Herşey yolundaymış gibi
SON NEFESİME KADAR
1. Bölüm: Her Şey Yolundaymış Gibi
Sabahın ilk ışıkları perdelerin arasından süzülürken Sevda, mutfakta kahvaltı hazırlıyordu. Evin içini yeni demlenmiş çayın kokusu sarmış, tavada kızaran yumurtaların sesi sessizliği bozmuştu. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir aile sabahıydı. Bir anne kahvaltı hazırlıyor, çocuklar birazdan uyanıyor, baba işe gitmeden önce eşinin yanağına bir öpücük konduruyordu.
Sevda için mutluluk tam olarak buydu.
Büyük evler, pahalı arabalar ya da başkalarının imrenerek baktığı hayatlar istemiyordu. Kadir akşamları eve sağ salim dönsün, İrem okuldan gülerek gelsin, Aras gece yatağına korkmadan girsin… Ona göre bir insanın isteyebileceği en güzel şey, sevdiği insanların aynı çatı altında nefes almasıydı.
Ama insan bazen elindekilerin kıymetini, onları kaybetme ihtimaliyle karşılaşana kadar anlayamıyordu.
Sevda bu düşünceyi aklından uzaklaştırıp çaydanlığı kapattı. Sonra merdivenlere doğru seslendi.
Sevda: İrem! Aras! Hadi çocuklar, kahvaltı hazır. Okula geç kalacaksınız!
Üst kattan önce küçük ayak sesleri, ardından Aras'ın uykulu sesi duyuldu.
Aras: Anneee, bugün okula gitmesem olmaz mı?
Sevda gülümseyerek başını kaldırdı.
Sevda: Olmaz, küçük bey. Dün de gitmek istemiyordun. Böyle giderse okul müdürüyle arkadaş olacağım.
Aras: Ama karnım ağrıyor.
Sevda: Az önce odanda zıplayıp duruyordun. Karnın ne ara ağrımaya başladı?
Aras merdivenlerin son basamağında durup annesine baktı. Dağınık saçları ve mahmur gözleriyle masum görünmeye çalışıyordu.
Aras: Okula gitmeyi düşününce ağrıyor.
Sevda kahkaha attı.
Sevda: Hadi oradan, küçük düzenbaz! Gel buraya.
Aras koşup annesinin beline sarıldı. Sevda eğilip oğlunun saçlarını öptü. Altı yaşındaki bu küçük çocuk, evin neşesiydi. Ne zaman ortam gerilse saçma sapan sorular sorar, herkesin yüzünü güldürmenin bir yolunu bulurdu.
Biraz sonra İrem de merdivenlerden indi. On dört yaşındaki kızının yüzünde ergenliğin getirdiği o tanıdık memnuniyetsizlik vardı. Saçlarını alelacele toplamış, telefonunu elinden bırakmadan mutfağa girmişti.
Sevda: Günaydın, prenses.
İrem: Günaydın anne.
Sevda: Telefonu masaya bırakır mısın? En azından kahvaltı boyunca yüzünü görebileyim.
İrem: Anne, daha sabahın köründe başladın.
Sevda: Sabahın köründe değil, saat yedi buçukta başladım. Bir de bana sor, geceden beri kaç kere kalkıp sizin çantalarınızı kontrol ettim.
İrem: Ben artık büyüdüm. Çantamı kendim hazırlayabilirim.
Sevda kızının yüzüne dikkatle baktı. Bir zamanlar kucağında uyuyan, düştüğünde koşarak annesine sarılan o küçük kızın yerinde artık kendi kararlarını vermek isteyen genç bir kadın vardı.
Sevda: Büyüdüğünü biliyorum, kızım. Ama benim gözümde hâlâ küçüksün.
İrem'in yüzü yumuşadı. Telefonunu masaya bırakarak annesine baktı.
İrem: Sen de her şeyi kafana takmayı bıraksan biraz.
Sevda: Onu da sen büyüyünce düşünürüz.
Tam o sırada Kadir mutfağa girdi. Gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırmıştı. Her zamanki gibi yüzünde hafif bir gülümseme vardı. Sevda onu görünce istemsizce gülümsedi.
Kadir: Benim güzel ailem ne konuşuyor bakalım?
Aras hemen babasına koştu.
