“Ne yani şimdi bizi deney faresi gibi bir yere kapattılar ve izliyorlar mı?”
Akrep sızlandı. Hançer gülümsedi. Akrep gibi çocukluktan yetişme bir ajanı sızlanırken görmeyi beklemiyordu.
“Görünüşe göre birilerinin duyguları var. Ve evet, aynen öyle yapıyorlar.”
Akrep gözlerini devirdi.
“Bu hallerimi yalnızca senin görme iznin var bıçakçı kız.”
“Kendimi özel hissettim. Belki herkesin görmesine izin vermelisin. Senden istedikleri bu.”
“Benden istediklerinin ta.. Öhöm. Neyse.”
“En azından senden ne istediklerini biliyoruz. Bizden ne istedikleri de meçhul.”
“Aslında o da belli. Benim gibi olmanızı bekliyorlar. Sadece bu bağ kurma işine anlam veremiyorum.”
“Takım ruhu Akrep. Futbol maçı gibi, Basketbol maçı gibi. Takım ruhu.”
Akrep iç çekti.
“Günün birinde benden bunu isteyeceklerse neden böyle yetiştirdiler ki!”
“Belki de yöntemlerinin yanlış olduğunu düşünüyorlardır. Ya da belki de dışarı farklı kendi içimizde farklı olmamız bekleniyordur. Bilmiyorum.”
Hançer omuz silkti. Gözü, biraz ileride seyreliyor gibi görünen ağaçlara takıldı.
“Şuraya bir bakalım mı?”
Eliyle gördüğü yeri gösterdi. Akrep, sessizce başıyla onu onayladı. İkisi birlikte açıklığa doğru yürümeye başladılar. Ellerindeki meyve bıçaklarını anlamsız biçimde sıkı sıkı tutuyorlardı. Her ne kadar yapay bir çevrede olsalar da neyle karşılaşacaklarını bilmemek, ikisini de huzursuz ediyordu.
Küçük açıklığa geldiklerinde, oranın boş olduğunu fark ettiler. Hançer bıçaktaki tutuşunu gevşetti ve gözlerini devirdi.
“Bizde şans olsa zaten..”
Akrep kafasını sağa sola salladı.
“Acaba burda kim vardı ve nereye doğru gitti? Daha da önemlisi biz onu nasıl bulacağız. Platformun ne kadar büyük olduğu hakkında hiçbir fikrimiz yok. İçerdeki hava şartları hakkında da fikrimiz yok.”
“Biz dönene kadar çadır işi biterse İmparator ve Meka ortalama bir hesap çıkartır.”
Umutsuzca açıklıktan ayrılarak başka bir yöne doğru ilerlemeye başladılar. İkisi, derin bir sessizlik içinde yürürken duydukları bir çıtırtı ile ikisi de aynı anda çıtırtının geldiği yöne doğru baktılar.
“Pekala” dedi Akrep ve ekledi “Arkama geç bıçakçı kız. Dönerek etrafı kontrol edelim. Her şey olabilir.”
Hançer, sorgulamadan kızın dediğini yaparak arkasına geçti. İkisi sırt sırta kendi etraflarında senkronize biçimde dönmeye başladılar.
“Temiz gibi” diye fısıldadı Hançer.
“Ben emin olamıyorum. Arada gölge gördüğüme eminim.”
“Gürültü çıkarıp üzerimize çekebiliriz.”
“Aynen, sonra da meyve bıçağı ile kendimizi korumayı deneriz.”
Hançer, Akrep’i haklı bulmuştu. Yine de ihtimaller üzerinde durmanın en iyisi olacağını düşünüyordu.
“Ama bizimkilerden biri de olabilir.”
“Olmaya da bilir, ihtimaller yarı yarıya.”
“Kötü bir şey olacak diye iyi şeylerin olma ihtimalini eleyemeyiz, ne olursa olsun iki kişiyiz.”
Akrep, kızın bu yaklaşımını enteresan buldu. Kendisi hep deneyler, hesaplar ve formüller üzerinden giden bir yapıya sahipti.
“Fazla düşünme altın kız, hayat geç kalanları affetmez. Ve bazen, deneysel olmak zorundayız.”
Akrep iç çekti.
“Bir kereden bir şey olmaz. Eğer bir şey olursa ve sağ çıkarsak bundan sonra hep benim yöntemimle ilerleriz.”
“Anlaştık” diyen Hançer aniden sesini yükseltti.
“Kim var orda!”
Adım sesleri yaklaşırken, iki kız da kulak kesildiler. Akrep bıçaktaki tutuşunu gevşetti. Ayaklarını birbirine yanaştırıp dövüş pozisyonundan çıktı.
