“Saçmalık! Adamlar oturmuşlar bunun dört tane tekeri olanını yapmışlar biz neden iki tanesinin üzerinde gidiyoruz ki!”
Kırlangıç’ın isyanı Kale’nin bahçesinde yankılanırken İmparator, çıldırmak üzereymiş gibi hissediyordu. Bukalemun, köşede bir sigara yakmış, umutsuzca Kırlangıç’ı izliyordu. Kıza temel sürüş yöntemini öğretmekten ilk pes edenlerden biriydi.
Becca, tedirgince Bukalemun’un yanına yanaştı. Kendisini görmediğini sanıyordu. Tam konuşmaktan vaz geçip geri gidecekken Bukalemun
“Dinliyorum, Becca.”
Kızın adı dudaklarından adeta bir şarkı söyler gibi ahenkle dökülüyordu. Becca’ya olan hayranlığını buradan da anlayabilirdiniz. Ancak Becca, yıllarca Bukalemun’dan hoşlanmış, kendisine ilgisi olmadığını düşünmüş, sonra bu duygularından vazgeçmiş ve görevin içinde hiç aşık olmaması gereken birine aşık olmuştu. En azından, aşık olduğunu sanıyordu. Genç kadın hiç farkında olmasa da o adamı zihni, Bukalemun’un tam aksine açık bir kitap gibi okunabildiği için tercih etmişti. Duyguları tamamen bir yanılsamaydı. Ancak Becca henüz sorgulama aşamasındaydı. Bu adamdan kaçarken, neden Bukalemun dan ilk kaçtığı zamanki gibi acı çekmediğini sorguluyordu. Nihayet cesaretini toplayan Becca :
“Sence bu akşam eve gidebilir miyiz?”
“Sanmıyorum güzellik.”
Becca umutsuzca kendini yere attı. Dizlerini yavaşça göğsüne çekti. Kollarını dizlerinin etrafına sarıp başını dizlerine yasladı.
Akrep, ayaklarını uzatmış, ellerinden aldığı destekle akşam güneşinin yüzüne vurmasının tadını çıkartıyordu. Meka, yanına gidip oturdu. Cebinden çıkardığı sigara paketini uzattı. Akrep, hiç ona bakmadan paketten bir sigara çekti. Atilla elindeki çakmağı uzattı.
“Kızda ışık var, İmparator beceremiyor gibi.”
“İmparatordan o iş çıkmaz bence zaten. Sabırsız.”
“O kadar sabrın varsa sen neden öğretmeyi denemiyorsun?”
Akrep yüksek bir kahkaha attı. Meka, ilgisini çekmeyi başarmıştı. Ellerinden destek almaktan vazgeçerek öne doğruldu. Kibar bir gülümseme ile Meka’ya baktı. Meka yarım ağızla gülümsedi.
“Can çekişmelerini izlemekten zevk alıyorsun.”
Meka’nın doğru tespiti kızı şaşırtmaya yetişti. Şaşkınlıkla ağzının aralanmasına engel olamadı. Bu duruma hazırlıksız yakalanmıştı. Akrep, herkesçe ön görülemezdi. İlk defa biri Akrep konuşmadan Meka onu ön görmeyi başarmıştı. Meka, beklenmedik bir biçimde işaret parmağı ile kızın çenesini yukarı doğru itti.
“O güzel ağzını biraz daha kapatmazsan sinek kaçacak prenses. Ve bu arada, gülmek sana çok yakışıyor.”
Sesi buğuluydu. Akrep’in içinde anlam veremediği bir kıpırtı, daha önce hissetmediği bir sıcaklık oluşmaya başlamıştı. Meka’nın odunsu parfümü ilk defa dikkatini çekmişti. Sanki birden burnuna doluyor gibi hissetmişti. Anlamsızca kalp atışları hızlanmaya başlayınca aniden ayağa zıpladı ve Kırlangıç’a doğru yürüdü.