Aras: Baba, annem bugün okula gitmem için bana baskı yapıyor.
Kadir ciddi bir ifadeyle oğlunun karşısına çömeldi.
Kadir: Öyle mi? Bu çok büyük bir mesele.
Aras başını salladı.
Kadir: O zaman sana bir teklifim var. Bugün okula gidersen akşam eve geldiğimde seninle araba yarışı oynayacağız.
Aras'ın gözleri parladı.
Aras: Gerçekten mi?
Kadir: Söz veriyorum.
Aras: Tamam! Anne, ben gidiyorum. Çantam nerede?
Sevda ellerini beline koydu.
Sevda: Demek bir araba yarışıyla bütün hastalığın geçti!
Kadir kahkaha attı. Sevda da ona katıldı. O sabah evin içinde kahkahalar yükselirken kimse, bu sıradan anların bir gün hatırlanacak en değerli hatıralara dönüşeceğini bilmiyordu.
Kahvaltıdan sonra çocuklar hazırlandı. Kadir, Sevda'nın yanına yaklaşarak alnından öptü.
Kadir: Akşam yemeğinde ne var?
Sevda: Daha sabah oldu, Kadir. Akşamı da mı düşünmeye başladın?
Kadir: Senin yaptığın yemekleri düşünmek suç mu?
Sevda: Sana göre değil. Ama dün yaptığım sebze yemeğini beğenmeyen kimdi acaba?
Kadir: Ben öyle bir şey yapmadım.
Sevda: Tabii, tabii. Tabağına bakıp yarım saat iç geçiren bendim zaten.
Kadir gülerek ellerini kaldırdı.
Kadir: Tamam, suçluyum. Bugün ne yaparsan yiyeceğim.
Sevda: Bunu yazılı olarak alayım.
Kadir eşini kendine çekip yanağından öptü.
Kadir: Seni seviyorum, kadın.
Sevda'nın yüzünde sıcak bir gülümseme belirdi.
Sevda: Ben de seni seviyorum, adam.
Kadir kapıya yöneldiğinde Sevda bir an duraksadı. İçinde tarif edemediği bir sıkıntı vardı. Son günlerde Kadir'in yüzünde fark ettiği solgunluk, zaman zaman içine çektiği derin nefesler ve geceleri uyandığında onu yatağın kenarında otururken bulması… Bunların hepsi zihninin bir köşesinde birikmişti.
Kadir son zamanlarda eskisi kadar enerjik değildi. Bazen merdivenleri çıkarken duruyor, bazen de elini göğsüne götürerek kısa süreliğine gözlerini kapatıyordu. Her sorduğunda yorgun olduğunu söylüyordu.
Sevda: Kadir, bir şey soracağım.
Kadir kapının önünde durdu.
Kadir: Sor, hayatım.
Sevda: İyi misin sen gerçekten?
Kadir'in yüzündeki gülümseme bir anlığına silindi. O kadar kısa sürdü ki Sevda bunun farkına bile varmadı. Ardından Kadir yeniden gülümsedi.
Kadir: İyiyim. Neden sordun?
Sevda: Bilmiyorum. Son zamanlarda çok yorgun görünüyorsun. Geceleri de doğru düzgün uyumuyorsun.
Kadir: İşler biraz yoğun. Bir de kafama taktığım birkaç mesele var. Geçer.
Sevda kaşlarını çattı.
Sevda: Doktora gidelim o zaman.
Kadir: Sevda, gerçekten iyiyim.
Sevda: Ben de sana hasta olduğunu söylemiyorum. Kontrol ettirelim diyorum. Ne var bunda?
Kadir eşinin ellerini tuttu.
Kadir: Tamam, söz. En kısa zamanda giderim. Şimdi geç kalıyorum. Akşam konuşuruz, olur mu?
Sevda isteksizce başını salladı.
Sevda: Sözünü unutma.
Kadir: Unutmam.
Kapı kapandığında Sevda birkaç saniye olduğu yerde kaldı. Sonra derin bir nefes alıp mutfağa döndü. Kendi kendine gereksiz yere endişelendiğini söyledi. Kadir yıllardır çalışıyordu. Yorulması normaldi. İnsan bazen sevdiği kişiyi kaybetmekten o kadar korkuyordu ki ortada hiçbir şey yokken bile kötü ihtimaller düşünmeye başlıyordu.
