Depo, şehrin sanayi bölgesinin terk edilmiş bir köşesindeydi. Paslı konteynerler, kırık camlı binalar ve havada asılı duran ağır metal kokusu... Araf’ın sadece lüks restoranlarda takılmadığını, işin kirli kısmının burada döndüğünü biliyordu. Büyük, sürgülü demir kapı yarı aralıktı. Berçim içeri girdiğinde, içerideki loşluk gözlerini kamaştırdı. Geniş alanın ortasında, endüstriyel bir masa etrafında toplanmış dört kişi vardı. Araf, masanın başında, bir tahtın üzerindeymiş gibi oturuyordu. Dün geceki jilet gibi takım elbisenin aksine, bugün üzerinde koyu gri bir boğazlı kazak ve siyah pantolon vardı. Bu haliyle daha az iş adamı, daha çok bir sokak dövüşçüsü gibi görünüyordu. Ve çok daha tehlikeli. Gözleri, Berçim içeri girer girmez ona kitlendi. Bakışlarında bir anlık bir yumuşama mı vard

