Berçim banyodaki aynaya bakıyordu ama gördüğü suret kendisine ait değildi. Soluk teninde, sağ yanağında kuruyup kabuk bağlamış o kızıl leke duruyordu. Araf’ın parmağıyla bıraktığı imza. Mahmut’un kanı. Suyu açtı. Musluktan akan soğuk su, gürültüyle lavaboya çarpıyordu. Berçim avucuna suyu doldurdu ve hızla yüzüne çarptı. Bir kez, iki kez, üç kez. Sabunu aldı, derisini kazırcasına ovalamaya başladı. O leke oradan gitse bile, sıcaklığının bıraktığı hayalet hissin asla gitmeyeceğini biliyordu. Canavarın dokunuşu. Yarasının dikişleri sızlıyordu ama bu fiziksel acı, zihnindeki kaosa kıyasla bir hiçti. Aşağıdan artık ses gelmiyordu. Çığlıklar susmuştu. Ya Mahmut ölmüştü ya da konuşmuştu. Her iki ihtimal de evin duvarlarına sinen o ölüm sessizliğini açıklamaya yetiyordu. Yüzünü havluya gömdüğü