“İnsan adımları” dedi. Hançer, dikleştirdiği omuzlarını düşürdü. Fırtına, elleri cebinde, gördüğü bir taşı tekmeleyerek ağaçların arasından çıktı. Kızlara bakıp omuz silkerek
“Kusura bakmayın. Saha ajanı alışkanlıkları” dedi. Akrep kafasını sağa sola salladı.
“Görünüşe göre ormanda değil, kapalı bir platformdayız.”
Fırtına suratını ekşitti.
“Nasıl yani?”
Hançer ellerini çırptı.
“Fazla vaktimiz yok, alana dönünce Meka ve İmparator anlatır. Önceliğimiz Becca ve Bukalemun’u bulmak. Kırlangıç ve Gölge muhtemelen tepemizdekinin gökyüzü değil led ekran olduğunu anlamıştır.”
“Led mi ekran?”
Akrep gözlerini kocaman açtı.
“Gök gürültüsü çocuk acelemiz var haydiiii!”
Fırtına ellerini havaya kaldırdı.
“Pekala hanımlar. Nasıl isterseniz. Bu arada, alanla ilgili bildiklerinizi bana yolda anlatın.”
Hançer başıyla onu onayladı. Arka cebine soktuğu bıçaklardan birini uzattı.
“Bunu al.”
“Kendimizi meyve bıçağıyla korumak mı? Aklımı yitirmeme 5 saniye gibi bir süre kaldı.”
“Başka opsiyonumuz olsaydı meyve bıçağıyla mı gezerdik gerizekalı?”
“Binbaşı gergin. Okey hadi.”
Fırtına önden yürümeye başladı. Akrep, hızla olanları özet geçiyordu. Fırtına dikkatle dinlerken aniden durdu.
“O zaman basit bir hesapla yanlış yolda ilerliyoruz. Anlattıklarınıza göre Merkezin etrafında bir çember halinde yerleştirdiler. Ve kimse bu açıklıklardan fazla uzaklaşmış da olamaz.”
Eliyle sağını işaret ederek
“O tarafa doğru yürümeliyiz.”
Fırtına’nın görüşleri, herkesi daha kolay bulmalarına yardımcı olmuştu. Sırayla Bukalemun, Kırlangıç, Gölge, Becca‘yı da bulduktan sonra geldikleri yöne doğru yürümeye başladılar.
Açıklığa geldiklerinde çadırların kurulmuş olduğunu gören Hançer gülümsedi. Meka ve İmparator adeta devrilmiş vaziyette hararetle platformun büyüklüğünü bulmaya çalışırlarken, Avcı eşyaları kurcalıyordu. Diğerleri ise henüz olanların şokunu tam olarak atlatamamışlardı. Hançer sesini yükselterek
“Evet arkadaşlar, ne durumdayız?” diye sordu. Avcı sinirle soludu.
“Acıktık ve yiyecek hiçbir şey yok”
Meka gözlerini büyüttü.
“Avlanalım mı yani?”
“Avlanacak bir şey de yok”
Fırtına omuz silkti.
“Görünüşe göre burada eşya olsa da avlanacak hayvan da yok”
İmparator kaşlarını çattı.
“Ne olduğunu bilmediğimiz bir platformda aç ve susuz muyuz? Doğru mu anladım?”
Kalan 8 kişi İmparator ve Meka’nın şaşkınlığına gülümsedi. İlk cevap veren Akrep oldu.
“Ne sanıyordunuz ki? Pozitif düşünün, aç susuz işkenceye de maruz kalabilirdiniz. Ama sanırım o etaba giremedik henüz.”
Bulduğu ilk yere kendini atıp ayaklarını uzattı. Ellerini arkasına koyarak kendisini destekledi.
“Tek merak ettiğim konu neden burada olduğumuz. Talk showa falan katıldık da haberimiz mi yok acaba?”
Becca, kahkaha attı. Kimse Becca’nın gülmesini beklemiyordu. Kendisine bakan gözlere omuz silkti.
“Haklı” derken hala gülümsüyordu.
“Ciddiyetsiz ama haklı. Dahası, bu kadar çocuk oyunu dönerken ben de ciddi olmaktan vazgeçtim.”
Becca da kendisini bulduğu ilk yere attı. Elleriyle saçlarını tarayarak, uzun saçlarının arasındaki tozu silkeliyordu.
Herkes bulduğu yerlere oturmaya başladı. Neden orada olduklarına dair fikir yürütüyorlardı. Bir yanda Meka ve Fırtına ortalama alan hesabı yapmaya çalışırlarken, diğer yanda Kırlangıç, Gölge ve İmparator tavandaki lede bakarak ortalama piksel sayısını bulup bulamayacaklarını konuşuyorlardı. Hançer ve Avcı, daha temel sorunlara odaklanmışlarken, Becca, Bukalemun ve Akrep ise ellerindeki eşyalarla neler yapılabileceğini ön görmeye çalışıyorlardı.
Herkesin dikkatini dağıtan ses platformda yankılandı.
