Güneş, perdelerin arasından sızıp Berçim’in göz kapaklarına iğne gibi batarken, zihninde dönüp duran tek bir cümle vardı: Kimse benim olan şeye dokunamaz. O sabah uyanmak, bir kabustan başka bir kabusa gözlerini açmak gibiydi. Yatağının içinde doğruldu, başı zonkluyordu. Dün geceki şarap değil, adrenalin akşamdan kalmasıydı bu. Komodinin üzerindeki dijital saat 09:45’i gösteriyordu. Yanındaki çekmeceye uzandı, en dipteki, çoraplarının arasına gizlediği ses kayıt cihazını çıkardı. Soğuk metal avcunun içinde ısınırken, parmağı “oynat” tuşuna gitmek istedi ama durdu. Dinlemesine gerek yoktu. O sesi, o tehditkar ama bir o kadar da baştan çıkarıcı tonda söylenen her kelimeyi ezberlemişti. Görevi basitti: Bilgi topla, hiyerarşiyi çöz, zayıf noktayı bul ve çökert. Emniyet’teki amiri Başkomiser