Oysa Kadir'in sakladığı gerçek, Sevda'nın tahmin edebileceğinden çok daha ağırdı.
***
Kadir arabasına bindiğinde gülümsemesi yüzünden silindi.
Direksiyona iki eliyle tutunup başını öne eğdi. Göğsünde hissettiği baskı yeniden başlamıştı. Birkaç saniye boyunca gözlerini kapattı. Nefesini düzene sokmaya çalıştı. Sonra torpido gözünü açarak içindeki ilaç kutusunu çıkardı.
Titreyen parmaklarıyla bir ilaç aldı ve su içti.
Telefonu çaldığında irkildi. Arayan hastaneydi.
Kadir: Efendim?
Karşıdaki ses sakin ama ciddiydi.
Doktor: Kadir Bey, sonuçlarınız hakkında yeniden görüşmemiz gerekiyor. Bugün gelebilir misiniz?
Kadir gözlerini kapattı.
Kadir: Doktor Bey, geçen sefer konuşmuştuk.
Doktor: Evet, konuştuk. Ancak durumunuzu yeniden değerlendirmemiz ve tedavi seçeneklerini ayrıntılı biçimde ele almamız gerekiyor. Lütfen bu görüşmeyi ertelemeyin.
Kadir boğazında düğümlenen acıyı yutmaya çalıştı.
Kadir: Tamam. Öğleden sonra gelirim.
Telefon kapandıktan sonra uzun süre hareket edemedi. Direksiyonun üzerindeki ellerine baktı. O ellerle çocuklarını kucağına almış, İrem'in bisiklet sürmeyi öğrenmesine yardım etmiş, Aras'ı omuzlarında taşımıştı. Sevda'nın ellerini tutarak ona bir ömür boyu yanında olacağına söz vermişti.
Şimdi ise o sözün ne kadarını yerine getirebileceğini bilmiyordu.
Henüz kimseye söyleyememişti. Ne Sevda'ya ne de ailesinden başka birine. Doktorun söylediklerini her hatırladığında içinde bir şeyler parçalanıyordu. Hastalığının ne anlama geldiğini biliyordu ama önünde ne kadar zaman kaldığını kesin olarak bilmiyordu.
En çok da Sevda'nın gözlerinin içine bakıp hiçbir şey olmamış gibi davranmak zoruna gidiyordu.
Onu korumak istiyordu. Çocuklarını korumak istiyordu. Fakat gerçeği saklamanın onları korumak mı, yoksa acıyı daha da büyütmek mi olduğunu kendisi bile bilmiyordu.
Telefonunu eline aldı. Ekranda Sevda'nın fotoğrafı vardı. Birlikte çekildikleri eski bir fotoğraf… Sevda gülüyordu, Kadir de ona bakıyordu. Fotoğraftaki mutluluk o kadar gerçekti ki Kadir'in gözleri doldu.
Fısıltıyla konuştu.
Kadir: Ne olur, biraz daha zamanım olsun.
Ardından arabayı çalıştırdı.
O gün eve döndüğünde yine gülecek, çocuklarıyla şakalaşacak, Sevda'ya gününün nasıl geçtiğini soracaktı. Hiçbir şey belli etmeyecekti. Çünkü henüz hazır değildi. Sevdiği kadının gözlerinde korkuyu görmekten, çocuklarının hayatının bir anda değişmesine tanık olmaktan korkuyordu.
Ama zaman, kimsenin korkularına göre ilerlemiyordu.
Ve Sevda, o sabah kapıdan çıkan adamın yalnızca yorgun olduğunu sanırken, aslında ailesinin geleceğini değiştirecek büyük bir sırrın çoktan hayatlarına girdiğinden habersizdi.
Bazı vedalar son bir sarılmayla başlamazdı.
Bazen bir adam, sevdiği kadının alnından öper ve akşam eve döneceğini söylerdi.
Bazen bir anne, çocuklarının kahvaltısını hazırlarken hayatının en güzel günlerinden birini yaşadığını bilmezdi.
Ve bazen, her şey yolundaymış gibi görünen bir sabah, bir ailenin bütün dünyası sessizce değişmeye başlardı.