“Açılın ben doktorum!” diye bağırarak Kırlangıç’ın başındaki kargaşanın arasına girdi. Herkes aniden susup kendisine bakınca kahkaha attı.
“Dikkatiniz de hemen dağılıyor. Bu Hançer’in repliğiydi pardon. Her neyse, evet kodcu kız, kimse sana kocadan hoca olmaz demedi mi?”
Kırlangıç duyduğu cümleyle birlikte kızarıp önüne baktı. Motor konusunda üzerinde bir baskı hissediyordu. Bir de koca kelimesini duyunca, iyice utanmıştı. Gözleri dolu dolu, motorun ekranına bakıyordu.
“Basit bir CB 650F sürecek yahu ne kadar zor olabilir?” diye inleyen İmparator’a, Akrep, keskin bakışlar gönderdi.
“O fotoğraflarda bindiğin motordan sonra sana basit geliyor olması bu kızın bunu yapmak zorunda olduğu anlamına gelmiyor. Şimdi çekilin ve ekipmanlarınızı giyinin 15 dakika içinde harekete geçeceğiz.”
İmparator kollarını bağlayıp kıza baktı.
“Bu işi 15 dakikada halledeceğini mi iddia ediyorsun?”
İmparator’un bu ukala tavrı Akrep’i kızdırmak için yeterli olmuştu. Bir adımla İmparator ile arasındaki mesafeyi kapattı. Ani bir hareketle adamı yakasından tutup aşağı doğru çekerek, gözlerini kendi gözü ile aynı hizaya getirdi. Donuk, soğuk ve keskin bakışlarını adamın gözlerine dikti.
“İddia etmiyorum, vaat ediyorum. Uzaklaş zekadan zengin incelikten fakir çocuk. Ve doğarken ağzına verdikleri gümüş kaşığı da çıkartmayı unutma. Burası abinin imparatorluğu değil. Ve bir daha sesini yükselttiğini minik kulaklarım işitirse maazallah akrep zehrinden öteki tarafa göç edersin.”
Sesi oldukça tehditkardı. İmparator, alaycı bir gülümseme ile kıza baktı. Yakasını bırakması ile geri çekilip kollarını bağladı.
“Vuuu. Teşkilatın altın ve tehlikeli kızı. Çok korkunç bak dizlerim titriyor.”
Akrep, kendisine verilen tepkiye karşılık vermemeyi tercih etti. Gereksiz bir ego yarışına girmeyecek kadar özgüvenli bir kadındı. Ve isterse İmparator’u oracıkta öldürebileceğini biliyordu. Ama bir şekilde adamın kendisine meydan okumasını sevmiş, dişli olması, kızın kendi içinde onu ekip arkadaşı olarak kabul edebilmesine öncü olan ilk hareketi olmuştu.
“Şimdi Kırlangıç. Öncelikle derin bir nefes al ve korkmayı bırak. Bisiklet sürmeyi biliyor musun?”
“Evet biliyorum”
“İnan bana bu daha basit. Motorlar, hızlandıkça dengesini bulan araçlardır. İnternetin kurdusun, ghost rider videolarını bilirsin. Mantık budur. Sağ ayağının altında arka fren var. Yavaşlatır. Sol ayağının orda vites var, ki sıralamayı beş yüz defa gereksiz biçimde anlattılar. Sol elinin altındaki debriyaj. Sağ elinin altındaki ön fren. Manuel araba sürebiliyor musun?”
“Evet sürüyorum”
“Mantık aynı, dengeni bulduğunu hissedene kadar yerden ayağını kaldırma, dengeni kaybettiğini hissedene kadar yere ayağını koyma. Frenleri de limon sıkar gibi sık. Şimdilik bizim aramızda git, yarın evde, sokakta bir yerde boş alan bulur çalışırız. Sadece şuan eve gidecek kadar durup kalkabilmen yeterli. Hadi şu karşıya kadar gidip dur” derken eliyle bir ağacı işaret etti. Kırlangıç başıyla kızı onayladı. Derin bir nefes alıp geri verdikten sonra, kendisine söylenenleri harfiyen uyguladı ve söylenen yere doğru hareket etti. Kendisine tam söylenen yerde durunca, motorun yan sehpasını indirdi ve omzunun üzerinden Akrep’e baktı. Gözleri sevinçle ışıldıyordu. Kaskını çıkarıp Akrep’e doğru koştu ve sımsıkı sarıldı.
