Yağmur, sanki gökyüzü kendini cehennemin kapılarına vuruyormuş gibi, limanın üzerine kırbaç darbeleriyle iniyordu. Haydarpaşa’nın devasa vinçleri, gecenin içinde paslı iskeletler gibi uzanıyor, tepelerindeki kırmızı uyarı ışıkları ıslak metalin üzerinde ürkütücü yansımalar bırakıyordu. Siyah minibüs, konteyner sıralarının oluşturduğu labirentte yılan gibi kıvrılarak ilerledi ve rıhtımın en tenha noktasında durdu. Rüzgârın uğultusuna, uzaktaki bir geminin buğulu düdüğü karışıyordu. “Pozisyonlara,” dedi Araf’ın buz gibi sesi, aracın içindeki boğucu sessizliği keserek. Kimse cevap vermedi. Sürgülü kapı gürültüyle açıldı. Taner ve yanındaki iki adam, yüzlerine kar maskelerini çekmiş, ellerinde uzun namlulu silahların bulunduğu çantalarla dışarı fırladılar. Rüzgârda bir an sendeledikten sonra

