Deponun ağır metal kapısını itip içeri girdiğinde, içerideki hava sigara dumanından grileşmişti. Floresan lambalar, sanki kendi ömürlerini tüketmek istercesine cızırtıyla yanıp sönüyordu. İçerideki o tanıdık, ağır erkek kokusu ter, tütün ve ucuz kolonya midesini bulandırdı. Masada dört kişi vardı. Taner, elindeki çakıyı masanın ahşabına saplayıp çıkarıyordu. Kerem, bacaklarını masaya uzatmış, elindeki bir tespihi sallıyordu. Caner köşede telefonla oynuyor, Bahadır ise gergince tırnaklarını yiyordu. Berçim içeri girdiğinde sessizlik oldu. Taner çakıyı saplamayı bıraktı. Kerem bacaklarını indirdi. Dört çift göz, Berçim’in üzerine odaklandı. Bakışları dün gecekinden farklıydı. Daha keskin, daha sorgulayıcı ve... daha az saygılı. “Ooo, yenge hanım teşrif etmiş,” dedi Taner, sırıtarak. Ama g