“Teşekkür ederiimmm! İyi ki varsın!” diye ciyakladı. Akrep, ilk defa birisinin kendisine sarılmasından ötürü garip bir hisse kapılmıştı. Kızın kendisine sarılmasıyla kasıldı. Tek eliyle sarılmasına karşılık verdi.
“Biraz daha sıkarsan boğularak ölen ilk akrep ben olacağım.”
Kırlangıç, hafif utanarak geri çekildi. Saçını kulağının arkasına sıkıştırdı. İmparator’a bakıp şımarık bir kız çocuğu gibi dil çıkardı ve seke seke motoruna doğru ilerledi. İmparator, başının aşağı yukarı salladı.
“Hakkını yiyemem, vaatlerini yerine getiriyorsun deli.”
“Deli konuşur ve yapar. Ölmek istemiyorsan bir daha bağırma.”
İmparator, teslim olur gibi ellerini havaya kaldırdı.
“Anlaşıldı. Bugün sen kazandın.”
“Ben her zaman kazanırım.”
Akrep, başarmışlığın verdiği özgüvenle motoruna doğru ilerledi. Hemen yanında Meka’nın motorunun olduğunu fark etmemişti. Meka, gülümseyerek kıza baktı.
“Kaçmak için yapamayacağın şey yok prenses.”
“Kaçmadım. Bu saçmalıktan sıkılmıştım.”
“Ya da Kırlangıç’a sempati duydun.”
“Ben kimseye sempati duymam.”
“Aynen aynen. En sert, en acımasız, en duygusuz ve en ön görülemez sensin. Madem öylesin, nasıl seni ön görebildim?”
“Sen dahi falan değil miydin? Benimle konuşmayı kesip gidip icat falan yapsana. Ya da ne bileyim git bak bakalım ben bize tahsis edilen villa da mıyım?”
“Daha iyi bir fikrim var, intercom bağlantılarını kontrol edeyim mi? Böylece 10 kişi konuşarak koordine gideriz.”
“Benden uzak dur da istersen git kafanı taşlara vur umurumda değil.”
“Çok eğleneceğiz.”
Meka kıkırdarken Akrep başını sağa sola salladı. Ancak Meka’nın eğlencesi Hançer’in sesiyle bölündü.
“Arkadaşlar ufak bir sorunumuz var. Sanırım eve gidemiyoruz. Burada yazılan adres.. Yani bu bir adres değil. Sanırım ikinci görevimiz adresi bulmak için bu bilmeceyi çözmek.”
Avcı kafasını sağa sola salladı.
“Şaka yapıyor olmalısın.”
“Fazlasıyla ciddiyim.”
Gölge belirgin bir iç çekişle kafasını geri attı.
“Sadece eve gidip yemek yemek ve bugünü unutmak falan istiyorum neden her şey bu kadar zor ki!”
Fırtına giydiği kaskı kafasından çıkarttı.
“Okusana ne yazmışlar merak ettim.”
“Taşların sessizliğiyle büyüyen bir tepe var; her sabah doğuya baktığında sessiz bir selam verir.
Bir yoldan ayrılır, iki çınarın gölgesini geçersin — biri nöbet tutar, diğeri zamanı sayar.
Yolun taşları sıra sıra dizilidir, her biri bir bakışla sınar adımlarını.
Kapısında bayrak dalgalanmaz ama rüzgâr hep aynı yöne eser.”
Bukalemun dirseklerini deponun üzerine koydu. Kafasını ellerinin arasına aldı ve mırıldandı.
“İşte şimdi sıçtık.”