“Anka Timi. Platform 9.05’e hoş geldiniz.”
Akrep dişlerini sıktı. Öfkesi belirgindi. Gözlerini bariz biçimde devirdi.
“Burada sizlerle becerilerinizi geliştirecek ve test edecek birkaç oyun oynayacağız. Seçenekleriniz arasında bu oyunu oynamamak da var. Ancak oynamazsanız, çıkışa da ulaşamazsınız. Oynamaya karar verirseniz ilk oyununuz yarın sabah anons edilecek.”
Sözlerin ardından ses kesildi. Alan derin bir sessizliğe bürünmüştü. Kırlangıç tek kaşını havaya kaldırdı.
“Yok daha neler. Bizi burada ölüme terk edecek değiller ya!”
Akrep alaycı ve abartılı bir kahkaha attı. Herkes, verdiği tepki sebebiyle Akrep’e bakıyordu. Akrep tek kaşını havaya kaldırdı.
“Ne! Ederler bu arada. Umurlarında olmayız. Teşkilatta herkesin her zaman bir alternatifi olur.”
Meka oturduğu yerden kalkıp alanın içinde volta atmaya başladı.
“Teyit etmek için söylüyorum. Akşam yemeği yedik, bizi bayılttılar. Buraya getirip attılar. Birbirimizi bulmamız için hiçbir ipucu bırakmadılar. Aç ve susuz halde bizden oyun oynayıp burdan çıkmamızı bekliyorlar.”
Hançer gülümsedi.
“Aynen öyle.”
Becca omuz silkti.
“İstihbarat oyun parkı değil. Bu da bizim ilk aç kalışımız değil.”
İmparator afallamıştı.
“Siz şimdi eğitimlerinizi alırken bu şartlarda aldığınızı mı söylüyorsunuz?”
Bukalemun kafasını ağır ağır sallayarak onayladı.
“Hatta bu şartlarda işkence bile gördük. Deşifre olursanız daha fazlası bile olabilir. Ama daha azı olamaz.”
Meka iki parmağı ile burnunun kemerini sıkıştırdı.
“Beklediğim bu değildi.”
Akrep ayağa kalktı. Meka’nın önüne doğru yürüdü. Bir elini adamın omzuna koydu. Yarım ağızla gülümsedi.
“Teşkilata hoş geldin çaylak. Şanslısın. Tüm bunlara ek uykusuz da bırakılabilirdin.”
Tüm ekip, oyunu oynamaya mecbur olduğunun bilincinde, var olan imkanlarını ve çevrelerini kontrol ediyordu. Kubbenin ekranı hala gündüzü gösterirken Akrep esnedi. Kendini uykusuz ve yorgun hissediyordu. Bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı. Ancak anlam veremiyordu.
“Millet! Bizi yeniden bayıltmak için gaz falan veriyor olabilirler mi?” diye sordu. Hançer, elindeki malzemeleri bırakıp kıza doğru yanaştı.
“Bir sorun mu var?”
“Sorundan çok.. Halsiz hissediyorum. Daha çok uykum gelmiş gibi de denebilir. Bu normal değil bu saatlerde uykum gelmez.”
Hançer etrafına bakındı. Başka kimsenin uykusu gelmiş gibi görünmüyordu. Hançer eliyle herkese gelmesini işaret etti. Bütün ekip, Akrep’in çevresinde toplandı. Hançer Akrep’i muayene ederken sordu.
“Başka böyle hisseden var mı?”
Herkesten hayır cevabını almıştı. Hançer, muayene ediyor, ancak hiçbir şey bulamıyordu. Sıkıntıyla ofladı.
“Hiçbir şey göremiyorum. Gazın yan etkisi gibi de durmuyor.”
Becca kaşlarını çattı.
“Ya dışarda geceyse?”
Hançer anlam verememişti.
“Nasıl yani?”
“Yani dışarda geceyse ve biz burada gündüzü yaşıyor gibi hissediyorsak? Bize o simülasyonu veriyorlarsa?”
Hançer gülümsedi.
“Çok mantıklı! Uyku düzenin var mı Akrep?”
Akrep kafasını salladı.
“Var. Belirli saatlerde uyur uyanırım.”
“Uykunun gelme nedenini bir tek Becca’nın argümanı açıklıyor. Muhtemelen dışarda gece. Haliyle vücudun alışık olduğu ritimde uykusu geliyor.”
Meka eliyle alnına vurdu.
“Muhtemelen çoğumuz ışıktan uyuyamayacağız. Ve muhtemelen tam uyuyacakken de oyuna kalkmamız gerekecek. Yani şanslı falan değilim uykusuzuz.”
İmparator nefes verdi.
“Sınırlarımızı iyice zorlayacaklar yani.”
Gölge elini şıklattı.
“Bingo çaylak! Aynen niyetleri o.”