipucu olsa gerek. Bunu kaybetmeyelim. 1 yazan zarfı versene.” Hançer zarfı uzattı. “Hepsini açıp aynı anda çözsek nasıl olur? Vakit kazanmış oluruz.” Avcı başıyla kızı onayladı. “Katılıyorum. Platform soğumaya başladı. Tepemize yağmur da yağdırabilirler. Bir sonraki alana geçmemiz kurtuluşumuz olur. Çünkü belli ki bu oyunu oynayamazsak buradan çıkamayacağız.” Meka, doğrudan Akrep’e doğru yürüdü. Gölge ye doğru uzandı. “Akrep, Gölge’yi bırak. Gölge, sakin ol. Fırtına sen de ilkokul çocuğu gibi seviyorsan saçını çek yapmaktan vazgeç. Açım ve bu beni sinirli yapıyor.” Akrep söyleneni yapıp Gölge’yi bıraktı. “Gölge’nin kriptolama ile arası iyidir. Yapabiliyorsa çöze de bilir.” Gölge başını salladı. “Evet kriptolar çözerim sorun yok. Bakalım konu neymiş.” Hançer kutunun kapağını kapatmak üzereyken dikkatini siyah bir kese çekti. Keseyi kutudan dikkatlice çıkartıp, kutuyu yerine koydu. İçinden çıkan, tuşlu telefonları andıran garip cihaza baktı. “Elektronik dahiler bu nedir?” İmparator kızın elindeki cihaza uzandı. Cihazın yanında yer alan tuşa basılı tuttu. Ekranda radarı andıran bir görüntü belirdi. “Hiç aşina değilim. Daha önce buna benzer bir cihaz görmedim. GPS i andırıyor ama değil.” Bukalemun cihaza uzanıp eline aldı. “Yok deve! Eskiden kullandığımız cihazlara benziyor bu. Ama ona koordinat girer lokasyon alırdık. Bunun bildiğin klavyesi var.” Gölge uzaktan cihaza baktı. “Geliştirilmiş versiyon. Adres girip koordinat bulabiliyorsun. Koordinat girip adres bulabiliyorsun. Cihazın üzerinde çalışan ekipteydim. Ama hiç kullanılmadı. Bu prototipi imha ettiklerini sanıyordum.” Akrep yarım ağızla gülümsedi. “Ya da belki de sinyal kullanmaması gereken ekiplere verdiler.” Fırtına, 1 numaralı zarfı eline aldı. Açıp içindeki kartı okudu. “Ben, maviyle gri arasındaki bir denizin kuzey kıyısında gizlenen bir çıkış kapısıyım. Bana gelenler çoğu zaman gözlerden uzak, geceyle dost yolcular olmuştur. Kıyılarım geniş bir körfezin kucağında, tepelerin ardında saklanır. Bir sabah, sessizce kıpırdanan bir gemi benden ayrıldı; gün doğarken gökyüzü kızıl, rüzgâr ise batıdan eserken. Taşıdığı yolcu, tarih yazacak ilk adımını benden attı.” Meka öfkeyle soludu. “Başladı bizim mesai.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD