BÖLÜM 5: HAYALET

519 Words
Anahtarın kilite girmesiyle çıkan o metalik, soğuk ses, Berçim’in evindeki sessizliği bıçak gibi yardı. Kapıyı kapattığında, sırtını çelik yüzeye yaslayıp derin bir nefes aldı ama ciğerlerine dolan hava ona ait değildi. Sanki Araf’ın arabasındaki o tütün ve deri karışımı koku, görünmez bir sis gibi peşinden içeri sızmış, duvarlarına sinmişti. Ayakkabılarını çıkarmadan salona yürüdü. Işıkları açmadı. Sokak lambalarının turuncu aksi, perdelerin arasından süzülüp yerdeki toz tanelerini aydınlatıyordu. Evi… Burası gerçekten bir ev miydi? Yoksa görev süresince kullandığı, içinde ruhu olmayan mobilyaların dizildiği bir sahne dekoru muydu? Aynadaki yansımasına baktı. Gördüğü kadın, Emniyet’in gururu Komiser Berçim değildi artık. Dudaklarında hala bir suç örgütü liderinin, bir katilin öpücüğünün hayaleti dolaşıyordu. Elinin tersiyle dudağını sertçe sildi, canını acıtmak istercesine bastırdı. Ama o his, o yasak sıcaklık, teninden değil zihninden silinmeliydi. "Lanet olsun," diye fısıldadı karanlığa. Sesi, boş odalarda yankılandı. Ceketini fırlatıp banyoya girdi. Musluğu sonuna kadar açtı. Soğuk su avuçlarına dolarken yüzünü yıkadı. Bir kez, iki kez, üç kez… Sanki su, üzerindeki o tuhaf suç ortaklığı kirini akıtabilecekmiş gibi. Başını kaldırdığında aynadaki gözleri kızarmıştı. Sadakatine ihtiyacım var, demişti Araf. Sadakat. Bu kelime, şu an boğazını sıkan bir urgan gibiydi. Kime sadıktı? Yasaya mı, yoksa onu anlayan tek adama, yani avına mı? Yatak odasındaki gardırobun en alt çekmecesini açtı. Eski kıyafetlerin altına gizlenmiş, dışarıdan bakıldığında sıradan bir tuğla telefonu andıran cihazı çıkardı. Kriptolu hat. Parmakları tuşların üzerinde bir an duraksadı. Rapor vermek zorundaydı. Bu, oyunun kuralıydı. Eğer şimdi duraksarsa, eğer şimdi sessiz kalırsa, o uçurumdan aşağı düşmeye başlamış demekti. Numarayı tuşladı. Üçüncü çalışta açıldı. "Konuş," dedi hattın diğer ucundaki ses. Emniyet Müdürü Adnan. Sesi her zamanki gibi mekanik, duygudan arındırılmış ve talepkardı. "Uyudun mu?" diye sormazdı Adnan, "Yaşıyor musun?" diye sormazdı. Sadece rapor isterdi. Berçim boğazını temizledi, sesine o tanıdık, buz gibi profesyonelliği giydirdi. "Sevkiyat tamamlandı. Gümrük sahasından sorunsuz çıktılar. Malın depoya girişi gece 03.45 sularında gerçekleşti. Herhangi bir polis müdahalesi olmadı." Kısa bir sessizlik oldu. Hattın ucundaki adamın nefes alışını bile duymuyordu. "Kendi ekiplerimizi o bölgeden çektik zaten," dedi Adnan, sesi memnuniyetsiz bir homurtuya yakındı. "Bize büyük balık lazım Berçim. Hamallarla ilgilenmiyoruz. Araf’ın bağlantılarına ulaştın mı? Tedarikçiler kim? Para nereye akıyor?" "Yarın akşam," dedi Berçim, gözlerini odanın köşesindeki gölgeye dikerek. "Yarın akşam büyük bir görüşme var. Müşteriyle masaya oturacak. Beni de yanında istiyor." "Seni mi?" Adnan’ın sesinde şüpheyle karışık bir ilgi belirdi. "Bu kadar çabuk mu? Araf kimseyi o masaya oturtmaz, özellikle de yeni birini. Ne yaptın Berçim? Adamı büyüledin mi?" Berçim’in midesine bir kramp girdi. Adnan’ın bu sorusu, masum bir operasyonel merak değildi; altında yatan o iğrenç ima, Berçim’in yüzünü ateşe verdi. Araf’ın ona dokunuşu, o arabadaki an… Adnan haklı mıydı? Bunu mu kullanmıştı? Yoksa kullanılan kendisi miydi? "Güvenini kazandım," dedi Berçim, dişlerinin arasından. Sesi sertti. "İşimi yapıyorum Müdürüm. O masada olacağım ve size tedarikçinin kimliğini, sevkiyat rotalarını, her şeyi getireceğim. Sonra da bu dosyayı kapatacağız." "Umarım," dedi Adnan. "Dikkatli ol. O adam zekidir. Eğer bir açık verirsen, eğer duygusal bir hata yaparsan… seni oradan ceset torbasıyla bile çıkaramayız. Unutma Berçim, sen bir hayaletsin. Orada yoksun." Hat kapandı. Berçim telefonu elinde sıkıca tuttu, parmak boğumları beyazlaşana kadar. Sen bir hayaletsin. Evet, diye düşündü. Ben bir hayaletim. Ama artık kime musallat olduğumu bilmiyorum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD